Marka ara

Yüz Yirmi İki Yılda Bir Gün: De Bethune DB28

19 Kasım 2011 akşamı Cenevre’de yılın büyük ödülü bu saate verildi. Ödülü kazandıran şey kadranın altındaki küçük küreydi: paladyum ve mavileştirilmiş çelikten yapılmış, gökyüzündeki asıl ayı yüz yirmi iki yılda yalnızca bir gün şaşırarak izleyen bir ay.

Hasan Bekmezci · · 7 min read
De Bethune

De Bethune

translate Şu dillerde de mevcut English → · Français →
De Bethune
De Bethune DB28. Titanyum kasa, saat 12 yönünde kurma kolu ve altta küresel ay göstergesi. Photo: De Bethune

Cenevre’de 19 Kasım 2011 akşamı, Cenevre Büyük Saatçilik Ödülü’nün en büyüğü olan Altın İbre bu saate verildi. Saat o gece yeni değildi; ilk DB28 bir yıl önce, 2010’da tanıtılmıştı. Ödül onu yaratmadı, yalnızca fark etti. Zaten iyi bir saatin ödülle ilişkisi de böyle kurulur: ödül bir başlangıç değil, bir teyittir.

Bu saatin merkezinde bir komplikasyon yarışı yok. Kadranda ne takvim var ne çalar ne kronograf. Aşağıda, altı yönünde, gümüş rengiyle koyu mavi arasında bölünmüş küçük bir küre duruyor. İnsanlığın ilk saatini, ayı gösteriyor.

Ay, insanın gökyüzünde saymayı öğrendiği ilk şeydir. Güneş günü verir, yıldızlar yönü verir; ama ayın evreleri, okuma yazma bilmeyen bir çobanın bile dışarı çıkıp tek bakışta kaçıncı günde olduğunu anlayabileceği bir takvim kurar. Tarım da, deniz de, hasat da, göç de uzun süre bu takvimle yürüdü.

Bu kadar kullanışlı bir ölçünün insanı en çok zorlayan tarafı da şudur: ay, insanın istediği gibi tam sayılarla yürümez.

format_quote

"Ay, insanın ilk saatiydi. Ama hiçbir zaman insanın istediği gibi tam sayılarla yürümedi."

Hasan Bekmezci

İki dolunay arasındaki süreye sinodik ay denir ve bu süre 29,530589 gündür. Yani yaklaşık yirmi dokuz buçuk gün, üstelik o “yaklaşık” kelimesi bütün meseleyi kurar. Klasik çözüm iki yüz yıldır aynıdır: elli dokuz dişli bir çark kullanılır, çark günde bir diş ilerletilir ve iki ay evresi elli dokuz günde tamamlanır. Bir ay evresi böylece tam yirmi dokuz buçuk gün sürer.

Aradaki fark küçük görünür. Her ay evresinde 0,030589 gün, yani kırk dört dakika kadar hata birikir. Otuz üç ay evresinden sonra bu hata tam bir güne ulaşır ve saatiniz iki yıl sekiz ay içinde gökyüzünden bir gün geri kalır. Bunu her kullanıcı elle düzeltir ve kimse şaşırmaz.

De Bethune bu hesabı bambaşka bir yerden kurmuş. Markanın 2004’te patentini aldığı küresel ay düzeni, gerçek sinodik ayı bir günlük hataya ulaşmak için yüz yirmi iki yıl bekletiyor. Rakamı açmakta fayda var: yüz yirmi iki yıl yaklaşık bin beş yüz dokuz ay evresi eder. Bir günlük toplam hatayı bin beş yüz dokuza böldüğünüzde, her ay evresinde biriken hatanın bir dakikanın altında kaldığını görürsünüz. Klasik çarkta kırk dört dakika olan sapma, burada elli yedi saniyeye inmiş durumda.

De Bethune
Küresel ay göstergesi. Paladyum ve mavileştirilmiş çelikten yapılan küre, kadranın yüzeyinde kendi yuvasında döner. Photo: De Bethune

Rakamdan daha ilginç olan şey, De Bethune’ün ayı nasıl gösterdiğidir. Alışılmış ay göstergesi bir disktir. Diskin üzerine iki ay resmi çizilir, disk kadranın altında döner ve yarım ay biçiminde kesilmiş bir pencereden görünür. Yani gördüğünüz şey ayın resmi değil, bir pencerenin kestiği kadarıdır. Hilalin kenarı da pencerenin kenarıdır; yani keskin, kesin ve gerçek gökyüzünde olmayan bir çizgidir.

De Bethune ise diski atıp yerine bir küre koymuş. Kürenin yarısı paladyum, yarısı mavileştirilmiş çelik. Küre kendi ekseninde döndükçe, karanlık yarı ile aydınlık yarı arasındaki sınır kadranda yavaşça ilerliyor. Gökyüzünde de tam olarak bu olur. Ay bir disk değil, tek yönden ışık alan bir küredir; hilal dediğimiz şey de o kürenin üzerindeki gölge sınırıdır. Gökbilimciler bu sınıra terminatör der ve gerçek terminatör keskin değildir, yumuşaktır. Küresel gösterge bu yumuşaklığı taklit edebilir, pencereli disk edemez.

format_quote

"Bir disk ayın resmini gösterir, bir küre ayın kendisini taklit eder. Aradaki fark, gölgenin nereden geldiğidir."

Hasan Bekmezci

Atölyede bu küreyi yapan iki kişi hayal edin: küreyi tornalayıp dengeleyen tornacı ve onun mavi yarısını fırında renklendiren ustayı.

Renklendirici işin kolay tarafını istiyor. Küreyi bana bitmiş olarak ver, ben maviyi tutturayım.

Tornacı itiraz eder. Mavi, çeliğin yüzeyinde ısıyla oluşan bir oksit tabakasıdır; ısı yükseldikçe renk saman sarısından mora, oradan koyu maviye yürür. Isıtırken metal genleşir, soğurken büzülür. Kürede bu, yüzde birlerle ölçülen bir çap değişimi demektir. Ben küreyi bitmiş ölçüsünde verirsem, sen onu fırından çıkardığında ölçü kaçmış olur ve küre yuvasına sürter.

Renklendirici sorar. O halde ne yapalım?

Tornacı cevabı verir. Renk önce gelecek, ölçü sonra. Küreyi biraz büyük bırakırım, sen maviyi yaparsın, ben nihai ölçüye sonra inerim. Ama o zaman da son tornalama rengi kazımayacak kadar ince olmalı.

Bu tartışma ay göstergesinin neden pahalı olduğunu tek başına anlatır. Ortada yalnızca bir süs yok; ısı, genleşme, denge ve tolerans aynı küçük parçada buluşuyor. Küre ayrıca kendi ekseninde dengeli dönmek zorunda, çünkü dengesiz bir küre kendi ağırlığıyla mekanizmaya yük bindirir.

De Bethune
Kırk iki virgül altı milimetrelik titanyum kasa. Kurma kolunun saat 12 yönünde durması cep saatlerinden gelen bir alışkanlık. Photo: De Bethune

Kasa titanyumdan ve kırk iki virgül altı milimetre çapında. Titanyumun yoğunluğu santimetreküp başına yaklaşık dört buçuk gram, çeliğinki ise sekize yakın. Aynı hacimdeki bir kasa böylece neredeyse yarı ağırlığa iner. Bu bir konfor ayrıntısı gibi görünür, oysa doğrudan mekaniği ilgilendirir: bileğe takılı hafif bir kasa, ani hareketlerde mekanizmaya daha az eylemsizlik yükü aktarır.

Kurma kolu saat 12 yönünde duruyor. Bu, cep saatlerinin zincir halkasının bulunduğu yerdir ve De Bethune onu bilerek oraya taşımış. Kasanın yanları böylece temiz kalıyor ve kol, saatin altına giren kolun kemiğine bastırmıyor.

De Bethune
Patentli yüzen kulaklar. Kayış bağlantısı sabit değil, bileğin biçimine göre hareket ediyor. Photo: De Bethune

Asıl ayrıntı kulaklarda. Klasik bir saatte kulaklar kasadan çıkan iki sabit çıkıntıdır ve kayışın bileğe hangi açıyla ineceğini onlar belirler. Bilek ince ya da kalınsa, açı yanlış olur ve saat bilekte tek noktadan basınç uygular. De Bethune bu çıkıntıları kasaya sabitlemek yerine hareketli hale getirmiş ve patentini almış. Yüzen kulaklar bileğin eğrisine göre kendini ayarlıyor, temas alanı büyüyor, basınç yayılıyor.

Fizik burada basit ama sonucu büyük. Basınç, kuvvetin temas alanına bölünmesidir. Aynı ağırlığı iki kat geniş bir yüzeye yayarsanız, bileğin hissettiği basınç yarıya iner. Yüzen kulakların yaptığı şey tam olarak budur.

De Bethune
Delta biçimli ana platina, De Bethune’ün imzası. Yüzey ayna hâline gelene kadar elde parlatılıyor. Photo: De Bethune

Mekanizma tarafında da aynı mantık sürüyor. Ana platina delta biçiminde ve markanın imzası sayılıyor. Yüzey, ortam ışığını olduğu gibi geri verecek kadar parlatılıyor; bu işlem tek bir parçada üç saate kadar sürebiliyor. Cila burada süs değil, bir ölçüm aracı: gerçekten düz olmayan bir yüzey ayna olmaz, dalgalanır. Ayna görüntüsü düzlüğün kanıtıdır.

Güç iki bareladan geliyor ve saat altı gün çalışıyor. Bu altı gün doğrudan zemberek büyütülerek elde edilmemiş. De Bethune saç yayı üzerinde yaptığı çalışmayla sürtünme ve enerji kaybını azaltmış ve rezervi yüzde yirmi artırmış.

De Bethune
Balans çarkı titanyumdan, ağırlıklar beyaz altından ve dış çembere yerleştirilmiş. Photo: De Bethune

Balans çarkı titanyumdan yapılmış ve dış çemberine küçük beyaz altın ağırlıklar oturtulmuş. Bu yerleşim tesadüf değil. Bir cismin dönmeye karşı direnci, yani eylemsizlik momenti, kütlesiyle birlikte kütlenin eksene olan uzaklığının karesine bağlıdır. Ağırlığı merkeze koyarsanız neredeyse hiçbir şey kazanmazsınız; aynı ağırlığı çembere taşırsanız etkisi katlanır. Hafif bir gövde ve dışarıdaki küçük ağırlıklar, böylece hem düşük toplam kütle hem yüksek eylemsizlik sağlar. Yüksek eylemsizlikli bir balans, dışarıdan gelen sarsıntılara daha az aldırır.

Saç yayı da alışılmışın dışında. Klasik bir Breguet yayında son kıvrım yukarı kaldırılır ve yayın merkezden nefes alması sağlanır; bunun bedeli yüksekliktir. De Bethune son kıvrımı yukarı kaldırmak yerine düz bırakıp yayın dışına tutturmuş. Yay böylece merkezini koruyarak açılıp kapanıyor, mekanizma alçak kalıyor, raket ayarı incelebiliyor ve pim gerekmiyor. Kıvrımın biçimi ayrıca darbe anında bir yastık gibi davranıyor. Malzemenin iç yapısı da zorlanmadığı için yay kendi geriliminden zarar görmüyor.

Darbe konusunda saatin üçüncü bir savunması daha var. De Bethune balans köprüsünü tek taraftan değil, iki taraftan simetrik olarak tutturan ilk marka oldu; böylece balansın ekseni her iki uçtan destekleniyor. Bunun üstüne köprünün iki ucuna birer darbe emici eklenmiş ve balansın kendi emicisi zaten yerinde duruyor. Üç emici birlikte çalıştığı için düzenin adı üçlü pare-chute. Emiciler vida yerine yayla çalışıyor ve yaylar parlatılmış eksenler üzerinde oturuyor; yani sert bir temas yerine yumuşak bir geri dönüş var.

De Bethune
DB28 ailesinin bir başka yorumu. Aynı kasa, aynı kulaklar, farklı bir gökyüzü. Photo: De Bethune

Bütün bu ayrıntıların arkasında tek bir isim duruyor: Denis Flageollet. Markanın kurucusu ve baş saatçisi olarak DB28’in her katmanını kendisi tasarladı. Üretimin tamamı markanın kendi atölyesinde yapılıyor ve marka kurulduğundan bu yana otuz bir kalibre geliştirdi.

DB28 bu yüzden bir koleksiyon parçası olmaktan fazlasını ifade ediyor. Bir saat markasının on yıl içinde bir tasarımı bu kadar az değiştirmesi, o tasarımın baştan doğru kurulduğunun kanıtıdır. Bugün hâlâ üretilen DB28’in siluetini 2010’daki ilk örneğinin yanına koyduğunuzda aradaki farkı bulmak zordur.

De Bethune
Aynı mimarinin mavi kadranlı yorumu. Küresel ay bu kez yıldızlı bir zemin üzerinde duruyor. Photo: De Bethune
format_quote

"Ustanın hatası yüz yirmi iki yılda bir güne düşüyorsa, asıl söylediği şudur: ölçüyü ben koymadım, yalnızca kopyaladım."

Hasan Bekmezci

Bu saate uzun süre bakınca insanın aklına şu gelir. Bir saatçi ay göstergesi yaparken aslında bir şey icat etmiyor. Gökyüzünde zaten işleyen bir düzeni ölçüyor, sayıyor ve mümkün olduğu kadar sadık biçimde kopyalamaya çalışıyor. Yirmi dokuz gün on iki saat kırk dört dakika üç saniye; bu sayıyı kimse seçmedi, kimse oylamadı, kimse değiştiremiyor. İnsanın yapabildiği tek şey ona yaklaşmak.

Ölçünün kendisi insanın elinde olmadığı için, saatçiliğin bütün ciddiyeti de bu yaklaşma çabasında toplanıyor. Kırk dört dakikadan elli yedi saniyeye inmek büyük bir iştir ve yine de sıfır değildir. Bileğinizde taşıdığınız şey, insan elinin ulaşabildiği en yakın noktadır; arkasındaki asıl düzeni kuran el ise başkasına aittir. DB28’i güzel yapan da bu alçakgönüllülük: kendini gökyüzünün yerine koymuyor, onu dikkatle izliyor.

Kategori Ödüller
Yazar Hasan Bekmezci
Yayın Tarihi Eylül 16, 2026
Okuma Süresi 7 min read
edit_note

Editöre Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

mail

Dergi Özeti

Dünyanın en önemli saatleri hakkında haftalık haberler için çevremize katılın.