On dokuzuncu yüzyılın başında Alexander von Humboldt Güney Amerika’nın iç bölgelerinde ilerlerken en çok ihtiyaç duyduğu şey haritada nerede olduğunu bilmekti. Enlem kolaydı; güneşin öğle vakti ufkun üzerindeki yüksekliğini ölçmek yeterliydi. Boylam ise bambaşka bir sorundu ve o sorunun tek çözümü bir saatti.
Mantık şudur. Dünya yirmi dört saatte üç yüz altmış derece döner, yani saatte on beş derece. Yanınızda bir referans şehrin saatini şaşmadan taşıyan bir kronometre varsa, bulunduğunuz yerde güneşin tam tepeye geldiği anı ölçer ve iki saat arasındaki farka bakarsınız. Fark bir saatse, o şehirden on beş derece uzaktasınız demektir.
Bu yöntemin bütün yükü kronometrenin omuzlarındadır. Aletin bir dakikalık hatası, ekvatorda yaklaşık yirmi sekiz kilometrelik bir konum hatasına dönüşür. Bir haritayı bu hatayla çizerseniz, nehirler yanlış yerden geçer.
format_quote"Zaman bilmek, nerede olduğunu bilmektir. Bir dakikalık hata, ekvatorda yirmi sekiz kilometrelik bir yanılgıya dönüşür."
Hasan Bekmezci
Humboldt seferlerinde koordinatlarını hesaplamak ve bilimsel ölçümlerini yapmak için Johann Heinrich Seyffert’in kronometrelerine güvendi. Seyffert on sekizinci yüzyılın sonunda Saksonya’da hassas zaman ölçümünün temellerini kurmuş bir saatçiydi ve Humboldt onun işini özellikle takdir ediyordu.
Bu saatin kadran tasarımı doğrudan oradan geliyor. Lange, Richard Lange Tourbillon “Pour le Mérite”in yüzünü Seyffert’in 93 numaralı hassas kronometresinden esinlenerek çizdi. Ortada tek bir merkez ve üst üste binmiş üç ibre yok; saat, dakika ve saniye ayrı ayrı dairelerde, birbirine değecek kadar yakın ama karışmayacak kadar ayrı duruyor. Bilimsel bir aletin yüzü böyle kurulur, çünkü ölçüm yapan insan bir seferde tek bir büyüklüğü okur.
Kadranın altında dönen tourbillon her zaman görünmüyor. Saat okumak için gerekmediği anlarda küçük bir kapak yana dönüyor ve mekanizmayı açıkta bırakıyor. İbre altı ile on iki arasındaki yayda ilerlerken kapak yerine geri dönüyor ve üzerindeki VIII, IX ve X rakamlarıyla saat çemberini tamamlıyor. Yani kadran, okunması gereken anda eksiksiz bir kadran; okunması gerekmeyen anda bir pencere.
Bütün bu düzenin kurulduğu asıl sorun ise kadranın altında, en başta duruyor. Mekanik bir saatin enerjisi bir zembereğin içinde saklanır ve zemberek kurulduğunda gergin, boşaldıkça gevşektir. Tam kuruluyken eşapmana giden kuvvet güçlü, otuz saat sonra zayıftır. Balansın genliği bu iki uç arasında sürüklenir ve genlik değişince saatin hızı da değişir. Yani saat bugün doğru olsa bile yarın, zemberek boşaldıkça, aynı doğrulukta olmaz.
Bu sorunun tarih boyunca iki tür cevabı verildi. Birincisi gizlemektir: zembereğin yalnızca orta bölümünü kullanırsınız, uçlardaki uç değerlere hiç girmezsiniz. İkincisi düzeltmektir ve zincirli salyangoz bu ikinci yolun en eski, en zarif örneğidir.
Salyangoz, adını biçiminden alan koni şeklinde bir makaradır. Zemberek kutusu ile koni arasında ince bir zincir gerilir. Saat tam kuruluyken zincir koninin dar ucundan çeker; kuvvet yüksektir ama kolu kısadır. Zemberek boşaldıkça zincir koninin geniş ucuna doğru iner; kuvvet düşer ama kolu uzar. Dönme momenti kuvvet ile kolun çarpımı olduğu için, biri azalırken diğerinin artması çarpımı neredeyse sabit tutar. Eşapmana giden itki böylece saatin ilk saatinde de son saatinde de aynı büyüklükte kalır.
Fikir saatçilikten eskidir. On beşinci yüzyıl kule ve masa saatlerinde, hatta tatar yaylarını kuran kollarda aynı geometriye rastlanır. Zorluk fikirde değil, zincirdedir.
format_quote"Salyangoz zembereği güçlendirmez. Zembereğin zayıfladığını kabul eder ve bu zayıflamanın önemsiz kalacağı bir geometri kurar."
Hasan Bekmezci
Atölyede bu mekanizmayı konuşan iki kişi hayal edin: salyangozu hesaplayan konstrüktör ve zinciri örecek olan usta.
Zincir ustası önce sayıyı sorar. Kaç baklaya ihtiyacımız var?
Konstrüktör cevabı verir. Yüzlerce. Her bakla iki ince plaka ve bir perçinden oluşuyor. Zincirin genişliği bir milimetrenin altında kalacak, çünkü koninin yivine oturması gerekiyor.
Usta itiraz eder. Bu zincir bir bisiklet zincirinin minyatürü değil. Her bakla diğerinin tıpatıp aynısı olmak zorunda. Bir bakla ötekinden bir mikron uzun olursa, zincir koninin üzerinde düzgün sarılmaz ve düzeltmek istediğimiz kuvvet eğrisine kendi dalgalanmasını ekler.
Konstrüktör bunu kabul eder. Bedel budur. Karşılığında aldığımız şey ise şudur: kuvvet eğrisini saklamıyoruz, düzeltiyoruz.
Zincirin bir de yan etkisi vardır. Saati kurarken zemberek kutusu ters yönde dönmek zorunda kalır ve bu, çarkları bir an için durdurur. Lange bunu salyangozun içine yerleştirilmiş bir gezegen dişli takımıyla çözüyor; saat kurulurken bile çalışmaya devam ediyor.
İkinci düzeltici tourbillon. Breguet’nin iki yüzyıl önce ortaya koyduğu fikir basittir. Bir saat cebinizde ya da bileğinizde dik durduğunda, balans ve saç yayı yerçekimini tek bir yönden yaşar ve bu yön hep aynı kalırsa hata da hep aynı yönde birikir. Tourbillon eşapmanı bir kafesin içine alır ve kafesi dakikada bir tur döndürür. Yerçekimi ortadan kalkmaz; ama saat dik dururken bile balans her dakika içinde bütün dik konumları sırayla yaşar ve hatalar birbirini götürür.
format_quote"Bir tourbillon yerçekimini ortadan kaldırmaz. Onu her dakika bir kez her yönden eşit biçimde yaşamaya razı eder."
Hasan Bekmezci
Tourbillonun bilinen bir zaafı vardır: saati saniyesine kadar ayarlamak zordur. Normal bir saatte kurma kolunu çektiğinizde balansa küçük bir fren dokunur ve saniye ibresi durur. Balans dönen bir kafesin içindeyse bu frene ulaşmak kolay değildir; bu yüzden pek çok tourbillon saniye ayarına izin vermez ve saatinizi telefonunuzla aynı saniyeye getiremezsiniz.
Lange bu saatte patentli bir duran saniye düzeni kullanıyor. Kurma kolu çekildiğinde tourbillon, dolayısıyla mekanizmanın tamamı duruyor ve saat bir saniye hassasiyetiyle ayarlanabiliyor. Hassas bir alette bu ayrıntı süs değil, işin tanımıdır; saniyesine kadar ayarlanamayan bir saatin saniyesine kadar doğru olması da anlamsızdır.
Saatin adındaki Pour le Mérite ifadesi de kendi başına bir hikâye taşıyor. Aslen bir Prusya nişanının adıdır ve 1842’de bu nişana bilim ve sanat için ayrı bir sınıf eklenmiştir. Alexander von Humboldt bu sınıfın kuruluşunda etkili olan isimlerin başında gelir. Yani Humboldt’un seferlerde güvendiği kronometre geleneği ile saatin taşıdığı ad, aynı insanın etrafında birleşiyor. Lange bu adı yalnızca zincir ve salyangoz taşıyan saatlerine veriyor.
Mekanizmanın adı L072.1. Glashütte’de üretiliyor, elde kuruluyor ve köprüleri elde perdahlanıyor. Balans köprüsü her saat için ayrı ayrı, elde oyularak süsleniyor; bu yüzden iki Lange balans köprüsü birbirinin tıpatıp aynısı olmuyor.
Bu saati ilginç kılan şey, iki ayrı düzelticiyi aynı mekanizmada birleştirmesi. Zincirli salyangoz enerjinin zamanla azalmasını düzeltir; tourbillon konumun etkisini düzeltir. İkisi de bir kusuru yok etmez, ikisi de kusurun sonucunu dağıtır. Saatçiliğin en olgun hâli galiba budur: yok edemediğin şeyi inkâr etmemek, ona göre bir düzen kurmak.
Humboldt’un Seyffert’in kronometresine bakarken yaptığı işi bir kez daha düşünün. Elindeki alet ona zamanı değil, aslında bir mesafeyi söylüyordu. Dünyanın kendi ekseninde döndüğünü ve bu dönüşün düzenli olduğunu bildiği için, zamanı ölçerek yerini bulabiliyordu. Yani ölçtüğü şey saat değil, gökyüzünün verdiği sözdü: dünya dün nasıl döndüyse bugün de öyle dönecek.
İki yüzyıl sonra bu saatin içindeki zincir de aynı söze güveniyor. Zembereğin zayıflayacağını biliyor, kendi geometrisini buna göre kuruyor ve geriye kalan işi balansa bırakıyor. Bir insanın yapabileceği en dürüst şey de belki budur: değiştiremeyeceğin şeyi kabul etmek, elinden geleni ona göre düzenlemek ve düzeni kuranın sözüne güvenmek.