Zirvenin Rüyası
Bu saatin hikâyesi bir İsviçre atölyesinde değil, ondan çok önce, 1600'lerin Japonya'sında, Edo döneminin (1615-1868) sessiz saraylarında başlar. O çağda feodal beyler için yapılan eşyalar sıradan nesneler değil, birer sabır ve zaman abidesiydi: ağaçtan sızan bir reçinenin, yani urushi lakesinin, aylar süren bir ritüelle kat kat işlenip altın ve sedefle bezendiği; bir kutunun ya da bir kılıç kınının yapımının bir insan ömrünün küçük bir parçasını yuttuğu bir dünya.
İşte Voutilainen 28LQU'nun ruhu tam da o dört asır öncesine uzanır. Çünkü bu saatin kadranını, hatta mekanizmasını süsleyen sanat, Edo döneminin kaybolmaya yüz tutmuş inceliğini bugüne taşıyan tek bir ustanın elinden çıkar: Tatsuo Kitamura. Biz bu saati anlatırken, aslında bir saatten çok, dört yüzyıllık bir hikâyeyi anlatıyoruz.
Wajima'nın Bekçisi: Tatsuo Kitamura
Japonya'nın Wajima kasabasında, dünyanın en önde gelen urushi lake atölyelerinden biri bulunur: Kitamura Stüdyosu. Tatsuo Kitamura'nın önderliğinde bu atölye, yalnızca doğal malzemeler kullanarak Japon geleneğinin zirvesini temsil eden eserler üretir. Her parça, Edo döneminde ifade edildiği hâliyle geleneksel Japonya'nın ruhunu, tinini ve kültürel kimliğini koruma sorumluluğunu taşır.
Kitamura yalnızca yeni eserler yaratmakla kalmaz; son yıllarda Edo dönemi feodal beylerine ait geleneksel eşyaları restore etmeye de emek verir. Yüzlerce yıl önce yapılmış bu nesneler, dayanıklılıkları ve elle dokunulduğunda bile onarılabilmeleri sayesinde bugün hâlâ ilk günkü güzelliklerini korur. Bu, izleyeni fiziksel bir düzeyde saran; yaratılışları için gereken adanmışlık, sabır ve ustalık karşısında insanı hayrete düşüren bir sanattır.
Altın Tozu ve Kesilmiş Sedef: Bir Sanatın Anatomisi
Kitamura'nın diliyle konuşan başlıca teknikler vardır. İlki maki-e'dir: desen önce urushi lakesiyle çizilir; lake henüz ıslakken üzerine altın tozu serpilir (saçılır) ve bu toz, deseni yüzeye tutundurarak sonsuza dek sabitler. İkincisi raden'dir, bir sedef kakma sanatı: desenler urushi lakesi, altın tozu, kesilmiş altın levhalar ve turban ile abalon deniz kabuklarıyla örülür.
Ama Kitamura'yı efsane yapan, kendi özgün tekniği Saiei Maki'dir. Bu teknik, 17. yüzyılda ortaya çıkmış ama 19. yüzyıla varmadan tamamen kaybolmuş, olağanüstü ayrıntılı ve perdahlı (burnished) bir maki-e sanatı olan Somada'yı yeniden hayata döndürür. Kitamura, türlü türde ve rengârenk özel deniz kabuklarını ve ince altın kakmayı kullanarak bu kayıp sanatı diriltir; üstelik ona çağdaş bir soluk da katarak.
Peki bu ne kadar zordur? Düşünün: bir milimetrenin kesirlerine inen minicik kabuk parçaları, renklerine ve parıltılarına göre tek tek seçilir, elle kesilir ve yerine yerleştirilir. Urushi lakesi, her katmanı nemli odalarda günlerce, kimi zaman haftalarca kurutularak kat kat sürülür; havada uçuşan tek bir toz zerresi bile o katmanı mahvedebilir. Yüzey defalarca perdahlanır ve cilalanır; tek bir yanlış hamle, aylarca süren emeği bir anda yok eder. İnsan bu eserlerin karşısında ister istemez sorar: bunu bir insan eli nasıl başarabildi?
İki Zirvenin Buluşması
Voutilainen 28LQU, işte bu iki dünyanın, iki zirvenin buluşmasıdır: Batı'nın en hassas mekaniği ile Doğu'nun en sabırlı lake sanatının. Kari Voutilainen, İsviçre saatçiliğinin klasik grameriyle üretilmiş kusursuz bir mekanizma ortaya koydu; Tatsuo Kitamura ise dört asırlık bir geleneğin özünü. Bu ortaklık, tek bir bileğe iki medeniyetin el emeğini taşıdı.
Everest'i Bileğe Taşımak
Model adındaki 28, Voutilainen'in imza kalibre ailesine; LQU ise laque, yani lakeye bir göndermedir. Bu tek parça, dünyanın en yüksek noktasına, Everest'in zirvesine ulaşma hayaliyle yaşayan bir koleksiyoner için yaratıldı. Kadranda şafak vaktinin kızıl-turuncu gökyüzü altın tozuyla parlar; altından yükselen Everest'in zirvesi, önündeki irize yamaçlar ve su ise raden tekniğiyle, ışıkta turkuazdan mora dönen sayısız kabuk parçasından örülür.
Asıl cüret ise şudur: Kitamura'nın fırçası kadranla yetinmedi. Mekanizmanın titanyum köprüleri ve çelik tırmık çarkı bile urushi ve altın maki-e ile süslendi; üzerlerine altın yıldız tozları ve pembe-altın bir mandala işlendi. Bir mekanizmanın içini lakeyle bezemek, saatçilik tarihinde neredeyse hiç görülmemiş bir şeydir. Bütün bu emek, bin saatten fazla bir çalışmayı gerektirdi.
Zamanın Kalbi ve Tantal Zırhı
Bu sanatın altında, Voutilainen atölyesinde tasarlanıp üretilen 30 mm çapında, 165 parça ve 21 taştan oluşan bir mekanizma atar; saatte 18.000 titreşimle çalışır ve 65 saatlik güç rezervi sunar. Kalbinde ustanın imzası olan çift çarklı doğrudan darbe eşapmanı, 13,50 mm çapında pembe altın ayar ağırlıklı serbest yaylı bir denge çarkı ve hem Phillips uç eğrisi hem de Grossmann iç eğrisiyle biçimlendirilmiş bir denge sarmalı bulunur. Görünen çarklar som 18 ayar altından, ana platin ise Alman gümüşündendir.
Bir dağ rüyasına yakışır biçimde kasa ve kurma kolu da atölyede, nadir ve olağanüstü sert bir metal olan tantaldan üretilmiştir. Mavimsi-gri tonuyla tantal, hem işlenmesi en zor metallerden biridir hem de âdeta bir zirve tırmanışının zırhıdır. 39 mm çapındaki kasa, önü ve arkası yansıma önleyici safir camla korunur.
Sabırla Ulaşılan Zirve
Voutilainen 28LQU, yalnızca bir saat değil; bir hayalin, bir zirve tutkusunun ve dört asırlık iki büyük zanaat geleneğinin birleşimidir. Edo döneminin sessiz saraylarında filizlenen bir sanat, bugün bir Finlandiyalı ustanın mekaniğiyle buluşup bir dağın portresine dönüşmüştür. Kimi zirvelere ayakla değil, ancak sabırla ve sanatla ulaşılır; ve bu saate baktığınızda, dört yüz yılın sabrını aynı anda görürsünüz.