Galata Kulesi’nin gölgesinin Haliç’e vurarak kırıldığı bir İstanbul gecesinde, Boğaz kenarındaki tarihi bir yalı rıhtımında iki kişi duruyor: bir biyofizikçi ve bir horoloji tarihçisi.
Aşağıda, Boğaz’ın akıntı burnunda birleşen iki farklı su kütlesi birbirine karışırken suyun üzerinde turkuaz ve lacivert yakamoz halkaları kırılıyor.
Şu akıntı çizgisine bak, diyor biyofizikçi. İnsanların çoğu Boğaz’ı tek bir nehir sanır. Oysa burada iki ayrı nehir var ve ters yönlere akarlar. Karadeniz’in suyu nehirlerle beslendiği için daha az tuzlu, yani daha hafiftir; üstte, Marmara’ya doğru akar. Akdeniz’den gelen su ise çok daha tuzlu ve ağırdır; alttan, ters yönde, Karadeniz’e doğru ilerler. Aralarında keskin bir sınır vardır ve bu sınır yer yer otuz kırk metre derinlikte durur. Bir dalgıç o sınırı geçerken suyun görüntüsünün tıpkı cam gibi bulanıklaştığını görür.
Doğada hiçbir akışkan rastgele hareket etmez. Su; moleküler düzeyde kendi yüzey gerilimini, yerçekimini ve dönmeden doğan kuvveti hisseden canlı bir mekanizmadır. Tıpkı insan yüzündeki kırktan fazla mimik kasının aynı anda kasılarak tek bir gülümseme frekansı yaratması gibi, doğa akışkanlık ile mimariyi tek bir hidrolik dengede birleştirir.
İşte tam da bu yüzden insanlık yüzyıllardır zamanı sadece ciddi ve rijit rakamlarla ölçmeye çalışarak bir şeyi kaçırdı, diye karşılık veriyor tarihçi, kolundaki saatin kadranına süzülen yakamoz ışığını izlerken. İsviçre’nin ağırbaşlı zaman anlayışının karşısına Rus saatçiliğinin aykırı dehası Konstantin Chaykin çıktığında ortaya çıkan şey şuydu: zaman, insan mimiklerinin ve mizahın aktığı kinetik bir oyun da olabilir. Bak şu kadrana; iki göz yuvarlağı saat ve dakikayı gösterirken sürekli hareket ediyor. Ağız ise bir ay safhası göstergesi. Saatin mimiği her dakika değişiyor; Boğaz’ın o durdurulamaz, neşeli ve değişken akıntısı gibi.
format_quote"Boğaz tek bir nehir değil; iki ayrı nehirdir ve ters yönlere akarlar."
Hasan Bekmezci
İnsan yüzü, doğadaki en karmaşık mekanik tuvaldir. Bir insanın gülümsemesi veya alaycı bir bakışı, beyinden çıkan elektrik sinyallerinin mikro-kas ağlarını harekete geçirmesiyle oluşur.
İnsan beyni, hayatta kalmak için gördüğü her iki nokta ve bir çizgiyi insan yüzü olarak algılamaya programlanmıştır. Buna pareidoli denir ve bebeklerde daha ilk haftalarda ortaya çıkar. Prizin üç deliğinde, bir arabanin farlarında, bulutlarda hep bir yüz görürüz. Çünkü kalabalığın içinde bir yüzü fark etmekte geç kalmak, atalarımız için ölümcül bir gecikmeydi. Chaykin, yüksek saatçilikte ilk kez bu nörolojik refleksi mekanik bir komplikasyona dönüştürdü.
Kadrandaki iki disk sürekli döndükçe saatin yüz ifadesi günde bin dört yüz kırk defa değişir; çünkü bir günde bin dört yüz kırk dakika vardır. Kimi zaman şaşkın, kimi zaman alaycı, kimi zaman da şaşı bakan bir çehre. Saat on ikide ve dakika sıfırda Joker tam karşıya bakar; saat ilerledikçe göz bebekleri birbirinden ayrılır ve kadran yeni bir ifade alır.
format_quote"Saatin mimiği günde bin dört yüz kırk defa değişir; çünkü bir günde o kadar dakika vardır."
Hasan Bekmezci
Konstantin Chaykin’in ikonik Wristmons, yani bilek canavarları ailesinin en yeni üyesi, doğrudan İstanbul için yapıldı ve adını Boğaz’dan aldı: Bosphorus Joker.
Saat, bağımsız saatçiliği Türkiye’de temsil eden Salon Kantièm iş birliğiyle geliştirildi ve dünya prömiyerini 22-27 Eylül 2026 tarihleri arasında Tersane İstanbul’da düzenlenen Contemporary Istanbul’da yaptı. Salon Kantièm fuarda resmi zaman partneri olarak yer aldı ve Chaykin’in saat mekanizmalarından ilham alan çağdaş resimleri de aynı alanda ilk kez sergilendi. Üretim yalnızca elli adetle sınırlı.
Kadranın turkuaz zeminindeki dalga biçimli guilloché, geleneksel bir guilloché tezgahıyla kazınır. Bu iş el ile döndürülen bir makinede yapılır ve kalem metalin yüzeyini milimetrenin yüzde biri derinliğinde çizer; her çizgi ışığı başka bir açıyla yansıtır. Bileğinizi çevirdikçe kadrandaki dalgalar bir su yüzeyi gibi kıpırdar; renk aynı kalır ama derinlik değişir.
Sol göz saati, sağ göz ise dakikayı gösterir. Akrep ve yelkovan kolları rafa kaldırılmıştır; onların yerine göz bebeği biçimindeki siyah diskler kendi eksenlerinde döner. Saatin alt kısmındaki geniş, kırmızı çerçeveli gülümseme ise ayın yirmi dokuz buçuk günlük döngüsünü gösteren bir ay safhası komplikasyonudur. Kırmızı disk ağzın bir ucundan girip ötekinden çıkarak saatin dilini ve gülüşünü oluşturur. Yani saatin suratı, kullanıcının keşinden önce gelen bir şaka değil; üç ayrı göstergenin aynı anda çalışmasından doğan bir sonuçtur.
Çerçeve üzerindeki küçük plakalarda ise maça, karo, sinek ve kupa sembolleri ile bir J harfi işlenmiştir; saatin şans ve oyun felsefesi çeliğe kazınır. Kayış siyah timsah derisindendir, astarı mor ve dikişleri turkuazdır.
Kasa paslanmaz çeliktir ve arka kapaktaki safir camdan otomatik mekanizma ile Chaykin imzalı rotor görünür. Kapağın çemberine iki kelime kazınmıştır: ISTANBUL ve KANTIEM. Bir saatin arkasına bir şehrin adının yazılması sık rastlanan bir şey değildir; burada o yazı, saati sipariş eden tarafın değil, saate adını veren suyun kıyısının işaretidir.
Konstantin Chaykin Bosphorus Joker, saatçiliğin katı, sıkıcı ve steril kurallarına Boğaz’ın ortasında atılmış neşeli bir kahkahadır. Zamanı kasvetli rakamların hapishanesinden çıkarıp Boğaz’ın turkuaz akıntısına, insan yüzünün mimik anatomisine ve hayatın mizahına bağlar.
Mizahın kendisi de bir lütuftur. Karşısındakinin yüzündeki en küçük kas kıpırtısından şakayı anlayan, gülmeyi öğrenmeden gülen ve iki nokta bir çizgide bir yüz gören bir varlığız. Bu yeteneği kimse bize öğretmedi; doğarken yanımızda geldi. Yaratıcı, insanı yalnızca yaşayacak kadar değil, gülecek kadar da donatmış.
Kadrandaki o dönen gözlere ve kırmızı ay-dilin oluşturduğu neşeli gülümsemeye her baktığınızda; akan dakikaların geçip giden bir kayıp değil, hayatın yüzüne karşı atılmış zarif ve mekanik bir tebessüm olduğunu anlarsınız.
format_quote"Yaratıcı, insanı yalnızca yaşayacak kadar değil, gülecek kadar da donatmış."
Hasan Bekmezci
Üreticinin kendi sitesindeki Joker sayfası: Konstantin Chaykin, Joker