Sekiz Gezegenin Şiiri: Christiaan van der Klaauw Grand Planétarium Eccentric

Hasan Bekmezci · · 5 min read
CvdK Grand Planetarium Eccentric - platin (klaauw.com)

CvdK Grand Planetarium Eccentric - platin (klaauw.com)

translate Also available in English → · Français →

Carl Sagan'ın o meşhur sözünü hatırlayın: 'Bizler yıldız tozundanız.' Bu bir şiir değil, kelimenin tam anlamıyla bir fizik gerçeğidir. Kanımızdaki demir, kemiğimizdeki kalsiyum, soluduğumuz oksijen; hepsi milyarlarca yıl önce yıldızların içinde dövüldü ve o yıldızlar öldüğünde evrene savruldu. En ağır elementler, altın, platin ve nadir topraklar ise daha da şiddetli bir olayda, iki ölü yıldızın çarpıştığı bir kilonovada doğdu. Yani evren, en küçük atomdan en uzak gezegene kadar, tek bir hamurdan yoğrulmuştur.

Madem öyle, gökyüzüne bakan bir insan aslında kendi aslına bakar. Ve kimi ruhlar, o göksel nakışları okudukça maddeden manaya doğru billurlaşır; beden kafesini aşıp yıldızların arasında bir yolculuğa çıkar. İşte bu yazı, böyle bir seyyahın sekiz gezegen arasındaki yolculuğunun ve o yolculuğu bir bileğe sığdıran bir dâhinin hikâyesidir.

CvdK Grand Planetarium Eccentric - platin on gorunum
Christiaan van der Klaauw Grand Planétarium Eccentric, platin. Photo: Christiaan van der Klaauw (klaauw.com)

Gökyüzünün Sekiz Durağı

O gece seyyahın ruhu, beden kafesinden sıyrılıp parıltılı bir ışık seline dönüştü ve Güneş'in etrafında dönen sekiz dünyayı tek tek dolaştı. Ama gördüğü şey ne masallardaki yaratıklardı ne de kör bir mekanik. Gördüğü, kusursuz bir düzen ve derin bir teslimiyetti. Her gezegen, kendisine biçilen yörüngede, hiç şaşmadan, âdeta bir ubudiyet hâlinde dönüyordu.

Merkür, Güneş'e en yakın olan, seksen sekiz günde bir turunu tamamlayan telaşlı bir zikirdi; Venüs iki yüz yirmi dört günde, Dünya üç yüz altmış beş günde döndü. Daha dışarıda Mars, Jüpiter ve Satürn; her biri kendi ağırbaşlı temposunda salınıyordu. Ve en uzaktakiler seyyahı en çok sarsanlardı: Uranüs seksen dört yılda, Neptün ise tam yüz altmış dört yılda bir tek turunu tamamlıyordu. Neptün'ün tek bir yılı, koca bir insan ömrünün iki katıydı. Seyyah anladı ki her gezegen kendi zamanını, kendi yörüngesiyle ölçüyordu; ve hepsi bir arada, sessiz ama muazzam bir raksın parçasıydı. Kâinat, dönen bir tespihti; her gezegen bir tane.

Sekiz gezegenin Gunes etrafinda gercek zamanli yorungeleri (kadran ustten)
Kadranın kalbi: sekiz gezegenin Güneş etrafındaki gerçek zamanlı yörüngeleri. Photo: Monochrome Watches

Ölümden Doğan Işık

Seyyah en karanlık durağa, Neptün'ün gecesine vardığında, elindeki saatin kadranının kendi kendine parladığını fark etti. Bu solgun yeşil ışığın adı Super-LumiNova'ydı; gündüz ışığı emip gece geri veren bir madde. Ama onu asıl parlatan şey, içindeki iki nadir toprak elementiydi: europyum ve disprosyum. Ve bu elementler, girişteki o hakikatin canlı bir kanıtıydı; çünkü onlar Dünya'da değil, milyarlarca yıl önce bir kilonovanın, iki yıldızın ölüm ateşinin içinde dövülmüştü.

Böylece kadran, evreni yalnızca resmetmiyordu; karanlıkta parlayan o ışıkla, gerçekten bir yıldızın ölümünden bir parça taşıyordu. Seyyahın avucundaki bu küçük evren, büyük evrenin küllerinden yapılmıştı.

Leiden'li Dâhi ve 3.338 Diş

Peki bir insan, bu göksel dansı, bu sekiz farklı zamanı nasıl olur da bir bileğe sığdırır? Bu sorunun cevabı, Hollanda'nın Leiden şehrinde 1944'te doğan bir çocukta saklıdır: Christiaan van der Klaauw. Leiden tesadüf değildi; üç yüz yıl önce Satürn'ün halkalarını ilk çizen ve sarkaçlı saati icat eden büyük Christiaan Huygens de o şehirde yetişmişti. Sanki gökbilim ile saatçilik, aynı toprakta aynı ada yazılmıştı. Genç Christiaan 1974'te, dünyada baştan sona yalnızca astronomik saatlere adanmış tek atölyeyi kurdu; 1989'da İsviçre'nin efsanevi bağımsız yaratıcılar akademisi AHCI'ye kabul edilen ilk ve tek Hollandalı oldu, George Daniels ve François-Paul Journe ile aynı çatının altında.

Onun büyük meydan okuması şuydu: tek bir yaydan aldığı güçle sekiz gezegeni sekiz ayrı gerçek hızında döndürmek. Her gezegenin diski, öyle bir dişli oranıyla dönmeliydi ki tam bir turunu tam o gezegenin gerçek yörünge süresinde tamamlasın. Bunu bir bisikletin viteslerine benzetin: en küçük dişli deli gibi döner (Merkür), en büyüğü neredeyse hiç kımıldamaz (Neptün); ama hepsi tek zincire bağlıdır. Tek bir dişte yapılan hata, on yıllar içinde gezegeni gökteki gerçek yerinden savurur. Van der Klaauw, bu oranları kıl payı tutturmak için, bilgisayarların çağında bile elle, tek tek 3.338 diş hesapladı. Sekiz gezegeni gerçek zamanlı gösteren dünyadaki tek mekanik saat, işte bu diş ormanının eseridir; diğer bütün planetaryumlar altı gezegende durur.

Peki bilim insanları bu süreleri nasıl bulmuştu? Cevap Johannes Kepler'in üçüncü yasasındadır: bir gezegenin yörünge süresinin karesi, Güneş'e uzaklığının küpüyle orantılıdır. Basitçe, bir gezegen ne kadar uzaksa hem yolu uzar hem daha yavaş gider; yani iki kat yavaşlar. Dev bir stadyum pistini düşünün: dış kulvardaki koşucu hem daha uzun bir tur atar hem daha yavaş koşar, bu yüzden bir turu kat kat uzun sürer. Van der Klaauw, gökyüzüne yazılmış bu yasayı pirinç ve dişliye tercüme etti. Saatin adındaki 'Eccentric' (eksantrik) ise yörüngelerin kusursuz daireler değil, gerçekteki gibi hafif eliptik olduğunu anlatır; bu da onu gökyüzünün daha dürüst bir kopyası yapar.

Gunes bicimli iskelet rotor ve manufaktur hareket (arka kapak)
Güneş biçiminde iskeletlenmiş rotor ve manüfaktür hareket, arka kapaktan. Photo: Monochrome Watches

Aydan Sert, Uzaydan Renkli

Böyle bir evreni sıradan bir kabuk koruyamazdı. Kırk dört milimetrelik kasa önce 316L paslanmaz çelikten işlenir, sonra düşük sıcaklıkta karbon difüzyona tabi tutulur; bu işlem, karbon atomlarını çeliğin yüzeyine sızdırarak parçayı çarpıtmadan yüzeyini adeta seramik bir zırha çevirir. Sonuç, yaklaşık 1.200 Vickers'lik bir yüzey sertliğidir; işlenmemiş çeliğin yaklaşık altı katı. Boncuk püskürtme ile bitirilen mat gri yüzey ise ışığı dağıtır ve olası küçük çizikleri neredeyse görünmez kılar. Saat 44 mm çapında ve 14,3 mm yüksekliğindedir.

Kadran ise başlı başına bir mucizedir: dokuz parça oksitlenmiş silikondan yapılır. Renklerini boyadan değil, ışığın kendisinden alır; ışık bu mikron incelikteki oksit tabakasından geçip yansırken kırılır ve 'girişim' denen olayla, baktığınız açıya göre değişen mavi-violet tonlar üretir. Aynı canlı renkleri bir sabun köpüğünde, bir yağ tabakasında ya da bir kelebeğin kanadında görürsünüz. Böylece kadran sabit bir yüzey değil, yaşayan bir gökyüzü olur; uzayın derinliğini çağrıştıran o mor-mavi parıltı buradan gelir.

Bütün bunların altında ise yüksek saatçiliğin en zarif detaylarını taşıyan otomatik bir manüfaktür hareket atar: temeli çağımızın büyük hareket tasarımcısı Andreas Strehler tarafından kurulmuş, planetaryum modülü ise tamamen ev yapımıdır. Altmış saat güç rezervi, saatte 21.600 titreşim (3 Hz), 32 taş; ve raket kolu olmayan, hızı denge çarkının kenarındaki minik ağırlıklarla ayarlanan free-sprung bir denge çarkı, yani yüksek saatçiliğin sessiz imzası. Saati kuran rotor ise iskeletlenmiş bir Güneş biçimindedir; arkadan bakınca bile küçük bir güneş döner durur.

Goktasi (meteorite) kadranli versiyon
Göktaşı (meteorite) kadranlı versiyon: kadranın kendisi de uzaydan bir parça. Photo: Christiaan van der Klaauw (klaauw.com)

Kozmosun Bileğe Atılan İmzası

Seyyahın ruhu, cebinde evrenin sırlarıyla bedenine döndüğünde geriye bir soru kaldı: o dikey, zamansız tecrübeyi yatay dünyaya nasıl anlatacaktı? İşte tam burada insan dehası devreye girdi. Bir saat ustası, o göksel yolculuğu aldı ve parmak uçlarıyla bir mekanizmanın içine üfledi. Ortaya, o gecenin mikro-kozmos formundaki bir yankısı çıktı: Christiaan van der Klaauw Grand Planétarium Eccentric.

Bu saat platin, pembe altın, göktaşı ve gri çelik yorumlarıyla kalıcı koleksiyonda yer alır; ama yılda yalnızca birkaç tanesi yapılabilir ve fiyatı iki yüz bin Euro'yu aşar. Ödediğiniz şey bir metal değildir; bir dâhinin elle hesapladığı, bileğinizde dönen bir kâinattır. İlginçtir ki bu atölye, hikâyemizin de ilham verdiği Van Cleef & Arpels'in o ünlü planetaryumunun kalbini yapan ellerin ta kendisidir; bu saat ise o sanatın en saf, en olgun ifadesidir. Yıldızların şiiri, bu kez altı değil sekiz mısrayla yazılmıştır. Ve o şiir, karanlıkta bir kilonovanın ışığıyla, bileğinizde parlamaya devam eder.

Pembe altin versiyon
Pembe altın versiyon; aynı kâinat, farklı bir ten. Photo: Christiaan van der Klaauw (klaauw.com)
CvdK Grand Planetarium Eccentric - platin, kordonlu
Platin versiyon, deri kordonuyla. Photo: Christiaan van der Klaauw (klaauw.com)
Category Başyapıtlar
Author Hasan Bekmezci
Published Temmuz 19, 2026
Read Time 5 min read
edit_note

Write to the Editor

Your email will not be published.

mail

The Journal Digest

Join our inner circle for weekly dispatches on the world's most significant watches.