Bir kol saatinin en büyük yalanı, zembereğin sabit bir kuvvet verdiğini varsaymasıdır. Vermez. Tam kurulmuş bir zemberek güçlü iter, bitmek üzere olan bir zemberek zayıf iter, ve aradaki bütün saatler boyunca kuvvet yavaş yavaş düşer.
Bu düşüş eşapmana ulaşır ve balansın genliğini değiştirir. Genlik değişince salınımın süresi de birazcık değişir. Dolayısıyla saat, kurulu olduğu günün ilk saatinde bir hız, son saatinde başka bir hız tutar. Kronometre sertifikalarının birden çok konumda ve birden çok kurulma düzeyinde ölçüm yapmasının sebebi budur.
Saatçiliğin bütün sabit kuvvet düzenekleri, kayış zincirli fusee de dahil, bu tek cümleyi çürütmek için icat edildi.
format_quote"Bir zembereğin kuvveti, tam kurulduğunda ile bitmek üzereyken aynı değildir. Bütün sabit kuvvet düzenekleri bu tek cümleyi çürütmek için kurulur."
Hasan Bekmezci
Girard-Perregaux’nun cevabı başka bir yerden geldi: bükülme kararsızlığından. Uçlarından tutturulmuş ince bir çubuğu iki ucundan sıkıştırırsanız çubuk düz kalmaz, bir tarafa doğru kavis yapar. O kavis iki yönden birine olabilir ve ikisi de kararlıdır. Tam ortadaki düz hâl ise kararsızdır; çubuk orada duramaz.
Şimdi bu bükülmüş çubuğu ortasından itmeye başlayın. Bir süre direnir, sonra bir eşiği geçer ve karşı tarafa atlar. Bu atlayışın kritik özelliği şudur: atlarken saldığı enerji, sizin ne kadar kuvvetle ittiğinize değil, çubuğun geometrisine bağlıdır. Az itin çok itin, aynı miktarda enerji açığa çıkar.
Elektrik düğmesi de böyle çalışır. Parmağınızla yavaşça ya da hızla bastırabilirsiniz; düğme hep aynı tıkırtıyla atlar, çünkü tıkırtıyı yapan parmağınız değil, içerideki bükülmüş yaydır.
format_quote"Bükülmüş bir bıçağın iki kararlı hâli vardır ve ortası yoktur. Ne kadar iterseniz itin, aynı sesle atlar."
Hasan Bekmezci
Constant Escapement bu düğmeyi bir saatin içine koyuyor. Balansa enerjiyi zemberek doğrudan vermiyor; arada bükülmüş bir silisyum bıçak duruyor ve balans her salınımında o bıçağı bir taraftan öbür tarafa atlatıyor. Balansın aldığı itiş, zembereğin o anki kuvveti ne olursa olsun, bıçağın geometrisinin belirlediği sabit bir miktar.
Rakamlar markanın kendi metninden geliyor ve şaşırtıcı. Bükülen bıçak on dört mikron genişliğinde; eşapman yayının kalınlığı ise yüz yirmi mikron. İnsan saçı elli ile doksan mikron arasındadır. Yani bıçak, bir saç telinden dört kat ince.
Böyle bir parça torna tezgâhında yapılamaz. Fotolitografiyle, yani yarı iletken üretiminden ödünç alınmış bir yöntemle, silisyum levhanın üzerine ışıkla desen basılarak elde ediliyor. Silisyumun seçilme sebebi ise tek bir özellik: yüksek esnekliği. Markanın ifadesiyle, bıçağın tekrar tekrar bükülüp sabit kuvvet vermesine izin veren tek malzeme o.
Atölyede bu fikri tartışan iki kişi hayal edin: bıçağı hesaplayan konstrüktör ve yirmi yıl sonra bu saati tamir edecek servis sorumlusu.
Servis sorumlusu itiraz eder. On dört mikron. Saç telinin dörtte biri. Kırıldığında ben ne yapacağım?
Konstrüktör önce yanlış varsayımı düzeltir. Kırılmaz, çünkü yorulmaz. Çelik bir saç yayı milyonlarca çevrim boyunca içten içe yorulur, tane sınırlarında kaymalar birikir. Silisyum metal değildir, o türden bir iç yapısı yoktur. Ya çalışır ya da kırılır, ve kırılması için saatin başka parçalarını da kıracak bir darbe gerekir.
Servis sorumlusu asıl kaybı söyler. Yani onaramam, sadece değiştirebilirim. Çelik bir yayı iyi bir el yeniden şekillendirir. Bunu kimse şekillendiremez.
Konstrüktör bunu kabul eder ve karşılığını koyar. Doğru. Ama çelik yay, onarılabilir olduğu için aynı zamanda bozulabilirdir. Bu bozulmuyor. Onarma ihtimalinden vazgeçip hatanın kendisinden kurtuluyorsunuz.
format_quote"Onarma ihtimalinden vazgeçip hatanın kendisinden kurtuluyorsunuz. Bu zanaatın her malzeme değişimi böyle oldu."
Hasan Bekmezci
Rakamların geri kalanı şöyle. Kalibrenin adı GP09200, elle kuruluyor ve toplam çapı otuz dokuz buçuk milimetre. Kadranın üstünde iki zemberek, altında iki ok biçimli köprü duruyor ve saat dokuz yönündeki doğrusal gösterge kalan enerjiyi veriyor. Çift zemberek en az yedi günlük bir rezerv sağlıyor ve mekanizma COSC kronometre sertifikası taşıyor.
Burada anlatılan güncel Neo Constant Escapement, kırk beş milimetrelik pembe altın kasada ve yüz otuz dört bin dolar fiyatla satılıyor. Fikrin kendisi ise 2013’te tanıtılan Constant Escapement L.M. ile geldi ve o yıl Cenevre Büyük Saatçilik Ödülü’nün en büyük ödülü olan Altın İbre’yi kazandı.
Bu saatin asıl tuhaflığı şu: içindeki en önemli parçanın görevi bilgi taşımak değil, bilgi silmek. Bıçak, zembereğin o anki hâline dair her şeyi unutuyor ve balansa yalnızca kendi geometrisini bildiriyor. Aradaki bütün gürültü orada kesiliyor.
İnsanın böyle bir parçası yok. Verdiğimiz cevap, o an üzerimizdeki kuvvete göre değişir. Yorgunken başka, dinlenmişken başka; sıkışmışken başka, rahatken başka konuşuruz. Aynı soruya sabah verdiğimiz cevapla akşam verdiğimiz cevap çoğu zaman aynı değildir ve bunun sebebi sorunun değişmesi değildir.
Bükülmüş bıçağın yaptığı şey bu yüzden bir ahlak meselesine benziyor: üzerine binen kuvveti cevabına karıştırmamak. Ne kadar bastırılırsa bastırılsın aynı tıkırtıyı vermek.
On dört mikronluk bir silisyum şeridin bunu başarması, insanın başaramamasını daha da düşündürücü kılıyor. Üstelik o şeridi o kararlılıkta tutan da bizim koyduğumuz bir kural değil; malzemenin kendisine önceden yerleştirilmiş bir davranış. Bize düşen onu fark etmek ve doğru yere koymaktı.
Saatin kendi sayfası: Girard-Perregaux, Neo Constant Escapement