Bir saate baktığınızda gözünüzle rakamlar arasında üç şey durur: safir cam, camın altındaki ince hava tabakası ve kadranın kendisi. Bunlardan ikisi şeffaftır ve görünmez sayılır. Ama optik açıdan görünmezlik diye bir şey yoktur.
Işık bir ortamdan ötekine geçerken hız değiştirir ve doğrultusunu kırar. Bu kırılmanın büyüklüğü, iki ortamın kırılma indisi arasındaki farka bağlıdır. Fark ne kadar büyükse, sınır o kadar belirgin olur ve o sınırdan geri yansıyan ışık o kadar artar.
Safirin kırılma indisi yaklaşık bir virgül yetmiş yedi, havanınki ise tam olarak bir. Aradaki bu büyük fark yüzünden safirin iç yüzeyi bir ayna gibi davranır. Kadrana baktığınızda gördüğünüz parıltıların, yansımaların ve o hafif derinlik hissinin sebebi budur. Rakamlar bir pencerenin arkasında, biraz aşağıda durur.
format_quote"Optik açıdan görünmezlik diye bir şey yoktur. Camın altındaki hava tabakası, gözle rakamlar arasında duran gerçek bir engeldir."
Hasan Bekmezci
Ressence bu hava tabakasını kaldırdı ve yerine yağ koydu. Yağın kırılma indisi bir buçuk civarındadır; safirinkiyle aynı değil, ama havanınkinden ona çok daha yakın. Sınırdaki fark küçüldüğü için iç yansıma büyük ölçüde kayboluyor.
Sonuç gözle hemen görülüyor. Rakamlar camın arkasında değil, camın üzerine basılmış gibi duruyor. Derinlik hissi yok, parıltı yok ve kadran hangi açıdan bakarsanız bakın aynı netlikte okunuyor.
Markanın kendi teknik dökümünde yazdığı gibi, kasa birbirinden ayrı iki sızdırmaz hazneden oluşuyor ve üstteki hazne üç virgül yetmiş beş mililitre yağla dolu.
Bu kararın bedeli hemen başlıyor ve saatin her yerine yayılıyor.
İlk bedel ısıdır. Yağ ısındıkça genleşir. Kapalı ve tam dolu bir hazneyi ısıtırsanız, genleşen sıvının gidecek yeri olmadığı için hazne üzerinde basınç birikir. Ressence bunun için içeriye bir körük düzeni koydu; sıvının kazandığı hacmi körük yutuyor. Sonra ilginç bir şey yaptılar ve bu telafiyi saklamak yerine kadrana taşıdılar: küçük kadranlardan biri doğrudan yağın sıcaklığını gösteriyor. Saat kendi iç durumunu size bildiriyor.
İkinci bedel aktarımdır. Sızdırmaz bir hazneye hiçbir katı mil giremez. Girerse bir conta gerekir ve her conta, zamanla gelecek bir sızıntıdır. Bu yüzden alttaki mekanizmadan üstteki göstergelere hareket manyetik olarak aktarılıyor. Bölmeyi hiçbir parça delmiyor; kuvvet duvarın öbür tarafına mıknatısla geçiyor.
Üçüncü bedel kurma koludur. Kurma kolu da bir mildir ve o da giremez. Saat bu yüzden kurmasız. Kurma ve ayarlama arka kapaktan yapılıyor.
format_quote"Sızdırmaz bir hazneye hiçbir katı parça giremez, çünkü her conta gelecekteki bir sızıntıdır."
Hasan Bekmezci
Atölyede bu saati tartışan iki kişi düşünün: yağ fikrini savunan tasarımcı ve saati yıllar boyunca bakıma alacak usta.
Usta en görünür kaybı koyar. Kurmayı kaldırdınız. Dört yüz yıldır her saatte bir kurma kolu var.
Tasarımcı sorumluluğu kabul etmez. Ben kaldırmadım, yağ kaldırdı. Sızdırmaz bir hazneye mil sokamazsınız; soktuğunuz anda conta koymanız gerekir ve o conta bir gün sızar. Kurmayı bırakmak bir tercih değildi, sonuçtu.
Usta bir sonraki kaybı söyler. O zaman kullanıcı saati ayarlamak için ters çevirecek. Ayarlarken kadranı göremeyecek.
Tasarımcı bunu da kabul eder. Doğru. Bedel bu.
Usta asıl soruyu sorar. Karşılığında ne aldı?
Tasarımcının cevabı kısadır. Gözüyle rakamlar arasındaki hava tabakasını. Artık hangi açıdan bakarsa baksın, hangi ışıkta olursa olsun okuyor. Bir kolaylıktan vazgeçip bir netlik satın aldı.
format_quote"Bir kolaylıktan vazgeçip bir netlik satın aldı. Alışverişin bütün adı bu."
Hasan Bekmezci
Göstergenin kendisi de alışılmadık. Ressence buna ROCS adını veriyor, yani Ressence Orbital Convex System. Kadran düz değil, yüz yirmi beş milimetrelik bir yarıçapla hafifçe dışbükey. Üzerinde dört adet eksantrik çift eksenli uydu bulunuyor ve her biri farklı bir açıyla eğik duruyor: saatler üç derece, ısı göstergesi ile gün dört virgül yetmiş beş derece, saniye altı virgül yirmi beş derece.
Bu uyduların hepsi hem kendi etraflarında hem de ana kadranla birlikte dönüyor. Böylece küçük kadranlar kadranın üzerinde gezinirken rakamları hep dik kalıyor. Göstergeler kazınmış ve içleri Super-LumiNova ile doldurulmuş.
Modül, özelleştirilmiş bir 2824/2 kalibresinin dakika ekseninden tahrik ediliyor. Mekanizma kendinden kurmalı, saatte yirmi sekiz bin sekiz yüz salınım yapıyor, kırk yedi taş ve kırk dört dişli taşıyor, güç rezervi otuz altı saat.
Kasa grade 5 titanyumdan, kırk dört milimetre çapında ve on beş milimetre kalınlığında. Üstte ve altta kubbeli safir camlar var ve her ikisinin iki yüzü de yansıma önleyici kaplamalı. Yani yağın halletmediği tek sınır olan dış yüzey de kimyasal olarak ele alınmış.
Saat 2013 Cenevre Büyük Saatçilik Ödülü’nde Horoloji Keşfi Ödülü’nü aldı. Ödülün adı yerinde: burada ödüllendirilen bir komplikasyon değil, bir bakış açısıydı.
Bu saatin asıl fikri şuna benziyor: bir şeyi daha iyi görmek için ona daha çok ışık tutmak değil, arada duranı kaldırmak gerekir. Ressence kadranı parlatmadı, rakamları büyütmedi, ışık eklemedi. Yalnızca engeli çıkardı.
Bunun karşılığında saat, kendi iç sıcaklığını herkese açık bir bilgi hâline getirmek zorunda kaldı. Kadranda bir gösterge sürekli olarak içeride ne olduğunu söylüyor. Saydamlık tam olarak budur: hem dışarıya bakarken hiçbir şeyin araya girmemesi, hem de içeride olanın gizlenmemesi.
İnsanın kendisiyle arasındaki hava tabakası da böyle bir şeydir. Kendimize bakarken araya hep bir katman girer ve o katman kendi ısımızı bizden saklar. Onu kaldırmanın bedeli, içeride ne olduğunu itiraf etmektir. Işığın nasıl kırılacağını biz belirlemedik; yalnızca aradan çekilmeyi öğrenebiliriz.
Saatin kendi sayfası: Ressence, Type 3