Nautilus'un Camında Beliren Karanlık
Okyanusun derinliklerinde, güneş ışığının çoktan sönüp yerini önce debdebeli bir maviye, sonra da mürekkep gibi bir karanlığa bıraktığı o dipsiz sularda, Nautilus adlı efsanevi denizaltı sessizce süzülüyordu. Kaptan Nemo, salonundaki o kocaman gözlem camının önünde durmuş, insan elinin değmediği bir âlemi seyrediyordu: mercan ormanları, fosforlu balık sürüleri, batık gemilerin hayaletleri.
Derken su büsbütün karardı. Devasa bir gölge, kolları bir geminin direği kadar uzun bir dev kalamar, camın üzerine çöktü. Mürettebat baltalarla güverteye fırladı; adamlardan biri o korkunç kolların arasında bir anda kayboldu. Jules Verne'in 1870'te yazdığı Denizler Altında Yirmi Bin Fersah'ın en unutulmaz sahnesiydi bu.
Ama durun. Bu sahneyi size sararmış bir kitap sayfasından okumuyoruz. Bu orman, bu denizaltı, bu dev kalamar; hepsi, bir madenî paradan büyük olmayan beyaz altından bir levhanın üzerine, elle, tek tek oyulmuştur. Ve bu levha, bir kol saatinin mekanizmasının tam üzerinde durmaktadır. İşte MB&F ile maître-graveur, yani usta gravürcü Eddy Jaquet'nin bir araya geldiği o olağanüstü eserle tanışın.
150 Yıl Önce Kurulmuş Olsaydı
MB&F, yani Maximilian Büsser & Friends, saat dünyasının en aykırı, en yaratıcı atölyelerinden biridir; kendi deyimiyle saat değil, zaman makineleri üretir. Ama markanın Legacy Machine, yani Miras Makinesi koleksiyonu, gelecekten çok geçmişe bakar. Kurucu Maximilian Büsser bunu şöyle anlatır: Legacy Machine, aslında MB&F yüz elli yıl önce kurulmuş olsaydı yapacağım saattir.
Bir gün masanın etrafında fikir üretirlerken Büsser'in aklına hemen bir tema gelir; çünkü kendi ifadesiyle bilim kurguya bayılmaktadır. Bilim kurgunun babası sayılan, on dokuzuncu yüzyılın o üretken Fransız yazarı Jules Verne'den daha doğal bir tercih olamazdı. Böylece MB&F'nin, ilk kez geleneksel bir zanaatkârı sahnenin tam ortasına koyduğu Performance Art serisi doğdu: her biri bir Jules Verne romanına adanmış, sekiz benzersiz parça. Sekiz Pièce Unique.
Stradivarius'la Für Elise Çalmak
Aslına bakarsanız Eddy Jaquet, MB&F için yıllardır çalışıyordu. Her Legacy Machine'in mekanizması üzerinde akıp giden o zarif imza yazısı onun elinden çıkıyordu. Ama Büsser için bu, ustanın gerçek yeteneğinin yanında devede kulaktı. O meşhur benzetmesini işte burada yapar:
“Eddy ile yıllardır çalışıyoruz, ancak Eddy Jaquet'ye mekanizmalara isim kazıtmak, bir Stradivarius kemanıyla Für Elise çalmak gibi bir şey; böylesine olağanüstü bir yeteneğin daha mütevazı bir kullanımını hayal edemezsiniz.”
Neden böyle der peki? Çünkü bir Stradivarius, dünyanın en usta ellerinde konçertolar için yapılmış paha biçilmez bir enstrümandır; onu sadece basit bir alıştırma parçası için kullanmak, o dehayı zincire vurmaktır. İşte bu yüzden MB&F, Jaquet'nin zincirlerini çözdü ve ona koca bir tuval verdi. Üzerine kazınacak sahneler için mümkün olan en geniş yüzeyi sunduğundan, Legacy Machine ailesinin en açık, en ferah levhasına sahip modeli seçildi: LM Split Escapement.
Boudry'li Usta ve Görünmeyen Teknikler
Peki bu elleri bu denli özel kılan neydi? Eddy Jaquet, İsviçre saatçiliğinin beşiklerinden biri olan Neuchâtel kantonundaki küçük Boudry kasabasında doğup büyüdü. 1981 ile 1986 arasında, La Chaux-de-Fonds Uygulamalı Sanatlar Okulu'nda karma gravürcü olarak eğitildi; yani değerli metalleri, çelikleri ve alaşımları oyma sanatının tümünü öğrendi.
Kariyerinin belki de en belirleyici yılları, 1990'dan 1994'e kadar Le Locle'daki Huguenin madalya atölyesinde geçti. Burada; madalya, madenî para, arma ve nişan basmakta kullanılan çelik kalıpları oydu. Bir paranın kalıbını oymak, kabartma sanatının en zorlu okuludur: çünkü ters çevrilmiş, negatif bir derinlikle, milimetrenin altında bir dünyayı zihninizde kurmanız gerekir. Aynı yıllarda geleneksel grand feu, yani büyük ateş mineciliğine de el attı. 1994'te tamamen bağımsız oldu; tiyatro, tarih, resim ve klasik müzik tutkusu, ilhamının tükenmez kaynağı oldu. Bugün Parmigiani, Voutilainen ve Christophe Claret gibi bağımsız saatçiliğin zirvesindeki isimler onun burinini arar; 2007'den beri de İsviçre'nin federal gravürcü diploması sınavlarının uzmanlar kuruluna başkanlık eder.
Peki nasıl çalışır? Jaquet, her parça için önce ilgili Jules Verne romanını okur ya da yeniden okur, kitabın ilk baskılarındaki orijinal gravürleri ve hatta filmlerini inceler. Sonra levhanın birebir şablonu üzerine kendi özgün eskizlerini çizer; kimi zaman birkaç sahneyi tek bir levhada, bir hikâye halısı gibi iç içe geçirir. Ardından burin denen o çelik kalemi avucuyla iterek, mikroskobun altında beyaz altını oymaya başlar. Figürleri zeminden kazıyarak yükseltir; buna bas-relief, yani alçak kabartma denir. Derinlik ve perspektif, oyma açısının ve derinliğinin milimetrenin binde biriyle değişmesinden doğar. Ve işin asıl sırrı şudur: gölgeleri elde etmek için Jaquet, bazı bölgelere elle koyu bir rodyum alaşımı sürer ve her ayrıntının tonunu sahneye göre tek tek ayarlar. Böylece gümüşi altının üzerinde, sanki eski bir gravür baskısına bakıyormuşçasına ışık ile gölge belirir.
Sıfır Hata Payı ve Görünmez Kaçış
Bu işin en ürkütücü yanı da buradadır. Jaquet, boş bir bakır levhaya değil; saatin çalışan, bitmiş, yüzlerce saat emek verilmiş beyaz altın ana köprüsüne oyar. Geri alma tuşu yoktur. Tek bir kayan burin, tek bir titreyen el, saatçilerin haftalarca uğraştığı o altın parçayı bir anda hurdaya çevirebilir. Bir romanı yazarken cümleyi silip yeniden kurabilirsiniz; altına roman kazırken her çizgi ilk ve son kez atılır.
Üzerine bu destanların işlendiği makine de en az gravürü kadar sıra dışıdır. LM Split Escapement'ın en büyük sihri, kadranın üzerinde havada asılı duran o iri balans çarkıdır; hiçbir görünür enerji kaynağı yokmuşçasına, kendi kendine salınıyor gibidir. Sırrı ise bölünmüş kaçış adında saklıdır: balansı düzenleyen çıpa ve kaçış çarkı, mekanizmanın tam öbür yüzüne, gözden uzağa yerleştirilmiştir. İki ayrı yüz, tek bir kalp gibi çalışır.
Bu göksel yavaşlıktaki kalp, saatte yalnızca on sekiz bin kez, yani sakin bir 2,5 hertz ritminde atar. İki ayrı yayı ona tam yetmiş iki saatlik bir güç rezervi verir; iki yüz doksan altı parça ve otuz beş yakut, kırk dört buçuk milimetrelik 5N+ pembe altın bir kasanın içinde uyum içinde çalışır. Mekanizmanın mimarı ise Legacy Machine'lere ruhunu veren usta saatçi Stephen McDonnell'dir.
Sekiz Roman, Sekiz Kader
Ve Jaquet, üç yıla yakın bir süre boyunca bu makinenin üzerine Verne'in sekiz farklı dünyasını kazıdı; her biri tek ve benzersiz. Yolculuk 2019'da Balonla Beş Hafta ile başladı: Afrika semalarında süzülen bir balon ve altında uzanan vahşi savana. Ardından Dünyadan Aya geldi; bir topun namlusundan uzaya fırlatılan o cüretkâr mermi. Çar'ın Kuryesi Michael Strogoff'ta karlı Sibirya bozkırlarında bir onur ve ihanet destanı; Arzın Merkezine Seyahat'te ise bir yanardağın bağrından yeraltının tarih öncesi denizlerine inen bir keşif belirdi.
Robur Fatih'te Paris'in üzerinde süzülen Albatros adlı o devasa uçan makine vardı; havacılığın daha doğmadan hayal edilmiş hâli. Sonra en sevilen eser, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah geldi. Ve seri iki zirveyle taçlandı: Seksen Günde Devri Âlem; viyadükleri, trenleri ve dünyayı saran o çılgın bahisle 2021 Cenevre Saatçilik Büyük Ödülü'nde, GPHG'de, Sanat Zanaatları kategorisinin galibi oldu. Seriyi kapatan Kaptan Hatteras'ın Maceraları ise, kutup gecesinin buzdan sessizliğinde Kuzey Kutbu'na ilk ulaşma tutkusuyla yanan bir kaptanın az bilinen, hüzünlü destanıydı.
Bileğe Sığan Kütüphane
MB&F x Eddy Jaquet, bir saatten fazlasıdır. O, bileğinize taktığınız bir romandır; on dokuzuncu yüzyılın geleceğe dair kurduğu o çocuksu ve muhteşem rüyanın, altının içinde hâlâ atan kalbidir. Edebiyat, resim sanatı ve mikromekaniğin tek bir noktada eridiği bu sekiz parçanın her biri, tek bir kişiye ait, taşınabilir birer minik kütüphanedir.
Kaptan Nemo, camının ardındaki o karanlık okyanusu seyrederken zamanın durduğunu sanırdı. Belki de haklıydı: Eddy Jaquet'nin burini, o sonsuz maceraları altına kazıyarak zamanı gerçekten durdurdu. Şimdi o zaman, bir bileğin üzerinde, sakin ve asil, atmaya devam ediyor.