Bölüm I: Bahamalar'da Bir Gece Yarısı
Bahamalar'ın açıklarında, araştırma gemisi Nautilus'un kamarasında dalga sesleri ahşap gövdeye ritmik bir uğultuyla vuruyordu. Mikroskopların, okyanus haritalarının ve deniz tabanı numunelerinin arasında iki dost oturuyordu: yıllarını okyanus yırtıcılarını incelemeye adamış deniz biyoloğu Dr. Elias ile genç araştırmacı Deniz.
Masanın ortasında, kadife kutusunun içinde sıra dışı bir obje duruyordu. Sıradan bir kol saati değil, bir cep saati: Patek Philippe Rare Handcrafts, referans 995/141G-001. Kasa 18 ayar beyaz altın, çapı kırk beş milimetre, kalınlığı dokuz virgül yetmiş iki milimetre.
Deniz eldivenini giyip saati eline aldı. Kapağın üstündeki mavi taşa baktı.
"Safir mi?" diye sordu.
Elias başını salladı. "Herkes öyle sanıyor. Değil. Londra mavisi denen bir topaz, kaboşon kesim, sıfır virgül yirmi dokuz karat. Patek kendi künyesinde böyle yazıyor."
Deniz saati çevirdi. Arka kapakta, okyanusun içinde süzülen bir büyük beyaz köpekbalığı vardı.
"Elias," dedi Deniz. "İnsanlar asırlardır bu canlıları sadece ölümcül birer canavar, yok edilmesi gereken birer tehdit olarak gördü. Oysa bu kapaktaki bakışta vahşet yok. Usta buraya sadece bir resim işlememiş, okyanusun ruhunu koymuş."
Bölüm II: Okyanusun Hijyen Memurları
Elias çayından bir yudum aldı.
"İnsanın en büyük yanılgısı doğayı sadece bir kavga sahası sanmasıdır Deniz. Oysa okyanusa baktığında ne görürsün? Karşılıklı yarar. Yaratıcı köpekbalıklarını oraya bir görevle koymuş: hasta, sakat ve ölmek üzere olan canlıları ayıklıyorlar. Gen havuzunu temiz tutuyorlar, hastalığın yayılmasını engelliyorlar."
"Peki çekilirlerse?" diye sordu Deniz.
"Zincir yukarıdan aşağı devriliyor. Buna trofik kaskat diyoruz. En üstteki yırtıcıyı alırsan, onun avladığı orta boy balıkların sayısı patlar. Onlar da bir altındakini tüketir. Ve bu böyle sürer."
Bunun en iyi belgelenmiş örneği Amerika'nın doğu kıyısında yaşandı. Büyük köpekbalıklarının sayısı düşünce, onların avladığı vatoz nüfusu arttı. Vatozlar deniz tarağı yataklarını yedi ve yüzyıllık bir tarak balıkçılığı çöktü. Resiflerde de benzer bir zincir işliyor: otçul balıklar azalınca yosun mercanın üstünü kaplıyor ve mercan ışık alamaz hâle geliyor.
"Yani tek bir köpekbalığını korumak," dedi Deniz, "aslında bütün bir sistemi korumak."
Bölüm III: Kancaları Çıkaran Kadın
"Aklına belirli bir olay mı geldi?" diye sordu Deniz.
"Geldi," dedi Elias. "Cristina Zenato. İtalya doğumlu bir dalgıç. Bahamalar'a ilk kez 1994'te geldi ve kalmaya karar verdi. Köpekbalıklarıyla çalışmaya 1995'te başladı."
Cristina Zenato, Bahamalar açıklarında rutin bir dalış yaparken devasa bir köpekbalığı ona doğru süzüldü.
Zaman o an dondu. Çevredeki suyun o boğuk, ağır uğultusu birdenbire kesildi; geriye sadece kalp atışlarının şakaklarda vuran o sağır edici çınlaması kaldı. Karşısında, milyonlarca yıllık mutlak gücün ve doğanın heybetinin somutlaşmış hali duruyordu. Tonlarca ağırlıktaki o dev gövde, zifiri maviliğin içinden bir hayalet gibi süzülerek doğrudan üzerine geliyor, insanın ruhunu sıfırlayan o karanlık ve kadim gözler o an doğrudan Cristina'nın ruhuna bakıyordu. O salisede insanın içindeki en ilkel, en derin yutulma ve yok olma dehşeti uyanır; kaçmak ya da direnmek imkansız birer yanılsamadır.
Ama o dehşet saniyesinde dev yırtıcı saldırmadı. Keskin dişlerini sergilemek yerine, başını garip bir hüzünle yana eğdi. Etrafında zarif, neredeyse yalvaran daireler çizmeye başladı. Ağzının derinliklerinde, etini parça parça çürüten paslı bir balıkçı kancasını ve ona bağlı asılı duran misinayı gösteriyordu.
Cristina o an o korkunun ateşiyle yüzleşti; içindeki paniği bir zihin darbesiyle susturdu. Devasa çenelerin, jilet gibi keskin dişlerin arasından uzandı ve kancayı çıkardı. O köpekbalığına sonradan Sisli Göz adını verdiler.
Sonrasında aynı şey tekrarlandı. Yaralı olan diğer bireyler de ona yaklaştı. Yirmi beş yılı aşan bir sürede üç yüzden fazla kanca çıkardı ve bu çalışma boyunca ciddi bir yara almadı.
"Burada bir ayrıntıyı düzeltmek gerekiyor," dedi Elias, saatin kapağını göstererek. "Bu kapaktaki hayvan bir büyük beyaz. Zenato'nun çalıştığı grup ise Karayip resif köpekbalıkları, yaklaşık yirmi birey, bir de beş altı hemşire köpekbalığı. Farklı türler. Ama mesele tür değil, yöntem."
Kancanın neden önemli olduğunu da söyledi. Ağzın kenarına takılan çelik bir kanca dokuyu sürekli tahriş eder, enfeksiyon açar ve hayvanın çenesini tam kapatmasını engeller. Çenesini kapatamayan bir yırtıcı avlanamaz. Yani kanca yavaş bir açlık cezasıdır.
Bu çalışmanın sonucu bir duygu değil, bir yasa oldu. Zenato, 2011'de Bahamalar'ın köpekbalığı koruma alanı ilan edilmesiyle sonuçlanan kampanyanın yürütücülerinden biriydi. O düzenlemeyle ülkenin yaklaşık altı yüz otuz bin kilometrekarelik sularında ticari köpekbalığı avcılığı yasaklandı.
Bölüm IV: Büyük Ateş
Deniz gözünü kapaktaki emayeden ayırmadan konuştu.
"Elias, aklıma bir benzerlik geldi. Cristina'nın o an yaşadığı şeyle bu emayenin fırında geçirdiği şey aynı."
"Anlat," dedi Elias.
"Bu tekniğin adı Grand Feu. Yani büyük ateş. Usta cam tozunu plakanın üstüne sürüyor. Fırına girmeden önce o toz mat, kırılgan ve dayanıksız. Sekiz yüz yirmi derecede ise eriyor, saflaşıyor ve yüzyıllarca bozulmayacak bir cama dönüşüyor."
"Ve Cristina?"
"O da kendi ateşinden geçti. İnsanın en ilkel korkusu yutulma korkusudur. Panikleseydi kaybederdi. Panikletmedi. Geriye korku değil, sakin bir bilgi kaldı."
Rakamlar da bu benzetmeyi destekliyor. Arka kapaktaki emaye zemin on altı ayrı renkte, hem saydam hem opak emayeyle hazırlandı ve sekiz yüz yirmi derecede tam on kez fırınlandı. Ön kadran ise üç saydam emaye rengiyle ve on bir fırınlamayla yapıldı.
Fırın her seferinde bir kumar. Sıcaklık birkaç derece kayarsa renk döner. Plaka çatlarsa baştan başlanır. Yani on bir fırınlama, on bir kez aynı riski göze almak demek.
Bölüm V: Bu Bir Cloisonné Değil
"Bir yanlış anlaşılma var," dedi Elias. "Bu kapağa çoğu zaman cloisonné deniyor. Değil. Cloisonné'de usta ince altın tellerle hücreler kurar ve içlerini emayeyle doldurur. Burada tek bir altın tel yok."
"Peki nedir?"
"İki ayrı zanaat aynı kapakta. Köpekbalığının kendisi ahşap marketri. Yani kaplama ağaçtan kesilmiş parçaların yan yana getirilmesiyle yapılmış bir mozaik."
Sayılar şöyle: köpekbalığı için yüz altmış bir kaplama parçası ve yirmi beş daha küçük kakma kesildi. On sekiz ayrı ağaç türü kullanıldı. Renk, doku ve damar farkı boyadan değil, ağacın kendisinden geliyor. Bir parçanın rengi beğenilmediğinde boyanmıyor; başka bir ağaç aranıyor.
İkinci zanaat ise emaye üstüne minyatür resim. Köpekbalığının çevresindeki küçük balıklar yedi ayrı renkte minyatür boyayla, fırça ucuyla yapıldı.
"Yani," dedi Deniz, "bir marangozun işi ile bir minyatür ressamının işi aynı kapağın üstünde buluşuyor."
"Ve ikisi de fırından sağ çıkmak zorunda," dedi Elias.
Bölüm VI: Künye ve Son Söz
İçindeki mekanizmanın adı 17''' LEP PS. Elle kurmalı, küçük saniyeli. Çapı otuz sekiz virgül altmış beş milimetre, kalınlığı üç virgül sekiz milimetre. Yüz elli yedi parça, on sekiz taş, en az elli saat güç rezervi. Frekans saat başına on sekiz bin yarım salınım, yani iki buçuk hertz. Denge yayı Breguet tipi. Saat Patek Philippe Damgası taşıyor.
Kasa su geçirmez değil; sadece neme ve toza karşı korumalı. Bu bir dalgıç saati değil, bir vitrin eseri.
Saat tek başına da gelmiyor. Beyaz altından, elle kazınmış mercan dallarından oluşan bir sehpası var ve sehpanın tabanı trolleit adlı mavi bir taş. Bir de beyaz altın zincir ve ucunda emaye Calatrava haçı taşıyan bir madalyon. Tek parça olarak üretildi. Fiyatı altı yüz altmış bin sekiz yüz euro.
Deniz kapağı nazikçe kapattı.
"İki dengeye şahitlik ettik bu gece. Bir yanda korkusunu eritip köpekbalıklarını koruyan ve bir ülkenin yasasını değiştiren bir kadın. Diğer yanda sekiz yüz yirmi derecelik fırının karşısına on bir kez geçen bir usta."
Elias camdan dışarı, karanlık okyanusa baktı.
"Sanat ile ekoloji burada buluşuyor Deniz. Korku tüketir. Büyük ateş ve doğadaki karşılıklı yarar ise kalıcı kılar. Şimdi saati kutusuna koyalım."