Zifiri bir Kuzey Denizi gecesiydi. Dalgalar gövdeye vurdukça tahtalardan yükselen gıcırtı rüzgârın ıslığına karışıyordu. Güvertede, serpintiden ıslanmış muşamba paltosuna sarınmış genç bir denizci yanındaki yaşlı gökbilimciye döndü. Fenerin cılız sarı ışığında elleri soğuktan titreyen gökbilimci, pirinç kaplama sekstantını yukarıya, bulutların arasından anlık olarak süzülen o gümüş diske doğrultuyordu.
Rüzgâr bizi karaya sürüklüyor üstat, diye bağırdı genç adam. Harita bir işe yaramıyor.
Gökbilimci bakışlarını gökyüzünden ayırmadan sakince gülümsedi. Harita altındaki toprağı gösterir oğlum, dedi. Seni bu sığlıktan çıkaracak olan ise yukarıdaki göktür. Bak, Ay bugün en parlak ve en dik hâlinde. Bu gece deniz bize savaş açmayacak, aksine bizi kaldırıp geçirecek.
Genç denizcinin elleri dümende sıkıca kilitliydi. Bakışlarını bir zifiri karanlığa, bir de gökbilimcinin işaret ettiği o gümüş kubbeye çevirdi. Güvertede köpüren sular, sığlığın üzerindeki siyah kayalıkların sivri uçlarını birer hançer gibi ortaya çıkarıyordu.
Ama üstat, dedi sesi rüzgârın uğultusunda titreyerek, su ayaklarımızın altından çekiliyor. Omurga kuma değmek üzere.
Yaşlı gökbilimci sekstantını yavaşça cebine indirdi. Fenerin ışığında gözlerindeki derin inanç ışıldıyordu.
Sabret genç adam, dedi. Kütleçekim dediğin şey, evrenin en sessiz ama en sadık sözüdür. Bak, Güneş, Dünya ve Ay şu an uzayın karanlığında aynı hizadalar. Astronomlar buna siziji der. Şimdi gökyüzü denizle el sıkışıyor. Birkaç dakika sonra altında gördüğün o sığlık, görünmez bir el tarafından doldurulacak.
Gökbilimcinin dediği tam da o anda gerçekleşmeye başladı. Kuzey Denizi’nin hırçın suları geri çekilmeyi durdurdu. Dipteki akıntı birden yön değiştirdi ve devasa bir su kütlesi omurganın altından yükselerek kalyonu hafif bir çatırtıyla havaya kaldırdı. Sığlığın ölümcül kayalıkları yükselen deniz seviyesinin altında kaybolurken gemi, gökyüzünün elinde süzülen bir tüy gibi sarp geçidi aştı.
Genç denizci dümendeki baskının hafiflediğini ve suların gemiyi emniyetli derinliklere taşıdığını hissettiğinde derin bir nefes aldı. Gözlerini göğe kaldırdı. O an hissettiği şey yalnızca ölümün kıyısından dönmüş olmanın rahatlaması değildi. Gökyüzü ile okyanusun arasındaki o devasa kütleçekimsel dansın bizzat şahidi olmanın getirdiği büyüleyici bir hürmetti.
format_quote"Kütleçekim, evrenin en sessiz ama en sadık sözüdür. Kimse ona bakmaz, kimse ondan söz etmez ve o hiçbir gece görevini aksatmaz."
Hasan Bekmezci
Gökbilimcinin bildiği şey şuydu. Ay’ın uzaydaki bir tam turunu attığı yirmi yedi virgül otuz iki günlük yıldızıl döngünün ötesinde, evrelerin aynı hizaya gelmesi tam yirmi dokuz virgül elli üç günlük bir sabır gerektirir. Aradaki iki günlük fark, Ay turunu tamamlarken bizim de Güneş çevresinde yol almış olmamızdan doğar.
Milyonlarca yıllık kütleçekimsel kilitlenme yüzünden bize daima aynı yüzünü sunan o gümüş küre, o gece Kuzey Denizi’nin sığlıklarını devasa bir su kütlesiyle doldurarak gemiyi kayalıklardan süzüp açık denizlere taşıdı.
Kuzey’in amansız soğuğunda yazılan bu denizcilik ve gökbilim kaderi, Van Speyk Courage Phases de Lune’ün kadranında yeniden canlanıyor.
Kadran simetrik ve son derece dengeli bir yerleşime sahiptir. Siyah, lacivert ve gümüş beyazı olmak üzere üç renkte sunulur. Dış çeperde ince bir dakika yolu basılıdır, bir kademe içeride parlatılmış uygulama indeksler ve rakamlar durur. Merkezdeki akrep ve yelkovan yaprak biçiminde kesilmiştir. Üç alt kadranın hepsi salyangoz desenlidir.
Saat 3 yönündeki ay safhası göstergesi, gece gökyüzünün derinliğini temsil eden lacivert bir zemin üzerine işlenmiş yıldızlar ve altın tonlu bir ay figürüyle açılır. Kadranın içindeki dairesel kavis, diskin görünen kısmını hilalden dolunaya doğru açar ve kapatır.
Burada bir noktayı düzeltmek gerekir, çünkü çoğu kişi bunu yanlış bilir. Kadrandaki o kavis Dünya’nın gölgesini taklit etmez. Güneş, Ay’ın yarısını her zaman aydınlatır ve hiçbir zaman daha azını aydınlatmaz. Değişen tek şey, o aydınlık yarının ne kadarını bizim görebildiğimizdir. Gölge meselesi yalnızca gezegenimiz tam olarak araya girdiğinde gerçekleşir ve ona ay tutulması denir. Kadrandaki kavis bir gölgeyi değil, bizim bakış açımızı canlandırır.
Saat 9 yönündeki küçük saniye, ana zaman ibresinden bağımsız olarak saniyenin akışını sergiler. Saat 6 yönündeki gösterge ise zembereğin ne kadar güç depoladığını bildirir ve retrograd tiptedir. İbre bir yay boyunca ilerler, yayın sonuna vardığında turu tamamlamaz ve başlangıç noktasına geri sıçrar. Bu fiyat sınıfında alışılmış bir çözüm değildir.
Göstergenin altında iki ay resmi taşıyan bir disk döner ve diskin kenarında elli dokuz diş bulunur. Mekanizmanın yirmi dört saatte bir tur atan çarkının üzerindeki küçük bir parmak, her gün bu diski tek bir diş ilerletir. İki ay resmi bulunduğu için disk, elli dokuz günde iki tam evre gösterir. Yani düzenek bir ayı yirmi dokuz buçuk gün kabul eder.
Gerçek değer yirmi dokuz gün on iki saat kırk dört dakikadır. Aradaki fark günde yaklaşık yarım dakikadır ve bu fark birikir. Yaklaşık iki yıl yedi buçuk ay sonra gösterge tam bir gün geri kalır.
Bu yüzden saatte bir düzeltici bulunur. Van Speyk o düzelticiyi kasanın yan yüzeyine değil, sağ alt kulağın içine gömmüştür. Ucu sivri bir kalemle bastırıldığında disk bir gün ileri atlar. Kulağın içine yerleştirilmesi görsel bir tercihtir, çünkü kasanın yan hattında hiçbir delik görünmez.
format_quote"Gökyüzündeki sayı tam sayı değildir ve hiçbir çark onu tam veremez. İyi bir saat bu eksiği gizlemez; düzeltmenin yolunu açık bırakır."
Hasan Bekmezci
Saatin içinde, hassasiyeti ve dayanıklılığıyla bilinen İsviçre yapımı STP2-12-63 otomatik mekanizma çalışır. Otuz beş taş üzerinde döner, saatte yirmi sekiz bin sekiz yüz vuruş yapar ve tam kurulduğunda yaklaşık kırk iki saatlik güç rezervi sunar. Spiral, manyetik alandan etkilenmeyen Nivaflex alaşımındandır; bir telefon hoparlörünün ya da bir çanta kilidinin yanında bırakılan saatin ritmini bozmaması bu ayrıntıya bağlıdır.
Mekanizmanın en kritik teknik avantajı, zemberek tulumunda yer alan kaydırma düzeneğidir. Tepe saat yönünde çevrildiğinde zemberek yüzde yüz doluluğa ulaşır. Zemberek maksimum gerginliğe ulaştığında ise tulumun iç duvarına yaslanan esnek yay çeliği boşa dönmeye başlar. Bu sistem, zembereğin zorlanıp kopmasını ve çark dişlilerinin zarar görmesini tamamen engeller. Elle kurmaya devam ettiğinizde belirli bir noktadan sonra hissettiğiniz yumuşak sürtünme, kırılan bir şey değil, kaymaya başlayan o şerittir.
Kasa kırk bir milimetre çapındadır ve on dört milimetre yüksekliğindedir. Kadranı kubbeli bir safir cam örter, arka kapak da safirdir ve mekanizmayı gösterir. Çanak biçimli kurma tacının üzerinde markanın monogramı bulunur ve aynı monogram katlanır kopçada ve rotorda tekrar eder. Su geçirmezlik elli metredir.
Courage’ın karakterini tamamlayan son unsur, İtalya’da elle üretilen deri kayıştır. Yüzeye timsah deseni preslenmiştir ve kayış, hızlı değiştirme pimleri sayesinde alet kullanmadan sökülüp takılabilir. Katlanır kopça yine monogram taşır.
Bir kayışın elle yapılmış olması romantik bir ayrıntı değildir. Elle kesilen bir kayışın kenarları tek tek eğelenir, boyanır ve mumla kapatılır. Makineyle kesilen bir kayışta bu kenar açık kalır ve birkaç ay sonra ter ile birlikte kabarır. Bir saatin en çabuk yaşlanan parçası kayıştır ve sahibine ilk yorumunu çoğu zaman o yaptırır. Zamanla, kullanana bağlı olarak benzersiz bir patina oluşur.
Van Speyk Courage Phases de Lune, Kuzey Denizi’nin amansız dalgalarındaki gökbilimsel sezgiyi, İsviçre mekanik disiplinini ve İtalyan deri zanaatını tek bir kadranda birleştirir. Bileğinizdeki her hareket, gökyüzündeki o yirmi dokuz buçuk günlük ritmi yanınızda taşımanızı sağlar.
Koleksiyonun fiyatı vergiler dâhil dokuz yüz doksan dokuz avrodur ve bu rakam, ay safhasını, güç rezervini ve küçük saniyeyi bir arada sunan İsviçre yapımı bir otomatik saat için alışılmışın çok altındadır. Dürüst eleştirisi de vardır. On dört milimetrelik yükseklik, kırk bir milimetrelik bir çap için fazladır ve ince bir gömlek kolunun altına rahatça girmez.
format_quote"Dokuz yüz doksan dokuz avroluk bir saatin yaptığı iş, iki yüz bin avroluk bir saatin yaptığı işten farklı değildir. İkisi de aynı gökyüzünü sayar."
Hasan Bekmezci
Bugün bileğine böyle bir saat takan kişi ne bir sığlığın üzerinden geçiyor ne de bir sekstant tutuyor. Yine de kadranın sağ tarafındaki o küçük disk, her gün bir diş ilerleyerek aynı sayıyı tutmaya devam ediyor.
O disk bir günde gözle görülür biçimde hareket etmez. İki hafta sonra baktığınızda tamamen başka bir yerde durur. Bir saatin insana verebileceği en sessiz ders budur. Hiçbir şeyin değişmediğini sandığınız aralıkta, her şey sabırla yerini değiştiriyordu.
Gökbilimcinin genç denizciye söylediği şey de buydu. O düzeni ne deniz kurdu ne de biz. Bize düşen, onu okumayı öğrenmek ve sayısını tutmaktı.