Marka ara

Kuzey Denizi’nin Göğü, İtalya’nın Dokusu: Van Speyk Courage Phases de Lune

Bir geminin kayalıkların üzerinden geçebilmesi için denizin yükselmesi gerekir. Denizi yükselten şey rüzgâr değildir. Üç yüz seksen dört bin kilometre uzaktaki bir gök cismine verilmiş bir görevdir ve o görev hiç aksamaz.

Hasan Bekmezci · · 8 min read
Van Speyk

Van Speyk

translate Şu dillerde de mevcut English → · Français →

Zifiri bir Kuzey Denizi gecesiydi. Dalgalar gövdeye vurdukça tahtalardan yükselen gıcırtı rüzgârın ıslığına karışıyordu. Güvertede, serpintiden ıslanmış muşamba paltosuna sarınmış genç bir denizci yanındaki yaşlı gökbilimciye döndü. Fenerin cılız sarı ışığında elleri soğuktan titreyen gökbilimci, pirinç kaplama sekstantını yukarıya, bulutların arasından anlık olarak süzülen o gümüş diske doğrultuyordu.

Rüzgâr bizi karaya sürüklüyor üstat, diye bağırdı genç adam. Harita bir işe yaramıyor.

Gökbilimci bakışlarını gökyüzünden ayırmadan sakince gülümsedi. Harita altındaki toprağı gösterir oğlum, dedi. Seni bu sığlıktan çıkaracak olan ise yukarıdaki göktür. Bak, Ay bugün en parlak ve en dik hâlinde. Bu gece deniz bize savaş açmayacak, aksine bizi kaldırıp geçirecek.

Genç denizcinin elleri dümende sıkıca kilitliydi. Bakışlarını bir zifiri karanlığa, bir de gökbilimcinin işaret ettiği o gümüş kubbeye çevirdi. Güvertede köpüren sular, sığlığın üzerindeki siyah kayalıkların sivri uçlarını birer hançer gibi ortaya çıkarıyordu.

Ama üstat, dedi sesi rüzgârın uğultusunda titreyerek, su ayaklarımızın altından çekiliyor. Omurga kuma değmek üzere.

Yaşlı gökbilimci sekstantını yavaşça cebine indirdi. Fenerin ışığında gözlerindeki derin inanç ışıldıyordu.

Sabret genç adam, dedi. Kütleçekim dediğin şey, evrenin en sessiz ama en sadık sözüdür. Bak, Güneş, Dünya ve Ay şu an uzayın karanlığında aynı hizadalar. Astronomlar buna siziji der. Şimdi gökyüzü denizle el sıkışıyor. Birkaç dakika sonra altında gördüğün o sığlık, görünmez bir el tarafından doldurulacak.

Van Speyk
Beyaz kadran ve mavi timsah kayış. Kırk bir milimetre paslanmaz çelik kasa, baştan sona parlatılmış gövde. Photo: Van Speyk

Gökbilimcinin dediği tam da o anda gerçekleşmeye başladı. Kuzey Denizi’nin hırçın suları geri çekilmeyi durdurdu. Dipteki akıntı birden yön değiştirdi ve devasa bir su kütlesi omurganın altından yükselerek kalyonu hafif bir çatırtıyla havaya kaldırdı. Sığlığın ölümcül kayalıkları yükselen deniz seviyesinin altında kaybolurken gemi, gökyüzünün elinde süzülen bir tüy gibi sarp geçidi aştı.

Genç denizci dümendeki baskının hafiflediğini ve suların gemiyi emniyetli derinliklere taşıdığını hissettiğinde derin bir nefes aldı. Gözlerini göğe kaldırdı. O an hissettiği şey yalnızca ölümün kıyısından dönmüş olmanın rahatlaması değildi. Gökyüzü ile okyanusun arasındaki o devasa kütleçekimsel dansın bizzat şahidi olmanın getirdiği büyüleyici bir hürmetti.

format_quote

"Kütleçekim, evrenin en sessiz ama en sadık sözüdür. Kimse ona bakmaz, kimse ondan söz etmez ve o hiçbir gece görevini aksatmaz."

Hasan Bekmezci

Gökbilimcinin bildiği şey şuydu. Ay’ın uzaydaki bir tam turunu attığı yirmi yedi virgül otuz iki günlük yıldızıl döngünün ötesinde, evrelerin aynı hizaya gelmesi tam yirmi dokuz virgül elli üç günlük bir sabır gerektirir. Aradaki iki günlük fark, Ay turunu tamamlarken bizim de Güneş çevresinde yol almış olmamızdan doğar.

Milyonlarca yıllık kütleçekimsel kilitlenme yüzünden bize daima aynı yüzünü sunan o gümüş küre, o gece Kuzey Denizi’nin sığlıklarını devasa bir su kütlesiyle doldurarak gemiyi kayalıklardan süzüp açık denizlere taşıdı.

Kuzey’in amansız soğuğunda yazılan bu denizcilik ve gökbilim kaderi, Van Speyk Courage Phases de Lune’ün kadranında yeniden canlanıyor.

NASA
Dolunay. İki dolunay arasındaki süre, Ay’ın yörüngesinden tam iki gün uzundur. Photo: NASA/GSFC

Kadran simetrik ve son derece dengeli bir yerleşime sahiptir. Siyah, lacivert ve gümüş beyazı olmak üzere üç renkte sunulur. Dış çeperde ince bir dakika yolu basılıdır, bir kademe içeride parlatılmış uygulama indeksler ve rakamlar durur. Merkezdeki akrep ve yelkovan yaprak biçiminde kesilmiştir. Üç alt kadranın hepsi salyangoz desenlidir.

Saat 3 yönündeki ay safhası göstergesi, gece gökyüzünün derinliğini temsil eden lacivert bir zemin üzerine işlenmiş yıldızlar ve altın tonlu bir ay figürüyle açılır. Kadranın içindeki dairesel kavis, diskin görünen kısmını hilalden dolunaya doğru açar ve kapatır.

Burada bir noktayı düzeltmek gerekir, çünkü çoğu kişi bunu yanlış bilir. Kadrandaki o kavis Dünya’nın gölgesini taklit etmez. Güneş, Ay’ın yarısını her zaman aydınlatır ve hiçbir zaman daha azını aydınlatmaz. Değişen tek şey, o aydınlık yarının ne kadarını bizim görebildiğimizdir. Gölge meselesi yalnızca gezegenimiz tam olarak araya girdiğinde gerçekleşir ve ona ay tutulması denir. Kadrandaki kavis bir gölgeyi değil, bizim bakış açımızı canlandırır.

Saat 9 yönündeki küçük saniye, ana zaman ibresinden bağımsız olarak saniyenin akışını sergiler. Saat 6 yönündeki gösterge ise zembereğin ne kadar güç depoladığını bildirir ve retrograd tiptedir. İbre bir yay boyunca ilerler, yayın sonuna vardığında turu tamamlamaz ve başlangıç noktasına geri sıçrar. Bu fiyat sınıfında alışılmış bir çözüm değildir.

Van Speyk
Beyaz kadranda ay safhası, lacivert zemin üzerine yıldızlar ve altın bir ayla açılır. Photo: Hasan Bekmezci

Göstergenin altında iki ay resmi taşıyan bir disk döner ve diskin kenarında elli dokuz diş bulunur. Mekanizmanın yirmi dört saatte bir tur atan çarkının üzerindeki küçük bir parmak, her gün bu diski tek bir diş ilerletir. İki ay resmi bulunduğu için disk, elli dokuz günde iki tam evre gösterir. Yani düzenek bir ayı yirmi dokuz buçuk gün kabul eder.

Gerçek değer yirmi dokuz gün on iki saat kırk dört dakikadır. Yani gökyüzü her ayın sonunda kırk dört dakika fazla ister ve mekanizma o kırk dört dakikayı hiçbir zaman sayamaz. Fark günde bir buçuk dakika kadardır, ancak birikir. Yaklaşık iki yıl sekiz ay sonra gösterge tam bir gün geri kalır.

Bu yüzden saatte bir düzeltici bulunur. Van Speyk o düzelticiyi kasanın yan yüzeyine değil, sağ alt kulağın içine gömmüştür. Ucu sivri bir kalemle bastırıldığında disk bir gün ileri atlar. Kulağın içine yerleştirilmesi görsel bir tercihtir, çünkü kasanın yan hattında hiçbir delik görünmez.

format_quote

"Çark bir ayı yirmi dokuz buçuk gün sayar, gökyüzü ise kırk dört dakika fazlasını ister. O kırk dört dakika iki yıl sekiz ayda bir güne dönüşür ve kulağın içine açılmış küçük delik tam bunun içindir."

Hasan Bekmezci
Van Speyk
Alt kadranların hepsi salyangoz desenlidir. İbreler yaprak biçiminde kesilmiş ve parlatılmıştır. Photo: Van Speyk

Saatin içinde, hassasiyeti ve dayanıklılığıyla bilinen İsviçre yapımı STP2-12-63 otomatik mekanizma çalışır. Otuz beş taş üzerinde döner, saatte yirmi sekiz bin sekiz yüz vuruş yapar ve tam kurulduğunda yaklaşık kırk iki saatlik güç rezervi sunar. Spiral, manyetik alandan etkilenmeyen Nivaflex alaşımındandır; bir telefon hoparlörünün ya da bir çanta kilidinin yanında bırakılan saatin ritmini bozmaması bu ayrıntıya bağlıdır.

Mekanizmanın en kritik teknik avantajı, zemberek tulumunda yer alan kaydırma düzeneğidir. Tepe saat yönünde çevrildiğinde zemberek yüzde yüz doluluğa ulaşır. Zemberek maksimum gerginliğe ulaştığında ise tulumun iç duvarına yaslanan esnek yay çeliği boşa dönmeye başlar. Bu sistem, zembereğin zorlanıp kopmasını ve çark dişlilerinin zarar görmesini tamamen engeller. Elle kurmaya devam ettiğinizde belirli bir noktadan sonra hissettiğiniz yumuşak sürtünme, kırılan bir şey değil, kaymaya başlayan o şerittir.

Kasa kırk bir milimetre çapındadır ve on dört milimetre yüksekliğindedir. Kadranı kubbeli bir safir cam örter, arka kapak da safirdir ve mekanizmayı gösterir. Çanak biçimli kurma tacının üzerinde markanın monogramı bulunur ve aynı monogram katlanır kopçada ve rotorda tekrar eder. Su geçirmezlik elli metredir.

Van Speyk
Safir arka kapaktan mekanizma görülür. Rotor markanın kendi monogramıyla işlenmiştir. Photo: Van Speyk

Courage CSW-BL’ün karakterini tamamlayan en önemli unsur kadranda değil, kayıştadır. Van Speyk bu modelde üzerinde Handmade in Italy imzası taşıyan, otantik Toskana bitkisel tabaklanmış derisini kullanır. Bu bugün deri sanayisinin kullandığı olağan yöntem değildir. Dünyada üretilen derinin büyük çoğunluğu krom tuzlarıyla bir gün içinde tabaklanır. Toskana vadilerinde yüzyıllardır uygulanan yöntem ise haftalar sürer ve aradaki farkı anlamak için tabakhanenin içine girmek gerekir.

Ham deri tabakhaneye tuzlanmış hâlde gelir, çünkü tuz onu yolculuk boyunca çürümekten korur. İlk iş o tuzu ve deriyle birlikte gelen kanı, toprağı ve yağı çıkarmaktır. Deri doğal su banyolarında saatlerce, kimi zaman günlerce dinlendirilir ve ıslatılarak yeniden eski yumuşaklığına döndürülür. Bu aşamaya ıslatma denir ve acele edilmesi mümkün değildir, çünkü içeri giren su lif demetlerinin arasına eşit dağılmak zorundadır.

Ardından kireçleme gelir. Deri, sönmüş kireç ve sülfür içeren havuzlara ya da tamburlara alınır. Burada olan şey kimyasaldır: yüksek alkali ortam kolajen liflerinin arasındaki bağı gevşetir, deri şişer ve kıl kökleri yumuşayarak yerinden çıkar. Kıl bu aşamadan sonra mekanik olarak alınır. Sonra derinin iç yüzündeki yağ ve et tabakası bıçakla kazınır. Bu işlemlerin sonunda deri neredeyse on iki seviyesinde bir alkalilikte kalır ve hiçbir tanen o ortamda işini yapamaz. Bu yüzden asit eklenerek pH yavaşça nötre çekilir ve enzimlerle son protein artıkları temizlenir. Yüzeydeki o ince, doğal desenin açığa çıkması bu enzim aşamasına bağlıdır.

US National Archives
Kıl alma makineleri. Kireçlenen deri buradan geçer ve gövdesi gevşeyen kıl mekanik olarak alınır. Bir dönem tabakhanesi, Milwaukee, 1918. Photo: ABD Milli Arşivi

Asıl tabaklama bundan sonra başlar. Deri, ahşap tamburlardan ve havuzlardan oluşan bir diziye alınır ve her birinde tanen yoğunluğu biraz daha artar. Tanenler kestane ve meşe kabuğundan, kimi zaman mimoza ve kebraço ağacından elde edilen bitkisel polifenollerdir. Bu moleküller kolajen lifine hidrojen bağlarıyla tutunur ve lifin çevresine kendi kabuğunu örer. Sonuç kalıcıdır: bakteri artık o lifi sindiremez, yani deri çürümez. Ham deri ile tabaklanmış deri arasındaki farkı bir tabakhane ustası tek bir deneyle gösterir. Ham deriden kesilmiş bir parça altmış beş derece civarındaki suya atıldığında birkaç saniye içinde büzülür ve jöleleşir. Aynı sudan bitkisel tabaklanmış bir parça neredeyse hiç etkilenmeden çıkar. Kolajenin büzüşme sıcaklığının yükselmesi, tabaklamanın gerçekten olduğunun ölçülebilir kanıtıdır.

US National Archives
Tabaklama avlusu. Deri, tanen yoğunluğu giderek artan havuzlardan sırayla geçirilir. Aynı dönem tabakhanesi. Photo: ABD Milli Arşivi

Bu diziden geçmek kırk günü bulur. Krom tabaklamada aynı iş bir günde biter ve deri mavimsi bir renk alır. Bitkisel tabaklamada ise kimse acele edemez, çünkü tanen molekülü iridir ve derinin ortasına ulaşması zaman ister. Dışarıdan hızlandırmaya kalkarsanız yüzey tabaklanır, iç kısım ham kalır ve o kayış birkaç yıl içinde ortasından kırılır.

Tabaklama bittiğinde deri sert ve kurudur. Ona yeniden esneklik veren aşamaya yağlama denir. Doğal yağlar ısıtılıp emülsiyon hâline getirilir ve liflerin arasına sürülür; bu yağ, liflerin kuruyup birbirine yapışmasını engeller. Boyama ise anilin boyalarla yapılır. Aniline boya saydamdır ve gözenekleri kapatmaz, bu yüzden derinin kendi deseni görünmeye devam eder. Yüzeyi tamamen örten pigment boyalar daha ucuzdur ve daha dayanıklıdır, ancak deriyi plastiğe benzetir.

Kurutma açık havada ve yavaş yapılır. Hızlı kurutulan bir deri dışarıdan sertleşir, içeride nem hapsolur ve o kayış zamanla çatlar. Kuruyan deri önce tahta gibidir; hafifçe dövülerek ve çekilerek yeniden yumuşatılır. Sonra usta zanaatkâr devreye girer. Kayış elle kesilir, kenarları tek tek eğelenir, boyanır ve mumla kapatılır. Dikiş mumlu iplikle, iki iğneyle ve elde atılır. Makine dikişinde tek bir iplik vardır ve o iplik bir yerinden koptuğunda dikişin tamamı sökülür. Elde atılan dikişte iki ayrı iplik birbirine kilitlenir; biri koparsa öteki yerinde durur.

Van Speyk
Kayış, Van Speyk’in kendi aksesuar koleksiyonundan. Timsah desenli mavi deri, hızlı değiştirme pimleriyle. Photo: Van Speyk

Bütün bu emeğin bileğe yansıması ise zamanla ortaya çıkar. Bitkisel tabaklanmış deri güneş ışığı ve tenin yağıyla temas ettikçe koyulaşır, çünkü içindeki tanenler yavaş yavaş oksitlenir. Buna patina denir ve iki kayışta aynı biçimde oluşmaz. Aynı gün üretilmiş iki kayıştan biri altı ay sonra bal rengine döner, öteki daha koyu bir tona gider. Fark, onları taşıyan iki insanın nerede yaşadığı, ne kadar güneş gördüğü ve nasıl terlediğidir.

format_quote

"Krom tabaklama bir günde biter, bitkisel tabaklama kırk gün sürer. Aradaki fark kimyada değil, sabırdadır."

Hasan Bekmezci
Van Speyk
Kasanın yan hattı ve mavi timsah desenli kayış. Gövde parlatılmış, kulaklar mat fırçalanmıştır. Photo: Van Speyk
Van Speyk
Gümüş beyazı kadranlı versiyon. Kasa sarı ve pembe altın kaplamalı olarak da sunulur. Photo: Van Speyk

Bugün bileğine böyle bir saat takan kişi ne bir sığlığın üzerinden geçiyor ne de bir sekstant tutuyor. Yine de kadranın sağ tarafındaki o küçük disk, her gün bir diş ilerleyerek aynı sayıyı tutmaya devam ediyor.

O disk bir günde gözle görülür biçimde hareket etmez. İki hafta sonra baktığınızda tamamen başka bir yerde durur. Bir saatin insana verebileceği en sessiz ders budur. Hiçbir şeyin değişmediğini sandığınız aralıkta, her şey sabırla yerini değiştiriyordu.

Gökbilimcinin genç denizciye söylediği şey de buydu. O düzeni ne deniz kurdu ne de biz. Bize düşen, onu okumayı öğrenmek ve sayısını tutmaktı.

Van Speyk
Saat, deri kutusu, garanti belgesi ve kullanım kılavuzuyla birlikte teslim edilir. Photo: Van Speyk

Marka ve iletişim

Kategori Radarımızdan Geçenler
Yazar Hasan Bekmezci
Yayın Tarihi Eylül 17, 2026
Okuma Süresi 8 min read
edit_note

Editöre Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

mail

Dergi Özeti

Dünyanın en önemli saatleri hakkında haftalık haberler için çevremize katılın.