Marka ara

Her Yıl Bizden Üç Santim Uzaklaşan Bekçi: Ay’a Verilen Görev ve Rolex “Perpetual Padellone”

Ay, yeryüzüne mevsimleri veren, okyanusları karıştıran ve gezegenimizin eksenini sabit tutan bir denge taşıdır. Bunu kendi iradesiyle yapmaz; kendisine verilmiş bir işi görür. Rolex, yetmiş yedi yıl sonra o işin kaydını tutan saati geri getirdi.

Hasan Bekmezci · · 14 min read
Rolex

Rolex

translate Şu dillerde de mevcut English → · Français →

Dağın tepesindeki istasyonda gece yarısı çoktan geçmişti. Kubbenin içi soğuktu ve yalnızca ekranların mavi ışığı vardı. Gökbilimci konsolun başına oturdu ve yeşil bir lazer darbesi gönderdi.

Işık gökyüzünde ince bir çizgi bıraktı ve kayboldu. İki buçuk saniye sonra ekranda birkaç nokta belirdi.

Karşıdaki koltukta oturan astrobiyolog öne eğildi. Bunlar mı, diye sordu.

Bunlar, dedi gökbilimci. Gönderdiğimiz milyarlarca fotonun içinden geri dönen bir avuç tanesi. Ay’ın yüzeyinde elli yılı aşkın süredir duran aynalar var. Bir kısmını astronotlar bıraktı, bir kısmını uzaktan kumandalı araçlar taşıdı. Biz ışığı oraya gönderiyoruz, ayna onu geldiği yöne aynen geri yolluyor, biz de aradaki süreyi ölçüyoruz.

Peki bundan ne öğreniyorsunuz, diye sordu astrobiyolog.

Mesafeyi öğreniyoruz, dedi gökbilimci. Birkaç milimetre hassasiyetle. Ve her ölçüm bize aynı şeyi söylüyor: Ay her yıl bizden yaklaşık üç virgül sekiz santimetre uzaklaşıyor.

Rolex
Rolex Perpetual Padellone. Otuz dokuz milimetre 18 ayar Everose altın kasa, 12,20 milimetre kalınlık. Photo: Rolex

Astrobiyolog bir süre sessiz kaldı. Sonra sordu: neden gidiyor?

Aslında o gitmiyor, dedi gökbilimci. Onu biz itiyoruz.

Ay okyanuslarımızı kendine doğru çekiyor ve su yüzeyinde iki tümsek oluşturuyor. Bu tümseklerden biri Ay’a bakan tarafta, öteki tam karşı tarafta duruyor. Buraya kadarı herkesin bildiği gelgit hikâyesi. Asıl mesele şu: Dünya kendi ekseni etrafındaki turunu yirmi dört saatte tamamlıyor, Ay ise yörüngesini yirmi yedi günde tamamlıyor. Yani gezegenimiz Ay’dan çok daha hızlı dönüyor ve dönerken o su tümseğini de yanında sürüklüyor.

Bu yüzden tümsek Ay’ın tam altında kalmıyor, biraz önüne geçiyor. Önde duran o devasa su kütlesi de kendi çekimiyle Ay’ı ileri doğru çekiyor. Bir çocuğu salıncakta iterken yaptığınız şeyin aynısı oluyor. Ay hız kazanıyor, hız kazandıkça yörüngesi genişliyor ve yavaş yavaş yükseliyor.

Peki bu enerji nereden geliyor, diye sordu astrobiyolog.

Bizden geliyor, dedi gökbilimci. Dünya’nın dönüşünden. Ay’a verdiğimiz her itme, bizim dönüşümüzden bir parça alıyor. Gezegenimiz yavaşlıyor. Bugün bir gün yirmi dört saat sürüyor, ama altı yüz milyon yıl önce yaklaşık yirmi iki saat sürüyordu. Bunu tahmin etmiyoruz; o dönemde yaşamış mercanların büyüme halkalarını ve gelgitle biriken tortu katmanlarını sayarak okuyoruz. O yıllarda bir yıla dört yüzün üzerinde gün sığıyordu.

format_quote

"Ay bizden uzaklaşıyor çünkü onu biz itiyoruz. Ona verdiğimiz her itme, gezegenimizin kendi dönüşünden alınıyor."

Hasan Bekmezci
Rolex
Saat 12’de gün ve ay pencereleri, çevrede işaretçi tarih ibresi, saat 6’da ay safhası. Photo: Rolex

Astrobiyolog konsolun kenarına yaslandı. Yani biz onu ittik, o da bizi yavaşlattı, dedi. Karşılıklı bir alışveriş.

Üstelik bedeli önce o ödedi, dedi gökbilimci.

Ay bir zamanlar kendi etrafında çok daha hızlı dönüyordu. Dünya’nın çekimi onun üzerinde de aynı işi yaptı ve Ay’ın kaya kütlesinde de bir tümsek oluşturdu. O tümsek, Ay’ın dönüşünü milyonlarca yıl boyunca frenledi. Sonunda Ay’ın kendi ekseni etrafındaki dönüşü, Dünya çevresindeki turuna eşitlendi.

İşte bu yüzden Ay bize hep aynı yüzünü gösteriyor. Öteki yüzünü insanlık tarihinin tamamı boyunca hiç kimse görmedi. İlk fotoğrafını 1959’da bir uzay aracı çekti.

Astrobiyolog o cümleyi tekrarladı: hep aynı yüz. Sonra ekledi: bir gövdenin dönüşünün, kendisini çeken şeye kilitlenmesi. Bu bana bir mekanizmayı hatırlatıyor.

Hatırlatması doğal, dedi gökbilimci. Çünkü ilke aynı ilke. Gökyüzünde de bir saatin içinde de her parça komşusunun hızını belirler ve hiçbir parça kendi başına dönmez.

Rolex
Ay safhası penceresi. Dolunay ve yeni ay diskleri göktaşından kesilmiş. Photo: Rolex

Astrobiyolog konuyu kendi alanına çekti. Benim için asıl soru bu değil, dedi. Benim için asıl soru, o Ay orada olmasaydı bu gezegende ne olacağı.

Dünya’nın dönme ekseni, yörünge düzlemine göre yaklaşık yirmi üç buçuk derece eğik duruyor. Mevsimlerin tek sebebi bu eğimdir. Kuzey yarımküre Güneş’e doğru eğildiğinde yaz olur, uzaklaştığında kış olur. Eğim olmasaydı mevsim de olmazdı.

Bu eğimin sorunu kendi başına kararlı olmamasıdır. Güneş ve öteki gezegenler bir gezegenin eksenini sürekli farklı yönlere çeker. Ay olmasaydı Dünya’nın eksen eğimi milyonlarca yıl içinde geniş ve düzensiz biçimde salınırdı. Mars bunun en yakın örneğidir; büyük bir uydusu olmadığı için eksen eğimi zaman içinde çok geniş bir aralıkta gezinmiştir.

Ay ise kütlesiyle bu salınımı bastırıyor. Gezegenimizin eğimi kırk bin yıla yayılan yavaş bir ritimde yalnızca iki derece kadar değişiyor. Bu, iklimin kararlı kalabilmesi için gereken sınırın içindedir.

Yani mevsimlerin varlığı Ay’a bağlı, dedi gökbilimci.

Bundan fazlası, dedi astrobiyolog. Kararlı mevsim demek, kararlı bir bitki örtüsü demektir. Kararlı bitki örtüsü demek, tohumun ne zaman atılacağının bilinebilmesi demektir. Tarım buradan doğdu. Tarım doğduğu için takvim gerekli oldu. Takvim gerekli olduğu için de insan zamanı ölçmeye başladı.

Rolex
İnce tırtıklı kubbe çerçeve ve yedi sıralı Settimo bilezik. Kasa baştan sona parlatılmış. Photo: Rolex

Gökbilimci ölçüm penceresini kapattı ve arkasına yaslandı. Bir de gelgitler var, dedi.

Gelgitler benim için en önemli kısım, dedi astrobiyolog.

Kıyı şeridi, günde iki kez suyun altında kalan ve iki kez açığa çıkan bir bölgedir. O şeritte ıslanma ve kuruma dönüşümlü olarak tekrarlanır. Kuruma sırasında geride kalan sıvı yoğunlaşır ve içindeki moleküller birbirine yaklaşır. Islanma sırasında ise her şey yeniden dağılır ve karışır. Bu düzenli döngü, basit moleküllerin daha uzun zincirler kurabilmesi için gereken koşulları hazırlar.

Durgun bir okyanusta böyle bir ritim bulunmaz, dedi astrobiyolog. Gelgitler olmasaydı kıyı yalnızca sudan ibaret kalırdı. Ay o kıyıya bir ritim verdi ve ritim kimyayı harekete geçirdi.

Üstelik gelgitlerin kendisi de değişkendir. Yeni ay ve dolunay günlerinde Güneş ile Ay aynı hat üzerinde durur ve çekimleri birbirine eklenir; sular en yükseğe çıkar. İlk dördün ve son dördün günlerinde ise ikisi birbirine dik durur ve etkileri kısmen birbirini götürür; sular en durgun hâline geçer. Yani denizin ritmi doğrudan Ay’ın şekline bağlıdır. Gökyüzüne bakan bir balıkçı, denize hiç bakmadan denizin ne yapacağını bilirdi.

format_quote

"Gökyüzüne bakan bir balıkçı, denize hiç bakmadan denizin ne yapacağını bilirdi. Ay’ın şekli, suyun tarifesiydi."

Hasan Bekmezci
Rolex
Gün ve ay pencereleri gece yarısında tek hamlede değişiyor; işaretçi ibrenin ucunda bir hilal var. Photo: Rolex

Kubbenin dışında rüzgâr çıkmıştı. Gökbilimci bir süre sustu, sonra şunu söyledi: bütün bunları anlatırken dikkat etmemiz gereken bir nokta var.

Ay bunların hiçbirini yapmıyor. Ay bir karar vermiyor, bir amaç gütmüyor, gezegenimizi korumayı istemiyor. Ay yalnızca bir kütledir ve kendisine verilmiş bir yörüngede durur. Eksenimizi sabit tutması, denizlerimizi karıştırması ve bize mevsimleri vermesi onun iradesinin sonucu değildir. Bunlar kendisine verilen ölçünün sonucudur.

Astrobiyolog başını salladı ve şu benzetmeyi yaptı: bir saatin içindeki denge çarkı da kendisinin ne işe yaradığını bilmez. O yalnızca ileri geri salınır. Salınımının bir zamanı böldüğünden, o zamanın bir insanın randevusunu belirlediğinden haberi yoktur. Bir parçanın görevi, o parçanın bilgisine bağlı değildir.

Tam olarak bu, dedi gökbilimci. Ölçü verilmiştir ve parça onu uygular. O ölçü bu kadar hassas verilmemiş olsaydı, bu konuşmayı yapacak kimse de bulunmazdı.

format_quote

"Ay bir karar vermiyor, bir amaç gütmüyor. Eksenimizi sabit tutması onun iradesinin değil, kendisine verilen ölçünün sonucudur."

Hasan Bekmezci
Rolex
Platin kasadaki buz mavisi kadran. Merkez mat ve taneli, tarih çemberi kabartma ve saten. Photo: Rolex

İnsanlığın ilk takvimi de bu yüzden ay takvimi oldu. Güneş size saati verir ama günü vermez. Gölgenin boyuna bakarak öğlen olduğunu anlarsınız, ayın kaçı olduğunu anlayamazsınız. Ay ise saati vermez, buna karşılık her gece biraz değişen şekliyle size tarihi verir. İnce bir hilal ayın başını gösterir, tam bir daire ortasını gösterir. Ay, aletsiz okunabilen tek takvimdi.

Bu takvimin bir zorluğu vardır. Ay, Dünya çevresindeki turunu yaklaşık yirmi yedi gün sekiz saatte tamamlar. Buna karşılık gökyüzünde aynı şekli yeniden görebilmek için yirmi dokuz gün on iki saat kırk dört dakika beklemek gerekir.

Aradaki iki günün sebebi şudur. Ay turunu tamamlarken Dünya da yerinde durmaz; Güneş çevresindeki kendi yolunda yaklaşık yirmi yedi derece ilerlemiş olur. Ay eski konumuna döndüğünde Güneş artık başka bir yöndedir ve Ay’ın üzerine düşen ışığın açısı değişmiştir. Aynı evreyi yeniden yakalayabilmek için Ay’ın bu kaymayı da kapatması, yani biraz daha yol alması gerekir.

Bu yirmi dokuz buçuk günlük sayı da tam bir sayı değildir. On iki tanesi üç yüz elli dört gün eder, oysa bir yıl üç yüz altmış beş gündür. Arada on bir günlük bir açık kalır. Takvim denen bütün uğraş, o açığı elle kapatma çabasından ibarettir. Ayların kimisinin otuz, kimisinin otuz bir gün çekmesinin sebebi de budur.

Rolex
Kadran katmanları. Tarih çemberi, ay safhası diski ve işaretçi ibre ayrı ayrı. Photo: Rolex

İnsan bu döngüyü bir makinenin içine ilk kez ne zaman yerleştirdi sorusunun bilinen bir cevabı vardır ve bu cevap tahmin edilenden çok daha eskidir.

Yirminci yüzyılın başında Ege’de dalgıçlar, batık bir gemide yeşile dönmüş bir bronz yığını buldu. Parçanın üzerinde dişli izleri vardı. Onlarca yıl süren incelemeler, iki bin yıldan eski bu aletin bir gök hesap makinesi olduğunu ortaya çıkardı. İçinde otuz kadar bronz dişli bulunuyordu ve bu dişliler Güneş ile Ay’ın konumlarını hesaplıyordu.

Aletin en şaşırtıcı yanı iki ayrıntısıydı. Birincisi, Ay’ın gökyüzündeki hızının sabit olmadığını hesaba katıyor ve bunu bir pim ile bir yuva arasındaki kaydırmalı bağlantıyla taklit ediyordu. İkincisi, üzerinde küçük bir küre taşıyordu. Kürenin yarısı koyu, yarısı açık renkti ve dönerek Ay’ın o günkü şeklini gösteriyordu.

Yani ay safhası göstergesi, bir kol saatinden yaklaşık iki bin yıl önce yapılmıştı.

Sonraki durak Avrupa katedralleridir. On dördüncü yüzyılda İngiltere’de ve İtalya’da kurulan büyük astronomik saatler, kule kadranlarında ay safhasını da gösteriyordu. Bu saatler halkın hem ibadet vakitlerini hem de tarım takvimini okuduğu kamusal araçlardı. On altıncı yüzyıldan itibaren aynı gösterge küçüldü ve cep saatlerine girdi. Tarih, gün, ay ve ay safhasını bir arada veren düzen, saatçilikte bugün de aynı adla anılır.

Rolex
Kalibre 7190. Otuz beş taş, saniyede beş salınım, altmış altı saat rezerv. Photo: Rolex

Bu göstergenin klasik çözümü çok sade bir hesaba dayanır. Diskin üzerine iki ay resmedilir ve disk elli dokuz dişli bir çarkla taşınır. Çark günde bir diş ilerlediğinde, bir ay resminin yerini ötekine bırakması tam yirmi dokuz buçuk günde gerçekleşir.

Gerçek döngü ise yirmi dokuz gün on iki saatin biraz üzerindedir. Aradaki fark her ay yaklaşık kırk dört dakikadır ve bu fark birikir. Bu yüzden klasik bir ay safhası yaklaşık iki yıl yedi ay sonra bir gün şaşar. Daha fazla dişli kullanan geliştirilmiş bir takım ise aynı hatayı yüz yirmi iki yılda bir güne kadar geriletir.

Bu rakamlar bir saatçi için teknik bir ayrıntıdır. Ancak arkalarındaki gerçek şudur: gökyüzündeki hiçbir döngü tam sayı değildir ve hiçbir dişli oranı onu kusursuz karşılayamaz. Saatçi elinden gelenin en iyisini yapar ve oranı gerçek sayıya olabildiğince yaklaştırır. Geriye kalan küçük fark ise sabırla birikir ve bir gün kendini gösterir.

Rolex
Vidalı ve tırtıklı arka kapak. Ortasındaki safir mekanizmayı gösteriyor. Photo: Rolex

Rolex bu göstergeyi 1949’da kendi tarihinin en dikkat çekici saatlerinden birine yerleştirdi. Referans 8171, o dönem için iri sayılan otuz sekiz milimetrelik bir kasayla çıktı. Kadranında saat 12 hizasında gün ve ay pencereleri, çevresinde tarihi gösteren uzun bir ibre ve saat 6 hizasında bir ay safhası bulunuyordu. İçinde otomatik kurmalı ve kronometre belgeli A295 kalibresi çalışıyordu.

Bu saatin bir de eksiği vardı. Arka kapağı vidalı değil geçmeliydi. Yani markanın kendi adıyla anılan su geçirmez kasa ailesinin dışında kalıyordu ve bu durum Rolex için alışılmadıktı. Model 1953’te üretimden kalktı. Toplam sayısı bin ile bin iki yüz arasında kaldı.

Adını ise kendisi almadı. O yıllarda İtalyan satıcılar ve koleksiyonerler, geniş ve yayvan kasası yüzünden ona mutfaktan bir kelimeyle seslendiler. Padellone, İtalyancada büyük tava anlamına gelir. Marka bu ismi hiçbir zaman kullanmadı ve hiçbir kataloğuna yazmadı. Buna rağmen isim yetmiş yıl boyunca yaşamaya devam etti.

Bu eylül ayında Rolex yeni modelini tanıtırken o lakabı resmen üstlendi. Tanıtımı da Milano’da yaptı, çünkü ismi veren şehir orasıydı. Bir markanın kendi ürününe halkın taktığı adı sonradan sahiplenmesi, saatçilikte nadir görülen bir teslimiyettir.

format_quote

"İsmi marka koymadı, taşıyanlar koydu. Yetmiş yıl sonra ayakta kalan da yapanın değil, taşıyanların verdiği ad oldu."

Hasan Bekmezci
Rolex
Platin kasa ve mat siyah timsah kayış. Yeşil dana derisi astar ve Dualclasp kopça. Photo: Rolex

Yeni Perpetual Padellone otuz dokuz milimetre çapında ve on iki virgül yirmi milimetre kalınlığındadır. Kulaktan kulağa mesafesi kırk beş milimetre civarındadır, bu nedenle rakamın verdiği izlenimden daha küçük oturur. Kasa ya 18 ayar Everose altından ya da 950 platinden üretilmiştir ve tamamı parlatılmıştır. Çerçeve kubbeli ve ince tırtıklıdır, cam kubbeli safirdir.

Arka kapak bu kez vidalıdır ve ortasında mekanizmayı gösteren bir safir taşır. İlk modelin en büyük eksiği yetmiş yedi yıl sonra böylece kapatılmıştır.

Kurma kolu çekmelidir ve su geçirmezlik elli metredir. Bu iki değer bir Rolex için düşük görünür, ancak sebebi açıktır. Takvim düzeltme butonları kasanın yan yüzlerine, saat 2, 4, 8 ve 10 hizalarına gömülmüştür. Bu kadar çok delik taşıyan bir kasada daha yüksek bir sızdırmazlık değeri anlamını yitirir. Bu saat bir dalış aleti değildir.

Kadran iki renkte sunulur. Everose kasada yoğun beyaz, platin kasada buz mavisi bir yüzey vardır. Merkez mat ve tanelidir, tarih çemberi ise kabartmalı ve ince satendir. Bu ayrım okunabilirlik içindir. Parlak bir çember ile mat bir merkez yan yana geldiğinde göz ikisini iki ayrı katman olarak algılar ve tarih ibresi kadranın içinde kaybolmaz. Saat 3 ve 9 hizasında kabartma rakamlar, öteki noktalarda ise kasayla aynı altından faseta kesilmiş indeksler bulunur.

Rolex
Safir kapaktan 7190. Köprüler ve rotor üzerindeki bitirişler. Photo: Rolex

Tarih yine bir pencereden değil, kadranın çevresini dolaşan uzun bir ibreden okunur. Bu tercih 1949 modelinden gelir ve pratik bir sonucu vardır. Pencereli bir tarih size yalnızca bugünü söyler, çemberli bir tarih ise ayın neresinde olduğunuzu gösterir. Birinde bir sayı okursunuz, ötekinde bir konum görürsünüz.

İbre mavidir ve ucunda küçük bir hilal taşır. Bu hilal bir süs değildir. Sivri bir ok ucunun hangi rakamı gösterdiği tartışmalı olabilir, oysa bir hilalin açık kavsi hedefini kuşatır ve belirsizliği ortadan kaldırır.

Gün ve ay saat 12 hizasındaki iki küçük pencerede durur. Buradaki asıl yenilik, pencerelerin ne zaman değiştiğidir. Takvimli saatlerin çoğunda diskler gece yarısına doğru yavaşça sürüklenir ve yazı bir saat boyunca yarı yarıya görünür. Bu saatte değişim anlıktır ve gece yarısında üç gösterge de tek hamlede yerine oturur. Anlık değişim, bir yayın önceden kurulup tek anda boşaltılması demektir. O enerjiyi mekanizmanın geri kalanından çalmadan hazırlamak, takvim işçiliğinin en zahmetli tarafıdır.

İlk modelle arasındaki en büyük fark ise takvimin kendisindedir. 1949 tarihli saat basit bir takvim taşıyordu ve otuz gün çeken ayların sonunda tarihi elle ileri almak gerekiyordu. Bu işlem yılda beş kez tekrarlanıyordu. Yeni model yıllık takvim taşır ve bu beş düzeltmenin dördünü ortadan kaldırır. Geriye yalnızca şubat kalır.

Rolex
Dynapulse eşapmanının parçaları. Dağıtım çarkları ve itici kol silisyumdan. Photo: Rolex

Rolex bunu Haplos adını verdiği ve patent başvurusu yaptığı bir düzenekle çözmüştür. Tarih mekanizmasına iki parça eklenmiştir: ek bir taşıyıcı parmak ve bir yıllık kol. Hangi ayın kısa olduğu bilgisi ise ay diskinin arka yüzüne işlenmiştir. Saat, ayın kaç gün çektiğini hesaplamaz. Ay diski dönerken bu bilgiyi kendi sırtında taşır ve doğru gecede ek parmağı devreye sokar.

Bu, saatçilikte bilgiyi saklamanın en eski ve en dayanıklı yoludur. Hafıza bir yazılıma değil, bir parçanın biçimine yazılmıştır. Diskin üzerindeki çentikler bir çizelgedir ve o çizelge bozulmaz, çünkü metalin kendisidir.

Saat 6 hizasındaki disk yirmi dokuz buçuk günde bir tam tur atar. Üzerindeki iki küçük gövde, yani dolunay ile yeni ay, göktaşından kesilmiştir. Dolunay gümüş renklidir ve üzerine siyah bir yüz basılmıştır. Yeni ay mavi kaplamalıdır ve üzerindeki çizgiler gümüştür. İkisi de yıldız serpiştirilmiş lacivert bir zemin üzerinde döner.

Bir kadranda Ay’ı göstermek için gökten düşmüş bir maddenin kullanılması ilk bakışta şairane bir seçim gibi görünür. Aslında öyle değildir. O parça, temsil ettiği gök cismiyle aynı oluşumdan artakalmıştır. Güneş sistemi kurulurken bazı gövdeler gezegen olamadan kaldı, bazıları çarpışmalarla parçalandı ve savruldu. Ay da o göktaşı da aynı sabahın kalıntısıdır.

Rolex
Bilekte otuz dokuz milimetre. Kulaktan kulağa kırk beş milimetre. Photo: Rolex

Bütün bunları çalıştıran mekanizmanın adı 7190’dır. Otuz beş taş üzerinde çalışır, saniyede beş salınım yapar ve altmış altı saat güç rezervi taşır. Bu iki değerin yan yana durması saatin en zor başarısıdır.

Bir denge çarkı ne kadar hızlı salınırsa dış etkilere o kadar dirençli olur. Bir darbe, hızlı salınan bir çarkın ritmini daha az bozar. Ancak hız enerji tüketir. Saniyede beş salınım yapan bir mekanizma, üçte biri kadar daha yavaş çalışan bir mekanizmaya göre yayını çok daha çabuk boşaltır. Saatçiliğin uzun süredir kabullendiği denklem budur: ya yüksek hassasiyet, ya uzun güç rezervi.

Rolex bu denklemi eşapmandan çözmüştür. Dynapulse adını verdiği düzenek, klasik İsviçre çapa eşapmanı gibi bir maşanın taşlarını çark dişlerine sürterek çalışmaz. Silisyumdan üretilmiş iki dağıtım çarkı ve bir itici kol üzerinden iş görür. Aradaki fark sürtünmedir. Sürtünen her yüzey enerjinin bir bölümünü ısıya çevirir ve o enerji geri gelmez. Markanın açıkladığı rakam, klasik bir eşapmana kıyasla yaklaşık yüzde otuz daha verimli olduğu yönündedir. Saniyede beş salınımın faturası, kaybedilmeyen enerjiyle ödenmiştir.

Aynı mekanizmada spiral de silisyumdandır. Silisyum manyetik değildir, bu nedenle bir telefon hoparlörü ya da bir çanta kilidi onu etkilemez. Isıya karşı da alışılmadık biçimde kararlıdır, çünkü yüzeyinde oluşturulan ince oksit katmanı malzemenin ısıyla yumuşama eğilimini ters yönde dengeler. Denge mili ise seramiktendir. Bu kararların hiçbiri kadrana yansımaz, ancak bir saatin günde iki saniyeyi aşmayan bir aralıkta kalabilmesi bunların toplamıdır.

Everose kasa iki biçimde sunulur. Biri mat kahverengi timsah kayıştadır, öteki markanın Settimo adını verdiği yeni bilezikte gelir. Bu bilezik yedi sıra parlak ve yuvarlatılmış baklalardan oluşur, kasaya kavisli uçlarla oturur ve gizli bir kopçayla kapanır. Platin kasa mat siyah timsah kayışta sunulur ve o kayışın astarı yeşil dana derisidir. İsviçre fiyatları vergi dâhil elli iki bin beş yüz, elli dokuz bin ve altmış dört bin sekiz yüz franktır. Saat kasım ayında satışa çıkacak.

Rolex
Buz mavisi kadran ve göktaşından kesilmiş ay safhası. Photo: Rolex

Gece bitmek üzereyken gökbilimci son bir ölçüm daha aldı ve konsolu kapattı. Astrobiyolog kapıya doğru yürürken durdu ve sordu: bu uzaklaşma bir gün bizi etkileyecek mi?

Uzun vadede evet, dedi gökbilimci. Ay uzaklaştıkça gelgitler zayıflayacak, günlerimiz uzayacak ve eksenimizin kararlılığı azalacak. Ancak burada yüz milyonlarca yıldan söz ediyoruz. Sizin ve benim ömrümüzde Ay yalnızca birkaç metre uzaklaşacak.

O hâlde bugün gördüğümüz düzen geçici bir denge, dedi astrobiyolog.

Her denge geçicidir, dedi gökbilimci. Buradaki fark şu: bu denge, bizim var olabilmemize yetecek kadar uzun sürdü.

Kolunuzda bir ay safhası taşımak, işte o dengenin bir kaydını taşımaktır. Kadranın altındaki küçük disk yirmi dokuz buçuk günde bir tur atar ve bu sayıya göre ayarlanmıştır. Ancak o sayı bile sabit değildir. Ay uzaklaştıkça ayın süresi çok yavaş biçimde uzamaktadır. Yani saatçinin hesapladığı oran, kendisi de sessizce kayan bir sayıya göre kurulmuştur.

Bu gece Ay, bir çobanın ona ilk kez tarih diye baktığı geceyle aynı şekilde duracak. Değişen tek şey, artık bileğimizde onun sayısını tutan bir makinenin bulunmasıdır. Sayıyı biz koyduk. Döngüyü koyan biz değiliz.

Rolex
Perpetual Padellone, Everose altın ve Settimo bilezikle. Photo: Rolex
Kategori Başyapıtlar
Yazar Hasan Bekmezci
Yayın Tarihi Eylül 17, 2026
Okuma Süresi 14 min read
edit_note

Editöre Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

mail

Dergi Özeti

Dünyanın en önemli saatleri hakkında haftalık haberler için çevremize katılın.