Cenevre’deki tarihi müzayede salonunun yüksek tavanlı heybetli atmosferinde, kristal avizelerden süzülen ışık kadife kaplı sergileme masalarının üzerine düşüyordu. Açık artırma başlamadan hemen önceki o heyecanlı fısıltıların ortasında, yaşlı saat koleksiyoneri dede ile torunu Leo, özel cam vitrinin önünde durmuş, katalogda "Lot 42" olarak işaretlenmiş nadide bir parçayı inceliyorlardı.
18 ayar pembe altın kasalı, kömür karası elmas kadranlı bu saat, Ulysse Nardin Alexander the Great Minute Repeater Tourbillon idi.
Leo, kadrandaki minyatür altın figürlere gözlerini dikerek dedesinin ceketinin kolunu çekti:
"Dede... Baksana, kadrandaki bu altın adamlar kılıçlarla ve mızraklarla bir savaş sahnesini canlandırıyor. Böylesine büyüleyici, servet değerindeki bir sanat eserine neden kanlı bir savaş sahnesi işlenmiş ki?"
Dede gülümsedi, büyüteç gözlüğünü düzeltip torununun omzuna elini koydu:
"Çünkü Leo, yüksek saatçilik sanatı sadece zamanı ölçmez; zamanın içindeki en derin hikmetleri zihnimize kazır. Sana şöyle bir örnek vereyim Leo... Bu kadrandaki sahne, MÖ 331 yılında Gaugamela Ovası’nda karşı karşıya gelen iki büyük hükümdarı, Makedonyalı Büyük İskender ile Pers Kralı III. Dara’yı çağrıştırır. İkisi de kendi ordularının başında, tarihin en büyük imparatorluk savaşına liderlik ediyordu. İkisi de vatanı, şanı ve gücü için ant içmişti. Ancak o savaş başladığında, şan ve zafer arzusu yerini amansız bir yıkıma bıraktı. Antik dünyanın en büyük mabetleri, kütüphaneleri ve medeniyet merkezleri o kılıç darbeleriyle, o toz dumanla kül oldu."
"Peki bu kadranın zemini ne dede? Oniks mi?"
"Herkes öyle sanıyor ama değil. Bu zemin laboratuvarda büyütülmüş elmas. Milyonlarca minik elmas kristali, birbirine kaynayıp tek parça bir yüzey oluşturacak biçimde büyütülüyor; ortaya çıkan şey kömür karası, kum gibi kırılgan görünen ama aslında bilinen en sert malzemeden yapılmış bir tabaka. Işığı emiyor, o yüzden altın figürler karanlıktan çıkıyormuş gibi duruyor. Bir taşın kesilip parlatılması değil bu; bir yüzeyin sabırla büyütülmesi."
"Kaç tane yapılmış?"
"Dünyada yüz adet. Ellisi pembe altın, ellisi beyaz altın. Kasa kırk dört milimetre, referansı 786-90, arka kapağında da kendi numarası kazılı. Su geçirmezliği otuz metre; ama bu saati kimse denize sokmuyor Leo, sesli bir saatin kasası ne kadar sıkı kapatılırsa sesi o kadar boğulur."
Müzayede görevlisi, yaşlı koleksiyonerin ricası üzerine saatin kasanın solundaki sürgüsünü hafifçe çekti. O an salonda mucizevi bir gümüşi melodi yükseldi. Saatin içindeki dört mikro tokmak, dairesel çelik çanlara vurarak Westminster Carillon melodisini çalmaya başladı. Ses yükseldikçe, kadrandaki 18 ayar altından elle işlenmiş beş savaşçı figürü (Jaquemarts) zil sesleriyle eşzamanlı olarak hamle yapmaya başladı: Mızraklı süvari atını şaha kaldırdı, elindeki kılıcı savuran asker ileri atıldı, okçu yayını gerdi...
"Dede, hepsi aynı anda mı kımıldıyor?"
"İşte bu işin en ince yeri. Her figürün kendi görevi var. Kılıcını savuran asker hem saatleri hem çeyrekleri çalarken hareket eder; saat başında kımıldayan tek figür odur. Mızraklı süvari ile okçu yalnızca çeyreklerde davranır. Kırmızı zırhlı olan hem çeyreklerde hem dakikalarda hamle yapar; dakikaları sayarken kımıldayan tek figür de odur. Bir tanesi ise hiç kıpırdamaz, silahı elinde, hazır bekler. Yani sesi duymasan bile kaçı geçtiğini kadrandan okuyabilirsin; hangi adamın kımıldadığına bakman yeter."
"Peki dört çan neden?"
"Çünkü Westminster bir melodi, tek bir vuruş değil. Sıradan bir çalar tekrarda iki gong vardır: biri saatler için kalın, biri dakikalar için ince. Burada dört ayrı tona akort edilmiş dört çelik gong var, mi, do, re ve sol. Saatler sol üzerinde çalınır, dakikalar mi üzerinde; çeyrekler ise bu dört notanın farklı diziliminden oluşur, tıpkı Londra’daki kulenin her çeyrekte başka bir cümle söylemesi gibi. Yani bu saat sana kaç olduğunu söylemiyor Leo, kaç olduğunu sana çalıyor."
format_quote"Savaş, kontrolden çıkan kör bir mekanizmadır. Bir kez başladığında, çarklar dönmeye başlar ve insanlığı kendi içindeki o karanlık hırsa hapseder."
Hasan Bekmezci
Leo büyülenmiş bir hayretle saatin kadranına kilitlendi. Dede, gümüşi tonların eşliğinde konuşmaya devam etti:
"Bak dinle... Mekanizma çalıştıkça o altın adamlar amansızca birbirine kılıç sallıyor. Usta saatçiler bize şunu hatırlatır: Savaş, kontrolden çıkan kör bir mekanizmadır. Bir kez başladığında, çarklar dönmeye başlar ve insanlığı kendi içindeki o karanlık hırsa hapseder. Tıpkı verdiğim örnekteki İskender ile Dara gibi; savaşın ortasında kalan tüm liderler o korkunç yıkımın ardında şunu hissederler: En büyük zafer, düşmanı imha etmek değil; kılıçları kınına sokup barışı inşa edebilmektedir. Çünkü barış yoksa, kazanılan toprakların da zamanın da bir anlamı kalmaz."
Leo parmağıyla siyah zemindeki altın tapınak kabartmasını gösterdi:
"Peki ya şu arkadaki altın tapınak kabartması dede?"
"O tapınak, barışın ve medeniyetin sembolüdür Leo. Medeniyetler, barışın hüküm sürdüğü o dingin çağlarda inşa edilir. Savaş kılıçları çekildiğinde ise asırlık mabetler ve sanat eserleri birkaç saat içinde yok olur. Ulysse Nardin, savaşı işte bu kadrana hapsederek insanlığa haykırır: Kılıçların çatışması sadece bir saatin kadranında, altın otomatların estetik bir hareketi olarak kaldığı sürece güzeldir. Gerçek dünyada kılıçlar çekilirse zaman durur, yaşam söner!"
format_quote"Medeniyetler, barışın hüküm sürdüğü o dingin çağlarda inşa edilir. Savaş kılıçları çekildiğinde ise asırlık mabetler ve sanat eserleri birkaç saat içinde yok olur. Kılıçların çatışması sadece bir saatin kadranında, altın otomatların estetik bir hareketi olarak kaldığı sürece güzeldir."
Hasan Bekmezci
Dede parmağıyla saatin saat 6 yönünde kesintisiz ve zarif bir ritimle dönen tourbillon kafesini işaret etti:
"Ve bak... Savaşçıların hemen altında, hiç durmadan dönen şu tourbillon var. Kafes dakikada bir tam tur atıyor. Saat masanın üzerinde dik dururken yerçekimi denge çarkını hep aynı yönden çeker ve saat şaşar; kafes döndüğünde o sapma bütün yönlere dağılır, yani hata yok edilmez, ortalanır. Barış da işte böyledir Leo. Liderlerin hırslarını, kinini ve öfkesini nötralize eden tek dengedir. Eğer barış dengesi bozulursa, insanlık yoldan çıkar; tıpkı tourbillon’u kırılan bir saatin zamanı şaşırması gibi..."
"Bütün bunlar tek bir mekanizmada mı?"
"Tek bir mekanizmada. Adı UN-78. Elle kuruluyor, otuz altı taşı var, çapı yirmi yedi virgül altı milimetre ve yüksekliği sekiz buçuk milimetre. Yani senin baş parmağının tırnağından biraz büyük bir alanın içine hem dört gonglu bir çan düzeni, hem beş ayrı figürü ayrı ayrı hareket ettiren bir otomat takımı, hem de dakikada bir tur atan bir kafes sığdırılmış. Kurduğunda yetmiş saat gidiyor. Bunu düşün: üç gün boyunca bir kez bile dokunmasan, o adamlar her çeyrek saatte tekrar kılıç kaldıracak."
format_quote"Kafes dakikada bir tur atıyor ve yerçekiminin sapmasını yok etmiyor, bütün yönlere dağıtıp ortalıyor. Barış da işte böyledir Leo. Liderlerin hırslarını, kinini ve öfkesini nötralize eden tek dengedir. Eğer barış dengesi bozulursa, insanlık yoldan çıkar; tıpkı tourbillon’u kırılan bir saatin zamanı şaşırması gibi."
Hasan Bekmezci
Müzayede salonunda gümüşi Westminster melodisi son vuruşunu yapıp sustuğunda, kadrandaki altın savaşçılar da durdu. Müzayede çekiç sesleriyle başlarken, küçük Leo dedesinin elini sıktı; kadrandaki kılıçların ardında yatan o derin barış ve denge hikmetini yüreğinde hissederek büyüleyici bir hayret makamına erdi.
Saatçilik Sanatı ve Teknik Detaylar
Jaquemarts otomat hareket mekanizması: Dakika tekrarlayıcı devreye girdiğinde, kadrandaki 18 ayar altından elle oyulmuş beş savaşçı ve atlı figürünün müzikle senkronize biçimde kılıç ve mızrak hamleleri yaptığı otomat sistemi. Görev dağılımı sabittir: kılıçlı asker saatlerde ve çeyreklerde, mızraklı süvari ile okçu yalnızca çeyreklerde, kırmızı zırhlı figür çeyreklerde ve dakikalarda hareket eder; beşincisi silahı elinde hazır bekler.
Westminster carillon dakika tekrarı: Standart iki gong yerine dört ayrı tona akort edilmiş çelik gong ve dört tokmak kullanır. Notalar mi, do, re ve sol; saatler sol, dakikalar mi üzerinde çalınır, çeyrekler ise bu dizilimin üç ayrı cümlesiyle bildirilir.
Tourbillon: Saat 6 konumunda, kadranda açılmış bir pencerenin içinde, biçimlendirilmiş bir köprünün altında dakikada bir tam tur atar. Yerçekiminin yol açtığı konum hatalarını yok etmez, bütün yönlere dağıtarak ortalar.
Laboratuvarda büyütülmüş elmas kadran: Kadran zemini oniks ya da başka bir taş değil; milyonlarca küçük elmas kristalinin birbirine kaynayarak büyütülmesiyle elde edilmiş, kömür karası, tek parça ve son derece dayanıklı bir elmas yüzeydir. Üzerindeki Grek tapınağı ve mimari kabartmalar 18 ayar altından elle işlenir.
UN-78 kalibre: Elle kurmalı, 36 taşlı, 27,60 mm çapında ve 8,50 mm yüksekliğinde. Otomat hareketlerini, dört gonglu Westminster düzenini ve tourbillon regülatörünü tek merkezden yönetir; dolu kurulduğunda yaklaşık 70 saat çalışır.
Referans ve seri: 786-90 pembe altın, 780-90 beyaz altın. Kasa 44 mm, su geçirmezlik 30 metre. Dünya genelinde 100 adet üretildi, ellisi pembe ellisi beyaz altın.
Editörün Notu
Bu saatin kadranında kılıçlar altın kaplı ve zararsız. Çekildikleri yerde bir tapınak duruyor, savaşın hemen yanı başında, sanki usta bize ikisini aynı anda görmemiz gerektiğini söylüyor.
Savaş tamtamlarının yeniden çalındığı, haritada her sabah bir yerin daha karardığı günlerden geçiyoruz. Kılıcın kadranda kalması, gerçek hayatta kınında kalmasına bağlı. Bir mabedi yıkmak birkaç saat sürüyor, yerine yenisini koymak yüzyıllar.
Bu yüzden savaşın sürdüğü her yere inat, kurabildiğimiz her yerde barış köprüleri kurmak hepimizin görevi. Zaman ancak barışın olduğu yerde bir anlam taşır; gerisi sadece sayılmış saniyelerdir.
Barışla kalın.