Güney Okyanusu’nun altmışıncı enleminde, denizcilerin Çığlık Atan Altmışlar dediği rüzgârın gövdeyi esnettiği kırk beş metrelik ahşap araştırma kalyonunun seyir kamarası, dalgaların vuruşuyla beşik gibi sallanıyordu. Bu enlemde rüzgârın önünü kesecek tek bir kara parçası yoktur; batı rüzgârları gezegeni durmadan turlar. Güverte tahtalarının gıcırtısı, dışarıdaki devasa hidrolik gücün içerideki yankısıydı. Kaptan Vane, harita masasındaki pirinç sekstantı sabitlerken yaveri Elias lomboz penceresinden dışarı bakıyordu.
Aniden zifiri karanlık denizin yüzeyinde devasa bir kambur balina su yüzüne fırladı ve derin fırtına dalgalarının ortasına muazzam bir organik kütle bıraktı. O an deniz yüzeyi fenerin ışığında kızıla çalan altın bir renkle parıldadı.
"Kaptan! Bakın! Okyanusun ortasında dev bir balina yüzeye çıktı... Ve deniz aniden renklendi. Bu fırtınanın ortasında ne oluyor orada?"
Kaptan Vane lomboza yaklaştı ve dışarıdaki kızıl parıltıyı izleyerek anlatmaya başladı:
"İşte Elias, okyanusun en büyük görünmez mucizelerinden birine tanıklık ediyorsun: Balina Pompası. Balinalar okyanusun karanlık ve derin katmanlarında beslenir ama nefes almak ve boşaltım yapmak için yüzeye çıkmak zorundadır. Yüzeye bıraktığı o organik kütle; adeta okyanusun dibinden Güneş ışığına doğru çalışan devasa bir dikey gübre kamyonudur. İçinde demir, azot ve fosfor taşır. Okyanusun yüzeyinde açlıktan ölmek üzere olan gözle görülmez küçücük fitoplanktonlar, balinanın getirdiği bu besini görünce adeta ziyafet çeker. Bir anda patlama yaşar, fotosentez yapar ve nefes aldığımız bu gezegenin oksijeninin yaklaşık yarısını üretir. Düşün Elias; ekosistemin en devasa devası, en mikroskobik canlıyı beslemek için derinliklerden yüzeye besin pompalar!"
Kaptan Vane elini haritaya doğru uzatırken, bileğindeki gaz lambasının sarı ışığı altında parlak bir altın ve ahşap yansıması fırladı. Elias’ın gözleri bir anda Kaptan’ın bileğindeki Ulysse Nardin Grand Deck Marine Tourbillon’a kaydı. Kadrandaki ahşap mozaiklerin üstünde kayan uzun ibre ve onu tutan görünmez incelikteki iplikler dikkatini çekti:
"Kaptan... Saatinize bakıyorum da... Tıpkı anlattığınız balina gibi! Saat 6 yönündeki o uçan tourbillon ve arka plandaki 469 parçalık Kalibre UN-630 muazzam bir güç üretiyor. Ama o gücün bir kısmı, kadrandaki saç telinin yarısı incelikteki iplikleri çekmek için harcanıyor. Altın ırgatlar o iplikleri sıkıp gevşetmese, şu bumba ibresi derece derece ilerleyemez!"
Kaptan Vane gülümsedi. Saatin elle kesilmiş ahşap mozaik kaplı kadranını göstererek devam etti:
"Çok doğru Elias, ama iki rakamı düzeltelim. O iplikler sıradan bir dikiş ipi değil; polietilen esaslı Dyneema nano halatlar ve kalınlıkları sıfır virgül sıfır üç yüz elli yedi milimetre. Bir insan saçı yaklaşık yetmiş mikron; bu halat onun yarısından ince ve bir kilo dört yüz on gram taşıyor. Aynı ağırlıkta çelik telle kıyasladığında kabaca on beş kat daha güçlü, ve zaten gerçek yelkenli halatlarında bu yüzden kullanılıyor. Kadrandaki ahşap da tik değil; koyu, dikey damarlı meşe şeritleri elle kesilip yan yana diziliyor, kenarlara da minyatür küpeşte korkulukları konuyor. Yani bu kadran bir güverte resmi değil, küçültülmüş bir güverte."
format_quote"Bu saatte markanın yaptığı şey bir benzetme değil: geminin donanımındaki malzemeyi alıp kol saatinin içine koymuşlar."
Hasan Bekmezci
"Peki neden çarkla döndürmüyorlar da iple çekiyorlar?" diye sordu Elias.
"Çünkü ibre daire çizmiyor. Şu arka bak: sıfırdan altmışa kadar bir yay boyunca ilerliyor ve altmışa vardığında geri dönüyor. Buna retrograd deniyor. Ulysse Nardin bunun için kadranın dört köşesine birer ırgat koymuş; üstte iki küçük, altta iki büyük. Her ırgatın içinde bir tahrik dişlisi, bir sarmal germe yayı ve iki kilit pimi var. Bir yelkende bumbayı ileri almak için bir taraftaki halatı toplar, öteki taraftakini salarsın; burada da bir ırgat sarıyor, karşıdaki bırakıyor. Halat yalnızca çekebilir, itemez; onun için karşılıklı gerilim şart. Germe yayları da halattaki her mikroskobik uzamayı anında toplayıp gerilimi sabit tutuyor. Bir yelkenlide bu işi gerdirme vidası yapar; burada bir saat yayı yapıyor."
"Ama dur, mucize burada bitmiyor," dedi Kaptan Vane. "Balinanın beslediği o fitoplanktonlar ne yapıyor biliyor musun? Gezegenin Biyolojik Karbon Pompası’nı çalıştırıyor!"
"Nasıl yani Kaptan?"
"Şöyle düşün Elias; fitoplanktonlar atmosferdeki karbondioksiti bir sünger gibi emer. Zamanı geldiğinde ölen bu trilyonlarca fitoplankton, kabukları ve organik kalıntılarıyla birlikte okyanusun yüzeyinden tabanına doğru süzülmeye başlar. Buna deniz biyolojisinde Deniz Karı denir. Zifiri karanlık deniz derinliklerine bakabilseydin, tıpkı lapa lapa yağan bir kış karı gibi beyaz, organik taneciklerin aşağı kaydığını görürdün. Tek bir hücre o kadar hafiftir ki dibe inmesi yıllar sürerdi; bu yüzden taneler birbirine yapışıp kar tanesi gibi kümeler oluşturur ve günde yüz metreye yakın hızla iner. Bu, atmosferdeki aşırı karbonun çekilip okyanusun binlerce metre derindeki kasasına gömülme şeklidir. Eğer bu deniz karı yağmasaydı, gezegen sıcaktan kavrulur, fırtınalar her şeyi yok ederdi."
Elias saatin kadrandaki bumba ibresinin altmışıncı dakikaya yaklaşmasını izlerken heyecanla sordu:
"Peki Kaptan... Okyanusta biriken o devasa karbon ya da saatteki o müthiş gerilim... Tam tepe noktasına ulaştığında sistem nasıl patlamıyor?"
"İşte burada saatçilik mühendisliği ile okyanus fiziği el sıkışır Elias!" dedi Kaptan Vane. "Ama cevabın en güzel kısmı, kadranda görünmeyen yerde saklı: bu mekanizmada bir değil iki zemberek var. Birincisi yalnızca saatin doğru gitmesiyle ilgileniyor; balansı besliyor ve başka hiçbir işe karışmıyor. İkincisi ise sadece göstergeyi çalıştırıyor: atlamalı saati ve bumbanın hareketini. Bir gemide seyir aletlerini asla ana makineyle aynı hatta bağlamazsın; makine yük aldığında pusulan sapmasın diye ayrı besleme çekersin. Bu saatte de öyle."
"Ve ibre altmışa varınca?"
"İşte insanların en çok yanıldığı yer burası. İbre geriye fırlatılmıyor. Bunun için ayrı tasarlanmış bir retrograd düzeneği var ve işi ibreyi yavaşlatmak; dönüş üç ila dört saniye sürüyor. Bir tornavida yayı gibi kopup gitmiyor, gerçek bir bumba gibi karşı tarafa taşınıyor. Sebebi üslup değil, hassasiyet: fırlatan bir retrograd o anda bütün sistemi sarsar ve saat o saniyede yanlış gider. İyi bir kaptan da bumbayı asla salıvermez, karşı tarafa taşır. Aynı anda saat 12’deki pencerede iki rakam tek hamlede atlıyor ve yeni saati gösteriyor; onun ayarı için saat 2’de ayrı bir düğme var. Yani sistem biriken enerjiyi bir kaza gibi boşaltmıyor, planlı biçimde bırakıyor. Okyanustaki karbon pompası da tam olarak bu; fark şu ki saatteki fren üç saniye sürüyor, okyanustaki fren bin yıl."
format_quote"Okyanus fazla karbonu bin yılda dibe indirir, saat biriken gerilimi üç saniyede sıfıra. İkisi de yükü boşaltmayı bir kazadan çıkarıp bir tasarıma çevirmiştir."
Hasan Bekmezci
Elias bir süre büyülenmiş gibi kadranda dönen tourbillon’a ve dışarıda fırtınayla savrulan denize baktı. Sonra birden Kaptan’a döndü:
"Kaptan... Saatin denizcilik mühendisliğini harika anlattın da... Okyanusun bu saklı biyolojisini, balina pompasını, deniz karını nereden biliyorsun böyle detaylarıyla? Bir denizci haritayı bilir, dalgayı bilir..."
Kaptan Vane hafifçe kıkırdadı, gaz lambasının sarı ışığında gözleri parladı:
"Elias... Ben bu araştırma kalyonunun dümenine geçmeden, bu fırtınalı denizlerde seyir almadan önce gemi güvertesinden çok laboratuvarlarda sabahladım. Deniz biyolojisi üzerine yüksek lisans yaparken tezim tam olarak okyanusun dikey karbon akışları üzerineydi. Zaten bu yüzden Ulysse Nardin’in bu saatini bileğimden çıkarmam. Çünkü bu saat sadece zamanı göstermez; yüksek lisans yıllarımda çalıştığım okyanus fiziğini, gerilim denklemlerini ve doğanın kusursuz dengesini bileğimde yaşatır."
Lombozun dışında balina yeniden derinliklere dalarken, fitoplankton kalıntıları deniz karı olup okyanusun karanlık tabanına süzülmeye devam ediyordu. Kalyon dalgalarla boğuşurken, Kaptan Vane’in bileğindeki tourbillon geminin yalpalamasıyla değişen yerçekimi sapmalarını kendi ekseninde ortalıyor; zaman, rüzgâr, dikey karbon akışı ve mekanik gerilim tek bir okyanus fiziğinde birleşiyordu.
Öne Çıkanlar
Elle kesilmiş ahşap marketri kadran: klasik yat güvertelerini birebir taklit eden, elle kesilip yan yana dizilmiş koyu ahşap şeritler ve kenarlarda minyatür küpeşte korkulukları.
Patentli Dyneema nano halat düzeneği: 0,0357 mm kalınlığında, 1,41 kilogram taşıyan, aşınmaya ve uzamaya dirençli nano halatlar ve kadrana yerleştirilmiş dört işlevsel altın ırgat.
Retrograd bumba ibresi ve atlamalı saat: dakikayı yatay bir yay üzerinde gösteren ve altmışta üç saniyede yumuşakça sıfıra dönen retrograd ibre; saat 12’de iki rakamlı atlamalı saat penceresi, ayarı için saat 2’de düğme.
Uçan tourbillon: saat 6 konumunda, üst köprüsü kaldırılmış, kafesin tam merkezinde markanın çapa amblemi. Saat 11 ve 1 hizasındaki iki küçük bayrak da tesadüf değil: uluslararası deniz işaret alfabesinde U ve N harfleri.
Kalibre UN-630: elle kurmalı, 469 parça, 48 taş, saatte 21.600 salınım, 48 saat güç rezervi ve iki ayrı zemberek. Mekanizma tamamen evin kendi eseri; dışarıdan bir iş birliği yok.
Referans 6302-300: 44 mm pembe altın kasa, dişli çerçeve, kauçuk kaplı vidalı kurma kolu, ön ve arka safir cam, 100 metre su geçirmezlik. 18 adet üretildi.