Bir ebedi takvim satın aldığınızda kutudan çıkan kılavuzda hemen her zaman aynı uyarı bulunur. Akşam saat sekiz ile sabah üç arasında tarih, gün ya da ay düzeltme düğmelerine dokunmayın. O saatlerde takvimin geçiş çarkları birbirine kenetlenmiştir ve dışarıdan zorlayan bir düğme diş kırabilir, kolu eğebilir, mekanizmayı servise gönderebilir.
Sonuç tuhaf bir durumdur. Kataloğun en pahalı komplikasyonu, aynı zamanda kullanıcısına dokunma diye uyarı veren tek parçasıdır. İnsanlar bu yüzden ebedi takvimlerini durdurmaktan çekinir, ayarlarken tedirgin olur ve çoğu zaman saatçiye götürmeyi tercih eder. Bir aleti kullanmaktan korkuyorsanız, o alet sizin değildir.
format_quote"Sektörün en pahalı komplikasyonu, kullanıcısına dokunma diye uyarı veren tek alettir."
Hasan Bekmezci
H. Moser & Cie bu uyarıyı bir kader değil, bir tasarım hatası olarak gördü. Markanın ebedi takvimi günün ya da gecenin herhangi bir saatinde, ileri ve geri, mekanizmaya zarar verme riski olmadan ayarlanabiliyor. Kulağa küçük bir kolaylık gibi gelir; oysa bunu mümkün kılmak için takvimin saatin içindeki yerini baştan değiştirmek gerekmiştir.
Alışılmış ebedi takvimlerin neredeyse tamamı modüldür. Yani hazır bir temel mekanizmanın üzerine ayrı bir katman olarak oturtulur. Modül, mekanizmadan hareket alır ama onun parçası değildir. Kendi çark dizisi vardır ve bu dizi tek yönlü çalışır: her adımda bir atlama yayı çarkı yerine oturtur ve geri dönmesini engeller. Bu yüzden bir modülü geriye doğru çevirmek, atlama yaylarının tam tersine çalışmak demektir. Zorlarsanız ya yay kırılır ya diş atlar.
Moser’in HMC 800 kalibresinde takvim bir modül değil. Mekanizmanın kendi içine, kendi çark dizisinin bir parçası olarak kurulmuş. Bu yapıda kurma kolundan gelen hareket, saatin normalde çevirdiği çarkların aynısını çeviriyor; dolayısıyla ileri de geri de dönebiliyor. Fark bir kolaylık ayrıntısı değil, mimari bir tercih.
İkinci mesele geçişin kendisidir. Bir takvim geceyarısı tarihi değiştirirken iki yoldan birini seçer. Sürüklemeli düzende disk saatler içinde yavaşça kayar; gece on birde bakarsanız tarih iki rakamın arasında durur. Anlık düzende ise disk saniyenin kesri içinde yerine oturur.
Anlık geçiş daha zariftir, ama bedeli enerjidir. Tarih diskini, ay sonuysa ay çarkını, dört yılda bir de artık yıl çarkını bir anda hareket ettirmek gerekir. Bu enerji saatler boyunca bir yayda biriktirilir ve tek seferde boşaltılır. Tehlike şudur: o anlık boşalma ana zembereğin torkunu bir an için düşürebilir, balansın genliği geceyarısında birden azalabilir ve saat o gece hata yapar. İyi bir takvim mimarisinin işi, sıçramayı yürüyen çark dizisinden yalıtmaktır.
Atölyede bu saati tartışan iki kişi hayal edin: takvimi mekanizmanın içine yerleştiren konstrüktör ve kadranı çizen tasarımcı.
Tasarımcı sorunu ortaya koyar. Ebedi takvim dört bilgi taşır: gün, tarih, ay ve artık yıl. Klasik çözüm dört ayrı pencere ya da üç ayrı sayaçtır. Kadran o zaman bir uçak göstergesine döner ve markanın bütün sadelik iddiası çöker.
Konstrüktör karşı soruyu sorar. Hangisini atabiliriz?
Tasarımcının cevabı atmakla ilgili değildir. Hiçbirini atmayalım, ama zaten orada duran bir şeyi iki kez kullanalım. Kadranda on iki indeks var ve bunlar saati göstermek için konuldu. On iki indeks, on iki ay demek. Merkeze çok kısa bir ibre koyalım; hangi indeksi gösteriyorsa ay odur.
Konstrüktör itiraz eder. İnsanlar aynı işareti iki anlamda okumayı kabul eder mi?
Tasarımcı kabul eder ki ilk gün etmezler. Ama ikinci hafta bakmadan bilirler, çünkü ay ayda bir kez değişir. Zaten sürekli okunması gereken bir bilgi değil. Bir kez öğrenilir, sonra görünmez olur.
format_quote"En ucuz gösterge, eklemediğiniz göstergedir."
Hasan Bekmezci
Kadranda bugün gerçekten de ne ay penceresi var ne artık yıl sayacı. Ay, merkezdeki kısa ibrenin işaret ettiği indeksten okunuyor. Bilgi yoğunluğu açısından bu zarif bir çözüm: kadran yüzeyine hiçbir yeni işaret eklenmeden bir bilgi daha taşınıyor. Marka bu yaklaşımı kendi sözleriyle daha azı daha çoktur felsefesi olarak tarif ediyor ve kadranda kendi logosunu bile kullanmamayı tercih ediyor.
Kadranın kendisi de ayrı bir iş. Fumé denilen bu yüzey iki yüzden fazla işlem basamağıyla üretiliyor. Merkezden dışa doğru ışınsal bir güneş deseni açılıyor ve rengin tonu merkezde açık başlayıp dış çembere doğru koyulaşıyor. Bu geçiş boya püskürtmekle değil, katman katman kurulan bir işlemle elde ediliyor; bu yüzden hiçbir kadran ötekinin tam kopyası olmuyor.
Mekanizmanın adı HMC 800 ve elle kuruluyor. Güç rezervi yüz altmış sekiz saat, yani tam yedi gün. Bu rakam bir gösteriş değil, doğrudan takvimin varlığıyla ilgili. Ebedi takvim her gün bir miktar enerji tüketir ve ay sonlarında bu tüketim ani biçimde artar. Modüllü takvimlerin çoğunda güç rezervi bu yüzden kısa kalır. Yedi günlük bir rezerv, takvimin yükünü taşıdıktan sonra hâlâ artan bir enerjiye sahip olmak demektir.
Kasa kırk iki milimetre çapında ve beyaz altından. Su geçirmezlik üç atmosfer, kayış kudu derisinden. Fiyat elli dört bin İsviçre frangı, vergi hariç.
Markanın bu komplikasyonla ilişkisi yeni değil. H. Moser & Cie’nin mütevazı başlangıcı 1820’lere uzanıyor ve ebedi takvim uzun süredir evin imza komplikasyonu sayılıyor. 2011 Cenevre Büyük Saatçilik Ödülü’nün Komplike Saat kategorisinde markanın Moser Perpetual Golden Edition adlı modeli ön seçkiye girdi. O yıl kategoriyi Zenith kazandı, ama Moser’in getirdiği fikir kalıcı oldu ve bugün hâlâ aynı mantıkla üretiliyor.
Bir ebedi takvimin gerçekte ne yaptığını düşünmek insanı tuhaf bir yere götürür. Bu mekanizma dört yıllık bir tabloyu metale yazar. Kırk sekiz ayın uzunluğu, bir kamın kenarındaki derinlik farklarıyla kaydedilmiştir. Saat o tabloyu okur ve her ay sonunda doğru cevabı verir. Yani elinizde, sizin yerinize hatırlayan bir alet vardır.
İnsan hafızası böyle çalışmaz. Biz unuturuz, karıştırırız, şubatın kaç çektiğini her yıl yeniden düşünürüz. Bir ebedi takvim bu işi üstlenir ve karşılığında hiçbir şey istemez. İstediği tek şey kurulmaktır.
format_quote"Bir takvim sizin yerinize hatırlar. Nezaketi ise, yanıldığınızda sizi cezalandırmamasıdır."
Hasan Bekmezci
Moser’in eklediği şey de tam burada değerli. Hatırlayan bir alet yapmak zordur; hatırlayan ve aynı zamanda affeden bir alet yapmak daha zordur. Bu takvim size dokunma demiyor. Gece yarısı aklınıza esip tarihi geri almak isterseniz alabiliyorsunuz. Yanlış ay bıraktıysanız düzeltiyorsunuz. Mekanizma sizi cezalandırmıyor.
Ölçtüğümüz bütün büyüklükler içinde takvim en insani olanıdır. Saniye fizikten gelir, gün dünyanın dönüşünden gelir, yıl yörüngeden gelir. Ay ise ayın evrelerinden alınmış, sonra insanın yönetim ihtiyacına göre kırpılmış, uzatılmış, bir yere de fazladan bir gün sıkıştırılmıştır. Yani takvim, gökyüzünün verdiği ölçüyle insanın sayma alışkanlığı arasında yapılmış bir uzlaşmadır ve her uzlaşma gibi pürüzlüdür. Bu pürüzü kırk sekiz aylık bir kamın kenarına kazıyıp bileğe takmak, insanın kendi düzensizliğine bulduğu en zarif cevaplardan biridir.