Manaus’un kuzeyinde, ormanın üzerinde yükselen bir gözlem kulesinin ara platformunda şafak bekleniyor. Aşağıda yeşil bir deniz var ve o denizin üstünden ince bir buhar yükseliyor. İki zoolog oturuyor: kanopi faunası üzerine çalışan Dr. Beatriz Salgado ve böcekler ile çift yaşamlılar üzerine çalışan Dr. Tomás Vieira.
İlk ışıkla birlikte, altlarındaki açıklıktan iri ve elektrik mavisi bir kanat geçti.
"Morpho," dedi Tomás. "Ve o mavi, kanadında yok."
"Nasıl yok?"
"Kanatta mavi bir boya, bir pigment yok. Pulların üstünde üst üste dizilmiş, aralarında iki yüz nanometre kadar boşluk bulunan minik raflar var. Işık bu raflardan yansırken kendi kendisiyle girişim yapıyor; mavi dışındaki dalga boyları birbirini söndürüyor, mavi güçleniyor. Yani gördüğün renk kanadın rengi değil, kanadın geometrisi. Kelebeği ezersen mavi kaybolur, çünkü kaybolan şey boya değil, ölçüdür."
Boya Olmayan Renk, Metalde
Beatriz bileğindeki saati çıkarıp masaya koydu. "O zaman bunu görmen lazım. Şu ibreler mor. Ama üzerlerinde de boya yok."
Tomás eğildi.
"Çelik ısıtıldığında yüzeyinde çok ince bir oksit tabakası oluşur," dedi Beatriz. "Tabaka kalınlaştıkça yansıyan ışığın hangi dalga boyunun güçleneceği değişir; önce saman sarısı, sonra kahve, sonra mavi, sonra mor. Ustanın yaptığı tek şey ateşin süresini ve derecesini tutmaktır. Yani senin kelebeğinle aynı fizik: ince bir katman, ışığın girişimi, boya yok. Fark şu ki kelebeğinki üç yüz milyon yılda oturdu, bunu bir usta bir öğleden sonrada yaptı ve bir derece şaşarsa parçayı yeniden yapıyor."
"Marka?"
"Cleguer. Yapan kişi Mathieu Cleguer; Bretanyalı. Dört yıl otomobil tasarımı okumuş, 2006’da Paris Otomobil Fuarı’nda bir saat vitrini görmüş ve yön değiştirmiş. Akrivia’da çalışmış, sonra bir markanın araştırma geliştirme bölümünü yönetmiş, sonra kendi atölyesini kurmuş. Bu ilk saati ve adı Inspiration One."
Saniyede Seksen Kanat, Saniyede Beş Salınım
Kulenin korkuluğuna bir sinekkuşu geldi ve havada asılı kaldı.
"Bak şuna," dedi Tomás. "Kanatları saniyede elli ile seksen kez çırpıyor. Kalbi dakikada bin ikiyüze kadar çıkabiliyor. Omurgalılar içinde kütlesine oranla en yüksek metabolizma onda. Ama asıl mesele geceleri."
"Torpor."
"Evet. Karanlık bastığında vücut sıcaklığını düşürüyor, metabolizmasını neredeyse kapatıyor ve sabaha kadar bir tür askıya alınmış halde bekliyor. Çünkü o hızla bir gece boyunca beslenmeden yaşayamaz. Yani bu hayvan bütün gün tam güçle çalışıyor, geceleri kendi rezervine sınır koyuyor."
Beatriz saati işaret etti. "İşte bu saat de aynı şeyi yapıyor. İki noktada."
"Anlat."
"Birincisi hız. Balans saatte on sekiz bin salınım yapıyor, yani saniyede beş. Bugünün ölçülerine göre yavaş. Yavaş çalışan bir balans daha az sürtünür, yağı daha uzun ömürlüdür, parçaları daha geç aşınır. Sinekkuşunun tersi bir tercih: az yakıp uzun gitmek. İkincisi rezerv. Otuz altı saatlik güç rezervi var ve bu rezerv Malta haçı denen bir durdurucuyla sınırlanmış. Zemberek ne tamamen boşalabiliyor ne de tamamen dolabiliyor; yalnızca kuvvetin en düzgün olduğu orta bant kullanılıyor."
"Yani saat de gece torpora giriyor."
"Daha doğrusu, saat kendi uçlarını kullanmayı reddediyor. Kuşun geceye rezervle girmesiyle aynı mantık: son damlayı harcamamak."
Duran Bir Sistem Kendini Nasıl Başlatır
Aşağıda, ormanın zemininde ince ve kesintisiz bir çizgi ilerliyordu: yaprak parçaları taşıyan bir karınca kolonu.
"Yaprak kesen karıncalar," dedi Tomás. "Ve o yaprakları yemiyorlar. Yer altında mantar yetiştiriyorlar; yaprak, mantarın gübresi. Yani bunlar otobur değil, çiftçi. Neotropiklerin en büyük bitki tüketicisi bu koloniler ve içlerinde iş bölümü boyla belirlenmiş: en irileri kesiyor, ortancalar taşıyor, en küçükleri taşınan yaprağın üstüne binip asalak sinekleri kovuyor. Tek bir birey hiçbir şey bilmiyor. Bilen şey koloni."
Beatriz güldü. "Bu saatin arkasında da bir koloni var. Bir kişinin adı yazıyor ama kadranı yapan başka, emayeyi pişiren başka, kasayı işleyen başka. Kadran Blandenier imzalı grand feu emaye; cam tozu metalin üzerine sürülüp fırında eritiliyor ve her pişirimde çatlama riski var. O emayeyi Cleguer yapmıyor, yapabilen birine yaptırıyor."
"Peki içindeki asıl buluş ne?"
"Eşapman. Klasik bir saatte enerji çarktan balansa maşa üzerinden dolaylı geçer ve her aktarımda sürtünmeye bir şey kaptırır. Doğal eşapman denen çözüm bu kaybı azaltır, itkiyi doğrudan verir; ama bilinen bir kusuru vardır: saat durursa kendi kendine yeniden başlamaz, silkelemeniz gerekir. Cleguer, doğrudan itkiyi koruyup bu kusuru gideren yeni bir geometri kurmuş ve adına innate demiş. İki kaçış çarkı var. Spiralin ucunda Phillips eğrisi, içinde Grossmann eğrisi; ikisi de balansın nefes alışını merkezde tutmak için."
Tomás uzun süre baktı. "Kendi kendine yeniden başlayabilmek," dedi. "Bu ormanın tek kuralı bu. Bir ağaç devrildiğinde tepede bir delik açılır ve o delikten inen ışıkla altta bekleyen tohumlar aynı hafta harekete geçer. Sistem sıfırdan başlamaz; duraklar ve kaldığı yerden devam eder. Kendi kendine başlayamayan bir orman, ilk fırtınada biter."
Ödünç Alınan Renk
Nemli yaprakların arasında, tırnak büyüklüğünde turuncu bir nokta kımıldadı.
"Ok zehri kurbağası," dedi Tomás. "Ve o zehir onun değil. Kurbağa zehri üretmiyor; yediği akarlardan ve karıncalardan aldığı alkaloitleri derisinde biriktiriyor. Terraryumda meyve sineğiyle beslersen iki nesil sonra tamamen zararsız hale gelir. Yani bu hayvanın en meşhur özelliği aslında besin zincirinden ödünç alınmış bir özellik."
"Rengi de öyle mi?"
"Renk kendinin, ama anlamı zincirden geliyor. Parlak renk burada bir uyarı: beni yeme, pişman olursun. O uyarının işe yaraması için avcının bir kez denemiş ve hayatta kalmış olması gerekir. Yani rengin anlamını yazan şey kurbağa değil, kuş."
Beatriz saatin kadranına baktı. "Emaye tam tersi," dedi. "O renk ödünç değil. Cam tozu sekiz yüz dereceye yakın bir fırında eriyip metale kaynıyor ve bir daha solmuyor. Yüz yıl sonra da aynı mor. Kelebek girişimle, kurbağa ödünçle, emaye ateşle renk yapıyor. Üçünün de boyayla ilgisi yok."
"Peki kaç tane yapılmış?"
"İlk abonelik serisi titanyumda on iki adet ve daha tanıtılmadan hepsi satılmış. Kasa otuz sekiz buçuk milimetre, on iki milimetre kalınlık, otuz metre su dayanımı. Otuz bir taş, elle kurmalı. Fiyat yaklaşık doksan sekiz bin beş yüz euro."
Tomás başını salladı. "On iki adet. Bu ormanda on iki bireyle var olan bir tür, tanım gereği yok olmak üzeredir."
"Saatçilikte tam tersi," dedi Beatriz. "On iki adet, türün başladığı sayıdır."
format_quote"Kelebek girişimle, kurbağa ödünçle, emaye ateşle renk yapıyor. Üçünün de boyayla ilgisi yok."
format_quote"On iki adet. Bu ormanda on iki bireyle var olan bir tür, tanım gereği yok olmak üzeredir. Saatçilikte ise on iki adet, türün başladığı sayıdır."
Hasan Bekmezci