Rivayet, sisli bir adanın en karanlık çağında başlar. Krallıklar birbirine düşmüş, topraklar kan içindeyken, taştan bir kılıcı yerinden çıkaran genç bir adam kral olur: Arthur. Onun etrafında, çağının en yiğit savaşçıları toplanır. Ama Arthur bir tahtın etrafında değil, yuvarlak bir masanın çevresinde toplar onları; çünkü bu masanın ne başı vardır ne de sonu, ne üstünde oturan ne de altında.
Ve kralın arkasında, gölgede duran bir figür vardır: Merlin. Efsanenin en bilge danışmanı, geleceği okuduğu söylenen kâhin, taşları ve yıldızları dilediği gibi dizen usta. Roger Dubuis, Excalibur Knights of the Round Table koleksiyonuyla bu bin yıllık efsaneyi bileğe taşıdı; ve Omniscient Merlin ile hikayeyi doğrudan o gizemli bilgenin etrafında ördü.
Neden Yuvarlak? Başsız Bir Masa
Yuvarlak masa, yalnızca bir mobilya değil, bir fikirdir. Uzun bir masada bir baş köşe olur, biri en üstte oturur ve geri kalanlar mevkilerine göre sıralanır. Yuvarlak masada ise böyle bir üstünlük yoktur: herkes birbirine eşit uzaklıktadır, herkesin sözü aynı ağırlıktadır. Arthur, kral olmasına rağmen kendini şövalyelerinden biri sayar. Bu masa, kardeşliğin, adaletin ve ortak bir yemine bağlılığın simgesidir.
Etrafına dizilen on iki şövalye ise birer karakterdir: kimi cesaretin, kimi sadakatin, kimi tevazuun timsali. Roger Dubuis, işte bu bütün bir masayı, on iki savaşçısıyla birlikte, kırk beş milimetrelik bir kadranın içine sığdırma cüretini gösterdi.
Merlin ve Devlerin Yolu
Bu kadranın altında yatan efsane şudur: rivayete göre Merlin, Arthur'un amcası büyük Kral Pendragon'un anısını ölümsüzleştirmek için, dünyanın kıyısındaki dev bazalt taşları yerlerinden söküp denizin ötesine, İngiltere'ye taşımış ve orada bir anıt dikmiştir. Kimileri bugün Stonehenge dediğimiz o gizemli taş halkanın işte bu taşlardan yükseldiğine inanır.
Efsanenin ilham aldığı yer gerçektir: Kuzey İrlanda kıyısındaki Devlerin Yolu (Giant's Causeway). Yaklaşık altmış milyon yıl önce lavın soğuyup büzülmesiyle oluşan, çoğu neredeyse kusursuz altıgen biçimli kırk bine yakın bazalt sütun. Doğanın kendi eliyle dizdiği bu petek benzeri taş orman, sanki bir dev tarafından döşenmiş gibidir. Roger Dubuis'nin ustaları, ilham bulmak için tam da dünyanın bu ucuna, o soğuk kıyıya gittiler.
Bir Kadrana Sığdırılan Devlerin Yolu
Kadran, gerçek bir manzara resmi gibidir; ama boya ile değil, taşla çizilmiştir. Devlerin Yolu, kadran üzerinde tam elli altı altıgen blokla yeniden kurulmuştur: yirmi sekiz blok gerçek bazalt, dokuz blok pembe altın ve on dokuz blok siyah ve şeffaf cam. Blokların yükseklikleri 0,2 milimetreden 3,7 milimetreye kadar değişir ve hepsi kadranın merkezindeki bir kaçış noktasına doğru alçalır.
Sonuç, sihirli bir derinlik yanılsamasıdır: düz bir kadrana bakarken, aslında dev bazalt sütunların arasından aşağıya, bir uçuruma bakıyormuş hissine kapılırsınız. Bir ressamın perspektifle yarattığı derinliği, Roger Dubuis burada gerçek malzemenin katmanlarıyla, elle inşa etti.
Bu manzarayı kurmak, saatçilikten çok bir mimarlık ve heykel işidir. Yüz yetmiş iki bileşen üzerinde on dört farklı yüzey işlemi uygulanır; her blok tek tek yontulur, cilalanır ve tam olması gereken yüksekliğe getirilir. Bir milimetrenin onda birindeki bir hata bile bütün perspektifi bozar. Bu yüzden her parça, adeta bir mozaik ustasının sabrıyla yerine oturtulur.
On İki Şövalyeyi Şekillendirmek
Ama bu kadranın asıl mucizesi, o taş ormanın etrafına dizilmiş on iki minik savaşçıdır. Her biri yalnızca altı milimetre boyundaki bu pembe altın şövalyeler, tek tek elle yontulur. Bir ustanın her bir figürü son biçimine kavuşturması bir ila üç gün sürer; kalkanının eğimine, kılıcının duruşuna, miğferinin altındaki o savaşa hazır ifadeye kadar her ayrıntı ayrı ayrı işlenir.
Sonuçta on iki şövalyenin hiçbiri diğerinin aynısı değildir; her birinin kendine ait bir kişiliği, bir duruşu, bir silahı vardır. Bir buğday tanesi büyüklüğündeki bir metale koca bir savaşçının ruhunu üflemek gibidir bu; ve bunu on iki kez, on iki farklı karakterle yapmak gerekir.
Şekillenen her şövalye, sonra bazalt zeminin üzerindeki yerine oturtulur; tıpkı yuvarlak masaya oturan gerçek şövalyeler gibi, çepeçevre ve eşit aralıklarla. Bu yerleştirme, işin belki de en çok nefes tutturan anıdır: çalışan bir mekanizmanın üzerine, saç telinden ince aletlerle, minik bir heykeli hiçbir yeri çizmeden konumlandırmak, bir cerrahın sükunetini ister.
Cenevre Mührü: Poinçon de Genève
Bütün bu görsel şölenin ardında, gözle görülmeyen ama saatçilikte en yüksek güvence sayılan bir işaret durur: Poinçon de Genève, yani Cenevre Mührü. 1886'dan beri var olan bu mühür, yalnızca Cenevre'de üretilen ve en katı el işçiliği, bitirme ve hassasiyet ölçütlerini karşılayan saatlere verilir. Her köprünün pahının, her vidanın başının, gözden ırak en küçük parçanın bile elle işlenmesini şart koşar.
Roger Dubuis, tüm üretiminin bu mührü taşıdığı çok az manüfaktürden biridir; markanın kimliği adeta bu mühürle özdeşleşmiştir. Yani kadranın üstündeki o masalsı manzara ne kadar göz alıcıysa, altındaki mekanizma da o kadar titizlikle, aynı yeminle bitirilmiştir.
Kalp: Kalibre RD821
Tüm bu evreni hayatta tutan kalp, otomatik kurmalı RD821 Monobalancier kalibresidir. Saat ve dakikayı gösteren bu mekanizma; yüz yetmiş iki parçadan, otuz üç taştan oluşur, saatte 28.800 titreşimle (4 Hz) çalışır ve dolu bir kurulumda 48 saat yürür. Rodyum kaplı Cenevre çizgileriyle (Côtes de Genève) süslenmiş ve baştan sona Cenevre Mührü ölçütlerinde bitirilmiştir.
Bütün bu dünya, kırk beş milimetrelik pembe altın bir Excalibur kasanın içinde yaşar; yansımayı önleyen safir camı ve dana derisi kayışıyla. Görünüşte güçlü ve modern bir spor saati; ama camın altında, bin yıllık bir efsane sessizce nöbet tutar.
Her Şeyi Bilen
Saatin adı Omniscient Merlin, yani Her Şeyi Bilen Merlin. Efsanede Merlin, geçmişi ve geleceği aynı anda gördüğü söylenen bir bilgedir. Ama bir hikayenin en bilge kâhini bile, sonuçta bir hikayenin figürüdür. Geçmişi ve henüz olmamışı bir arada bilmek, her şeyi kuşatan sınırsız ilim, ne bir kralın ne de bir büyücünün harcıdır.
İnsan bu kadrana bakınca birkaç soruyu sormadan edemiyor. Lavı soğuturken ona altıgeni öğreten kimdi? Devlerin Yolu'ndaki kırk bin sütunu, kimse yontmadan o kusursuz geometriyle kim dizdi? Ve zamanı, bu on iki minik şövalyenin başında sessizce akıtan o ölçüyü ilk kim kurdu? Roger Dubuis bir masalı taşa ve altına işledi; ama o masalın ardındaki asıl ihtişam, hiçbir ustanın taklit edemeyeceği o düzenin kendisindedir.
Bileğinizde on iki şövalye ebedî meclislerini kurmuş, sonu gelmez bir yemin etrafında toplanmıştır. Ve o yuvarlak masanın gerçek başında, aslında hiç kimse oturmaz; çünkü her şeyi bilen tek bir makam vardır, ve o makam hiçbir bileğe sığmaz.