Bir mekanik saatin içinde zamanı bölen şey üç yüz yıldır aynıdır. Bir balans çarkı vardır; çark bir sarmal saç yayına bağlıdır; yay çarkı geri çeker, çark ataletiyle öteye geçer ve düzenli bir gidip gelme doğar. Bu gidip gelme bir mekanik saatte üç yüz yirmi dereceye kadar açılır. Yani balans neredeyse tam bir tur savrulur, durur, geri döner.
Bu düzen o kadar iyi çalıştı ki, kimse yerine başka bir şey koymayı ciddi ciddi denemedi. 2012’de Cenevre Büyük Saatçilik Ödülü’nün en büyüğü olan Altın İbre, tam da bunu deneyen bir saate verildi.
TAG Heuer’in La Chaux-de-Fonds’daki araştırma laboratuvarında geliştirilen Mikrogirder, sarmal saç yayını tamamen ortadan kaldırıyor. Yerinde bir doğrusal osilatör var: birbiriyle çalışan bir bağlantı bıçağı ve bir uyarım bıçağı. Sarmal bir yay burulup açılarak enerji depolar; bir bıçak ise eğilerek depolar. Fark küçük görünür, sonuçları değildir.
Bıçak çok küçük bir açıyla titreşiyor. Klasik bir balansın üç yüz yirmi derecesine karşılık burada salınım gözle görülmeyecek kadar dar. Bunun ilk sonucu hız. Bir ankastre bıçağın doğal frekansı, boyu kısaldıkça çok hızlı yükselir; kısa ve sert bir bıçak, bir balans çarkının asla ulaşamayacağı frekanslara çıkabilir. Mikrogirder saniyede bin tam salınım yapıyor, yani saatte 7.200.000 yarım salınım. Bu, saniyede dört salınım yapan klasik bir kronografın tam iki yüz elli katı.
Rakamın anlamını görmek için bölmeyi yapmak yeterli. Saniyede iki bin adım atan bir düzen, zamanı iki binde birlik parçalara ayırır; bu da on binde beş saniye eder. Kadranın üzerinde yazan sayı tam olarak budur.
Bu hassasiyetin ne demek olduğunu somutlaştırmak da kolay. Saatte otuz altı kilometre hızla koşan bir sporcu saniyede on metre yol alır. On binde beş saniyede aldığı yol beş milimetredir. Yani bu kronograf, bitiş çizgisine beş milimetre arayla gelen iki koşucuyu birbirinden ayırabilecek bir bölme yapıyor.
format_quote"Saniyede iki bin adım atan bir alet, bitiş çizgisine beş milimetre arayla gelen iki koşucuyu ayırabilir."
Hasan Bekmezci
Hızdan daha ilginç olan şey, dar açının getirdiği ikinci kazanç. Klasik bir balans, ağırlığı olan bir kütledir ve üç yüz yirmi derecelik bir yay boyunca savrulur. Yerçekimi bu kütleye etki eder ve etkisi saatin duruşuna göre değişir; saatçilikte duruş farkı denilen sorunun kaynağı budur. Tourbillon iki yüz yıl önce tam bu yüzden icat edildi.
Titreşen bir bıçakta ise savrulan büyük bir kütle yok. Marka bunu kendi metninde açıkça söylüyor: sarmal yaylı bir sistemde kütleden kaynaklanan yerçekimi etkisi büyük bir sorundur, Mikrogirder’de bu sorun artık var bile değildir. Bunun yanında genlik kaybı da ortadan kalkıyor. Bir balansın genliği zemberek boşaldıkça düşer ve hız onunla birlikte kayar; dar açılı bir bıçakta düşecek bir genlik yok.
Üçüncü kazanç esneklik. Markanın ifadesiyle bu mimaride frekans, güç kaynağını aşırı yormadan çok geniş bir aralıkta değiştirilebiliyor. Klasik bir balansta frekansı yükseltmek doğrudan enerji tüketimini yükseltir; burada bağ o kadar sıkı değil.
format_quote"Bir balans savrulur, bir bıçak titrer. Savrulan şeyin ağırlığı vardır; titreyen şeyin neredeyse yoktur."
Hasan Bekmezci
Atölyede bu fikri ilk kez duyan iki kişi hayal edin: ömrünü saç yayı ayarlamakla geçirmiş bir ayar ustası ve bıçağı tasarlayan mühendis.
Ayar ustası önce el alışkanlığını savunur. Benim işim raketi bir kıl payı oynatmak, yayın son kıvrımını düzeltmek, balansın ağırlığını dengelemek. Sizin bıçağınızda ben ne ayarlayacağım?
Mühendisin cevabı işin doğasını değiştirir. Ayarlayacak bir şey yok, çünkü bozulacak bir şey de yok. Sarmal bir yay zamanla yorulur, merkezinden kaçar, manyetik alandan etkilenir. Bir bıçak eğilip düzelir ve doğal frekansı geometrisine bağlıdır; geometriyi değiştirmedikçe frekans da değişmez.
Ayar ustası asıl soruyu sorar. Peki saniyede bin kez eğilen bir metal ne kadar dayanır?
Mühendis burada dürüst olmak zorundadır. Cevap malzemenin yorulma sınırındadır ve o sınır, genliğin küçük tutulmasıyla korunur. Bıçak çok az eğildiği için her çevrimde biriken gerilme de çok küçük kalır. Hız bedavaya gelmez; bedeli, salınımı gözle görülmeyecek kadar kısa tutmaktır.
format_quote"Hiçbir hız bedava değildir. Bu mekanizmanın bedeli, salınımını gözle görülmeyecek kadar küçük tutmaktır."
Hasan Bekmezci
Saatin geri kalanı bu kalbe hizmet edecek biçimde kurulmuş. Kasa çelikten ve kırk beş milimetre çapında, su geçirmezliği elli metre. Güç rezervi kırk iki saat. Fonksiyonlar saat, dakika, saniye ve kronograf. Model Carrera ailesine ait ve tek adet olarak üretildi; fiyatı vergi hariç 150.000 İsviçre frangıydı.
Tek adet olması bu saatin ne olduğunu da anlatıyor. Mikrogirder bir koleksiyon parçası değil, bir tez. Markanın kendi ifadesiyle bugüne kadar üretilmiş ve sınanmış en hızlı mekanik ayar organı. Cenevre jürisi 2012’de Altın İbre’yi buna verirken bir ürünü değil, bir soruyu ödüllendirdi: üç yüz yıllık bir çözüm gerçekten de tek çözüm müdür?
Bu saate uzun süre bakınca insanın aklına şu geliyor. İnsanlık zamanı ölçme işinde sürekli daha ince bölmelere doğru ilerledi. Önce gün vardı, sonra saat, sonra dakika, sonra saniye. Yirminci yüzyıl saniyeyi yüze böldü, sonra bine. Şimdi elimizde on binde beş saniyeyi ayırabilen mekanik bir alet var.
Buna karşılık bölmenin incelmesi yaşanan anı uzatmıyor. Bir koşucunun bitiş çizgisini geçmesi ne kadar sürdüyse o kadar sürdü; biz yalnızca daha ince bir cetvelle baktık. Ölçü aleti keskinleştikçe ölçülen şeyin kendisi değişmez, sadece bizim ona dikkatimiz artar.
Belki bu saatin asıl söylediği de budur. İnsan zamanı yavaşlatamıyor, uzatamıyor, geri alamıyor. Yapabildiği tek şey ona daha dikkatli bakmak. Saniyeyi iki bine bölen bir mekanizma bile bunu değiştirmiyor; yalnızca dikkatin ne kadar ileri gidebileceğini gösteriyor. Zamanın kendisi, onu ölçen hiçbir aletin eline geçmiyor.