Evrenin sessizliği, yaklaşık 13,8 milyar yıl önce tek bir An ile bozuldu. O ana kadar ne mekan vardı ne de zaman. Sonra, hayal edilemeyecek bir yoğunluktan uzay genişlemeye başladı; madde yıldız tozuna, yıldız tozu galaksilere dönüştü. Ve zaman denilen o akışkan nehir, tam da bu doğumla birlikte akmaya başladı. Zaman, evrenin bir özelliği değil; onunla birlikte var edilen bir boyuttur.
İşte bu kozmik doğumun merkezkaç dalgaları, bugün Cambridge'de bir kütüphane duvarında, saf altından yapılmış dalgalı bir kadran olarak karşımızda duruyor. Adı Corpus Saati. O yalnızca saniyeleri sayan bir kutu değil; astrofiziğin, kutsal metinlerin, zamanın izafiyetinin ve insanın kaçınılmaz sonunun tek bir yüzeyde buluştuğu devasa bir kozmik tiyatrodur.
Dalgalı Kadran ve Büyük Patlama: Zamanın Doğuşu
Saate ilk baktığınızda gözünüze çarpan o saf altın kaplama yüzeydeki dairesel dalgalar rastgele bir süsleme değildir. Saatin mucidi ve tasarımcısı Dr. John C. Taylor, bu dalgalarla doğrudan evrenin başlangıcına, Büyük Patlama'nın merkezden dışa doğru yayılan enerji halkalarına işaret eder. Bir taşın durgun suya düşüşünde açılan halkalar gibi; ama bu kez suya düşen şey, evrenin kendisidir.
Yaklaşık 1,5 metre çapındaki bu kadran, paslanmaz çelikten yapılıp 24 ayar altınla kaplanmıştır. Yüzeydeki o kusursuz dalgalar, sıradan bir kalıpla değil, kontrollü patlamalarla metali biçimlendiren nadir bir teknikle, yani patlatmalı şekillendirmeyle elde edilmiştir. Evrenin bir patlamayla başlaması gibi, onu anlatan kadran da bir patlamayla şekillenmiştir.
Zamanın İzafiyeti: Einstein'dan Kutsal Metinlere
Zaman, bizim sandığımız gibi her yerde aynı hızla, düz ve değişmez akmaz. Yirminci yüzyılda Albert Einstein bunu matematikle kanıtladı: Hızlanan bir cismin zamanı yavaşlar; büyük bir kütlenin, mesela bir yıldızın yakınında zaman gerilip ağırlaşır. Bu bir teori değil, ölçülmüş bir gerçektir. Yörüngedeki GPS uydularının saatleri, yerçekimi daha zayıf olduğu için yeryüzündekilerden her gün yaklaşık 38 mikrosaniye ileri gider; bu fark düzeltilmezse navigasyon birkaç saatte kilometrelerce şaşar. Yani başınızın üstündeki zaman ile ayaklarınızın altındaki zaman aynı değildir.
Modern fiziğin ancak geçen yüzyıl formüle edebildiği bu göreliliği, kutsal metinler binlerce yıl önce insanlığa fısıldamıştı. İncil, zamanın Yaratıcı katındaki izafiyetini şu cümleyle özetler: 'Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab'bin gözünde bir gün bin yıl gibidir, bin yıl da bir gün gibidir.' (2. Petrus 3:8)
Aynı kozmik görelilik, Kur'an-ı Kerim'de de neredeyse birebir aynı ifadeyle karşımıza çıkar: 'Şüphesiz Rabbinin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.' (Hac Suresi, 47. Ayet). İnsan aklının ölçüp biçtiği zaman ile mutlak katındaki zaman; işte Corpus Saati tam da bu ikiliğin üzerine kuruludur.
Bu yüzden Corpus Saati bilerek kusurlu çalışacak şekilde tasarlanmıştır. Mavi ışıkları bazen bir an duraklar, bazen deli gibi hızlanır, bazen de ağırlaşır. Taylor, insanın zaman algısının hiçbir zaman doğrusal olmadığını anlatmak ister: acı çekerken zaman geçmek bilmez, mutluyken su gibi akıp gider. Sevdiğinizle geçen bir saat bir saniye gibidir; ıstırap içindeki tek bir gece ise bin yıl kadar uzayabilir.
Ne var ki saat, tam beş dakikada bir kendini gerçek zamana yeniden ayarlar ve o an hatasız zamanı gösterir. Yani öznel duygularımız zamanı esnetip bükse de, gerçek zaman hep oradadır, sabittir ve bizi bekler. Saat, bir yandan hislerimizin izafi zamanını, öte yandan değişmez mutlak zamanı aynı anda anlatır.
Akrepsiz Kadran: Mavi Işıkla Zaman
Bu saatte klasik saatlerdeki gibi akrep, yelkovan ya da rakam yoktur. Zaman, altın kadran üzerindeki üç adet iç içe geçmiş halkadan sızan mavi LED ışıklarla gösterilir. En dıştaki halka saniyeleri, ortadaki dakikaları, en içteki halka ise saatleri simgeler. Kadranın altındaki yarıklardan yükselen ışıklar bu halkalar boyunca koşar; siz de zamanı, bir ibrenin ucundan değil, ilerleyen bir ışık dalgasından okursunuz.
Gece olduğunda saat bambaşka bir kimliğe bürünür. Altın gündüzleri Büyük Patlama'yı, mavi ışık geceleri ise sanki evrenin derinliklerinden gelen soğuk bir yıldız parıltısını anlatır. Cambridge'in karanlık sokağında, Gotik bir kemerin içinde tek başına parlayan bu mavi halkalar, geçen her saniyeyi görünür kılar.
Chronophage: Saniyeleri Kemiren Canavar
Saatin tepesinde tüneyen, tarih öncesi bir çekirgeyi andıran o metalik yaratığın adı Chronophage'dir; Yunanca zaman-yiyen demektir. O zamanı yalnızca ölçmez, onu büyük bir iştahla kemirir. Her saniye bacaklarını oynatır; dakikanın sonuna gelindiğinde ise ağzını kocaman açıp bir kez daha kapatarak o geçen anı yutar. Arada bir gözünü kırpar, sanki sizinle alay eder gibi. Bu, geçen her saniyenin bir daha asla geri gelmeyeceğini hatırlatan sert bir metafordur.
Kutsal metinler, insanın zaman karşısındaki bu kırılganlığını en yalın haliyle anlatır: 'Yeryüzündeki insan günleri bir gölge gibidir ve kalıcı bir ümit yoktur.' (1. Tarihler 29:15). Mezmurlar bunu daha da inceltir: 'İnsan bir soluk gibidir; günleri geçici bir gölgeye benzer.' (Mezmurlar 144:4)
Kur'an ise bu yutuluş karşısında insanın kapıldığı aldanışı doğrudan dünya hayatının geçici parıltısına bağlar: 'Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve mal ile evlatta bir çoğalma yarışından ibarettir... Dünya hayatı, aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir.' (Hadîd Suresi, 20. Ayet). Canavar saniyeleri yutarken, insan unvanlarını, servetini ve hırslarını biriktirmenin telaşındadır; oysa o çene her kapandığında, biriktirilenlerin ne kadar hafif olduğu biraz daha açığa çıkar.
Mekanik Mucize: Çekirge Eşapmanı ve John Harrison
Canavarın o mekanik bacakları aslında bir süs değil, saatin can damarıdır. Corpus Saati, çekirge eşapmanı (grasshopper escapement) denen bir sistemle çalışır. Eşapman, bir saatin en kritik parçasıdır: kurulu yaydaki enerjiyi tek tek, eşit adımlarla serbest bırakan kapı bekçisidir. Bir turnikenin insanları teker teker geçirmesi gibi, eşapman da gücü tık tık sayarak zamana çevirir. Çekirge eşapmanında bu iş, birbirini iten iki zarif kol ile yapılır; kolların sıçrayan hareketi bir çekirgenin bacaklarını andırdığı için bu ad verilmiştir. Neredeyse sürtünmesizdir ve yağ istemez.
Bu dahiyane mekanizmayı 18. yüzyılda İngiliz saat ustası John Harrison icat etti; aynı Harrison, denizde boylamı bulma sorununu çözen deniz kronometreleriyle tarih yazmış, gemicilerin hayatını kurtarmıştır. Taylor, normalde saatin içine gizlenen bu minik mekanizmayı alıp tersyüz etti, devasa boyutlara büyüttü ve dışarıya, herkesin gözü önüne çıkardı. Corpus Saati, çekirge eşapmanını bu şekilde sergileyen dünyadaki tek saattir; ve bu haliyle, üç yüz yıl önceki bir dâhiye edilmiş bir saygı duruşudur.
Kalbin Ritmi
Bu eşapmanın ritmik gidip gelişi, aslında bir başka mekanizmayı, göğüs kafesimizde hiç durmadan atan o nazik et parçasını, yani kalbi anımsatır. Kalp de tıpkı bu mekanizma gibi, her kasılıp gevşemesinde bizi sona bir adım daha yaklaştırır. Her atış, bitişe doğru atılmış bir tık; her duruş, sonsuzluğa açılan bir tak. Kitab-ı Mukaddes bu kırılganlığı hatırlatır: 'Yarın ne olacağını siz bilemezsiniz. Yaşamınız nedir ki? Kısa bir süre görünen, sonra da yitip giden bir buğu gibisiniz.' (Yakup 4:14)
Tabut Sesi ve Mundus Transit
Corpus Saati'nde her saat başı geldiğinde şen bir melodi çalınmaz. Aksine, tüm neşeyi bıçak gibi kesen bir zincir şıkırtısı ve ardından boşluğa vuran bir çekiç sesi duyulur. Bu, saatin arkasına gizlenmiş ahşap bir tabuta vuran çekicin sesidir; bir marangozun çaktığı tabut çivisinin, toprağa atılan ilk kürek harcının sesidir. Saat, o amansız vuruşla fısıldar: bir saat daha bitti, geri dönüşü olmayan kapıya bir adım daha yaklaştın.
Bu ürperti, Kur'an'da insanın ölüm anındaki pişmanlığıyla betimlenir: 'Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında, Rabbim! Beni geri gönder; ta ki boşa geçirdiğim dünyada salih amel işleyeyim, der. Hayır! Bu, onun söylediği boş bir sözden ibarettir.' (Mü'minûn Suresi, 99-100. Ayetler)
Ve saatin altındaki mermer kaidede parıldayan Latince harfler bu sahneyi mühürler: Mundus transit et concupiscentia eius. Yani: Dünya ve onun tüm arzuları gelip geçicidir. Bu söz, İncil'deki Yuhanna'nın birinci mektubundan (2:17) alınmıştır.
Cambridge'de Bir Kütüphane Duvarı
Corpus Saati, 19 Eylül 2008'de, Cambridge'in en eski kurumlarından biri olan ve 1352'de kurulan Corpus Christi College'ın Taylor Kütüphanesi köşesinde, ünlü fizikçi Stephen Hawking tarafından tanıtıldı. Zamanın doğasını ömrü boyunca sorgulamış bir bilim insanının, zamanı bu kadar cesurca anlatan bir esere perde açması, kendi başına anlamlı bir andır.
Saatin arkasında büyük bir emek vardır. Fikri ortaya atan ve tüm masrafını karşılayan mucit Dr. John C. Taylor, yaklaşık beş yıl boyunca, mühendisi Stewart Huxley başta olmak üzere iki yüze yakın kişiyle çalıştı; toplam maliyet bir milyon sterline yaklaştı. Sonuçta ortaya çıkan şey, bir kol saatinin binlerce kat büyümüş, sokağa taşmış ve felsefe yapan hali oldu.
Çarkların Ötesindeki Sonsuzluk
Cambridge'in soğuk sokağında durup bu saate yalnızca görebildiği altına ve hareket eden canavara odaklanan biri hüsrana uğrar; çünkü madde gözüyle bakanlar için o, yalnızca bir ölüm makinesidir. Oysa iman ve tefekkür gözüyle bakanlar için o altın kadran, Büyük Patlama ile başlayan muazzam bir ilahi senaryonun yalnızca geçici bir sahnesidir.
Saniyeleri yutan o çekirge, bizim fani bedenimizi kemirebilir; ama ruhumuzu ve içimizdeki o ebediyet özlemini asla yutamaz. Zaman akıyor, mavi ışıklar sönüyor ve çekiç her saat başı tabuta vurmaya devam ediyor. Bu amansız çarkın içinde ezilmemenin tek yolu belki de şudur: geçici olan saniyeleri, kalıcı olana, yani sevgiye, imana ve iyiliğe çevirerek zamanı aşmak.
Çünkü zamanı yaratan, ondan münezzehtir; ve o dalgalı altın kadranın anlattığı bütün hikaye, aslında tek bir soruya çıkar: bu kadar kısa bir buğuyu, neyle doldurduk?