format_quote"Sarı Nehir’in köpüren coşkun sularında her dalga, yerçekimine ve akıntıya karşı verilen amansız bir savaştı. Bir sazan balığı, şelalenin tepesindeki Ejderha Kapısı’na (Longmen) ulaşmak için akıntıya karşı yüzdüğünde yalnızca nehri aşmaz; kendi kaderini baştan yazarak bir ejderhaya dönüşür. Cenevre’deki atölyesinde Kees Engelbarts, bu kadim Doğu mitini akışkan metalurji ve mikro-heykeltıraşlıkla kadranda ölümsüzleştirdi."
Cenevre’de Bir Doğu Efsanesi ve Biyolojik Metamorfoz
Cenevre merkezli Hollandalı usta Kees Engelbarts, bağımsız saatçilik dünyasında "metal oyan büyücü" olarak bilinir. Üçlemenin bu parçası olan "The Dragon Gate Trilogy" (Pièce Unique), Çin ve Japon mitolojisinin en ilham verici dayanıklılık sembollerinden biri olan Longmen efsanesini konu alır.
Bir sazanın (Koi) devasa şelaleleri tırmanarak girdiği bu biyolojik ve ruhsal dönüşüm; fizikteki direnç, hidrojen bağları ve akışkanlar dinamiğinin sanatsal bir dışavurumudur. Engelbarts, bu dönüşümün tam da "sazan balığının suyun yüzeyini yararak fırladığı" dondurulmuş o kırılma anını kadrana işler.
Engelbarts’ın kendisi de bir tür akıntıya karşı yüzme hikâyesidir. Hollanda’da doğdu, Schoonhoven’deki meslek okulunda gravür okudu, ardından Almanya’da Idar-Oberstein’daki değerli taş ve mücevher tasarımı yüksekokuluna gitti ve oradan Cenevre’ye geçti. Birkaç yıl başka firmalar için çalıştıktan sonra bağımsız gravürcü oldu. Bugün kendi imzasıyla yaptığı her saat tek parçadır ve çoğu, aylar süren bir üretimin sonunda ortaya çıkar.
Efsanenin kendisi de tek bir sahne değildir; üç perdeden oluşur. Bu yüzden Engelbarts hikâyeyi tek bir kadrana sıkıştırmak yerine üç ayrı saate böldü: birinci saatte sazan şelalenin dibinde köpüğün içinde çırpınır, ikincisinde yarı yolda dönüşüm başlar ve kuyruğu hâlâ balıktır, üçüncüsünde artık ejderha vardır. Üçü ayrı ayrı satılmaz; hikâye ancak bütün olarak alınır.
Katı Hâl Fiziği ve Metalürji: Mokume Gane (木目金)
Kadrandaki o ahşap damarlarını ve köpüren su dalgalarını andıran büyüleyici doku, geleneksel bir boya veya mine işçiliği değildir. 17. yüzyıl Feodal Japonya’sında samuray kılıçlarının balçağı olan tsubaları ve diğer kılıç aksesuarlarını süslemek için geliştirilen Mokume Gane, teknoloji ile sanatın birleşimidir.
Tekniğin mucidi olarak Akita’da çalışmış olan Denbei Shoami (1651-1728) kabul edilir. Adı da tam olarak yaptığı şeyi tarif eder: mokume, ahşabın damarı; gane ise metal demektir. Yani ahşap damarlı metal.
Katı hâl difüzyon kaynağı: Farklı renk ve bileşimlerdeki kıymetli metaller (altın, gümüş, bakır alaşımları), erime noktalarının altındaki yüksek ısı ve devasa basınç altında bir araya getirilir. Metaller erimeden, atomik düzeyde birbirlerinin kristal kafeslerine sızarak katmanlaşır.
Milföy hamuru analojisi: Tıpkı ustaca katlanmış binbir katlı bir milföy hamuru ya da Şam çeliği gibi, bu birleşik metal bloğu bükülür, kesilir ve tekrar dövülür. Kazıma işlemi yapıldığında alt katmanlardaki farklı renk tonları açığa çıkarak suyun içindeki türbülanslı akıntı paternlerini oluşturur.
Bu üçlemede kullanılan katmanlar özel olarak seçilmiştir: beyaz altın ile gümüş. Blok işlendikten sonra yüzey asitle dağlanıyor ve gümüş katmanlar kısmen oksitlenerek koyulaştırılıyor. Böylece desen boyayla değil, iki metalin havaya verdiği farklı tepkiyle ortaya çıkıyor. Bu, ustanın kontrol edebildiği ama tam olarak öngöremediği bir aşamadır; blok kesildiğinde altından hangi desenin çıkacağını kimse bilemez. Ağacı kesmeden damarını göremezsiniz.
Akışkanlar Mekaniği ve Mikro-Rölyef Oymacılığı
Kadrandaki su dalgaları statik bir resim değil, yüksek Reynolds sayısına sahip köpüren bir türbülans simülasyonudur. Engelbarts, metalin soğuk sertliğini akışkanlar mekaniğinin dinamik formuyla kırar.
Sazan balığının suyun dışına fırlayan pulları, sırt yüzgeci ve solungaçları mikro-keskilerle üç boyutlu bir rölyef olarak işlenmiştir. Işık kadrana çarptığında, balığın pulları üzerindeki metalürjik renk geçişleri canlanır.
Zamanı gösteren akrep ve yelkovan ibreleri, standart ok biçimlerinden tamamen arındırılmıştır. Mokume gane dokusuyla uyumlu, akıntının birer parçasıymış gibi pürüzlü ve organik bir formda elle şekillendirilmiştir. İbreler kadranla aynı bloktan, aynı beyaz altın ve gümüş katmanlarından çıkarılmış ve aynı dağlama işleminden geçmiştir; yani saati okuduğunuz iki parça da suyun içinden alınmıştır.
İşin en riskli tarafı sırayla ilgilidir. Mokume gane bloğu önce hazırlanır, sonra oyulur; ama oyma sırasında ne kadar derine inileceği desenin nerede değişeceğini belirler. Bir milimetrenin onda biri fazla inen keski, balığın sırtındaki gümüş katmanı bitirip altındaki beyaz altına girer ve rengi bir anda değiştirir. Bu yüzden usta hem heykeltıraş gibi hacim, hem ressam gibi renk düşünmek zorundadır. Kadranın altında bir palet vardır ve o palet dikey uzanır.
İkinci Perde: Yarı Balık, Yarı Ejderha
Üçlemenin ikinci saatinde hikâye tam ortasındadır. Şelalenin yarısını çıkmış olan hayvan artık tanınmaz; başı ejderhaya dönmüş, gövdesi uzamış, ama kuyruğu hâlâ sazan kuyruğudur. Bu kadranda mokume gane yoktur. Engelbarts burada som ve saf gümüş kullanmış, figürü doğrudan bu tek metalin içinden oymuş ve arka planı mineyle kapatmıştır. Yüzey kısmen oksitlenerek koyulaştırılmıştır.
Malzemeyi değiştirmesinin sebebi anlatıdır. Birinci saatte hayvan hâlâ suyun bir parçasıdır ve mokume gane suyun kendisidir; ikinci saatte hayvan sudan koparak kendi biçimini kazanmaya başlar, bu yüzden zemin sadeleşir ve figür öne çıkar. Malzeme, hikâyenin neresinde olduğunuzu söyler.
Üçüncü Perde: Porselen Mavisi Bir Ejderha
Son saatte gravür tamamen ortadan kalkar. Üçüncü kadran emayeli seramiktir ve elle boyanmıştır. Bunu yapan kişi Engelbarts değil, bir dönem Roger Dubuis için çalışmış emaye ustası Gaël Colon’dur. Mavi beyaz tonlarıyla Çin porselenini anımsatan bir minyatür resim: kapının üstüne varmış, artık bulutların arasında olan ejderha.
Bu tercih hikâyeyi tamamlıyor. Metal, dövülen ve direnen malzemedir; mine ise ateşten geçmiş camdır. Sazan metalle anlatılır, çünkü sazanın hikâyesi mücadeledir. Ejderha camla anlatılır, çünkü artık mücadele bitmiştir ve geriye yalnızca yüzey kalmıştır. Üçlemede malzeme, konunun kendisidir.
Hikâyenin Kutusu: 140 Saatlik Lake
Üçleme yalnızca üç saatten ibaret değil. Setle birlikte gelen ahşap sunum kutusu, lake ustası Catherine Nicolas tarafından 140 saatte bezenmiş. Kutunun üzerinde efsanenin geçtiği yer var: göl, çağlayanlar, kapı ve bulutlar; gümüş ve altın tozuyla işlenmiş. Kapakta üç pencere açılmış ve o pencerelerden üç saatin kadranı görünüyor.
Yani hikâyenin sahnesi kutunun üstünde, oyuncuları kutunun içinde duruyor. Set yalnızca bütün olarak satılıyor ve fiyatı talep üzerine veriliyor.
Horolojik ve Artizan Künye
Sanatçı ve usta: Kees Engelbarts, Cenevre; bağımsız gravürcü ve saat üreticisi.
Set: Dragon Gate Trilogy, üç eşsiz parçadan oluşan ve elle lakelenmiş sunum kutusuyla birlikte satılan tek bir bütün.
Kasa: 39,5 mm Argentium gümüş, mat yüzey, iki tarafı safir kristal, 18 ayar sarı altın kurma kolu.
Mekanizma: Peseux 330, her saatte kendi kadranının desenine göre elle oyulmuş, gümüş kaplanmış ve oksitlenmiş.
Birinci kadran, sazan: Beyaz altın ve gümüşten mokume gane; elle oyulmuş, şelaleyi tırmanmaya çalışan sazan; dağlanmış ve kısmen oksitlenmiş.
İkinci kadran, dönüşüm: Som saf gümüş; elle oyulmuş, sazanın ejderhaya dönüşümü; zemin minelenmiş, yüzey kısmen oksitlenmiş.
Üçüncü kadran, ejderha: Emayeli seramik; Gaël Colon tarafından elle boyanmış.
İbreler: Beyaz altın ve gümüş mokume gane, dauphine biçimli, dağlanmış ve oksitlenmiş.
Kayışlar: Sazan için Nil levreği derisi, dönüşüm için yeşil köpek balığı derisi, ejderha için mavi timsah; üçünde de Argentium gümüş toka.
Sunum kutusu: Catherine Nicolas tarafından 140 saatte lakelenmiş ahşap kutu; gölü, çağlayanları, kapıyı ve bulutları gümüş ve altın tozuyla betimler; kapakta üç pencere.
Fiyat: Talep üzerine, yalnızca set olarak.
Kees Engelbarts’ın "The Dragon Gate Trilogy" modeli, zamanı sadece saat ve dakika tıkırtılarıyla ölçen mekanik bir gereç değildir. Mokume Gane tekniğinin sunduğu atomik metalurji ve katıksız el işçiliği sayesinde, direncin zafere dönüştüğü o efsanevi anı bileğinizde taşımanızı sağlayan yaşayan bir heykeltıraşlık şaheseridir.
format_quote"Ağacı kesmeden damarını göremezsiniz."
Hasan Bekmezci