Büyük Sahra’nın ortasında, gece sıcaklığının aniden sıfır dereceye yaklaştığı dondurucu bir sessizlik... Gökyüzünde samanyolu bir nehir gibi akarken, kamp ateşinin çıtırtısı iki adamın gölgesini kum tepelerine düşürüyordu.
Biri, hayatını çöl ekosistemlerine ve ekstrem fizyolojiye adamış bir biyolog; diğeri ise ömrünü mikron düzeyindeki çarkların zamanı nasıl dönüştürdüğünü incelemeye adamış bir horolog.
Ateşin hemen ötesinde, kumun üzerine çökmüş geviş getiren tek hörgüçlü bir devenin silüeti duruyordu.
Yaşamın Enzim Mimarisi ve Devenin Biyolojisi
Biyolog, ateşe bir çalı attı.
"İnsanlar şu devenin hörgüçlerinde su taşıdığını sanır. Ne büyük yanılgı... O hörgüçler su değil, yaklaşık 35 kilogramlık saf yağ deposudur. Çölün ortasında yiyecek tükendiğinde, deve o yağı metabolize ederek hem enerjiye hem de hidrojeni oksijenle birleştirip metabolik suya dönüştürür."
Horolog cebinden lupunu çıkarıp gözüne oturttu. "Yani gövdesine gizlenmiş biyolojik bir yedek güç rezervi var..."
"Aynen öyle. Ama mucize sadece orada değil. Bak, geceleri hava buz gibi, gündüz ise 50 dereceyi buluyor. Deve, vücut sıcaklığını 34 ile 41 derece arasında esnekçe değiştirir; yani terleyerek su kaybetmez, ısıyı bünyesinde hapseder. Kırmızı kan hücreleri bile ovaldir! Dehidrasyon sırasında kanı koyulaşsa bile o oval hücreler kılcal damarlardan tıkamadan geçer. Aşırı su bulduğunda ise bu hücreler patlamadan kendi hacminin yüzde 240’ına kadar genişleyebilir."
"Bir de şu ayrımı hiç kimse yapmaz," diye ekledi biyolog. "Şu gördüğün hayvanın tek hörgücü var; adı hecin devesi. İki hörgüçlü olan Baktriyan devesidir ve o burada değil, Orta Asya’nın soğuk bozkırlarında yaşar. Sahra’da, Arabistan’da, Sina’da gördüğünüz her deve tek hörgüçlüdür. Hörgücün sayısı bir süs değil, bir adres bilgisidir."
Horolog başını kaldırdı. "Peki bu devasa adaptasyon çölün besin zincirinde nereye oturuyor?"
"O bir ekosistem mühendisi. Otobur bir birincil tüketicidir. Başka hiçbir canlının dokunamayacağı dikenli akasyaları, yüksek tuzlu halofit bitkileri yer. Sert sindirim sistemi sayesinde bu bitkileri öğütür ve tohumlarını kilometrelerce öteye yayarak çöl florasını canlı tutar. Öldüğünde ise leşi; çöl sırtlanlarından akbabalara, böceklerden bakterilere kadar koca bir trofik piramidi haftalarca besler. Yani çölün enerji döngüsünün ana eksenidir."
Kumun Mimarisi ve Platinin Soğukluğu
Horolog bileğindeki saati çıkarıp fenerin ışığına tuttu.
"Sen doğanın milyonlarca yılda yazdığı bu algoritmayı anlatırken, ben de insanoğlunun o algoritmayı metalin içine nasıl dondurduğuna bakıyorum. Bunun adı Petite Heure Minute Platine, lakabı Camels. Tek parça yapıldı; seri değil, sipariş. Sahibi Arap dünyasından bir koleksiyoncu ve kadrandaki iki hayvan hayalî değil: güzellik yarışmalarına giren, kendi tanıdığı iki beyaz hecin devesi."
Biyolog saate yaklaştı. "Kadranın altındaki o iki deve figürü... Bunlar döküm mü?"
"Asla. Ama kaynağı da senin sandığın yer değil. Platin olan kasa; kırk bir milimetre. Develer kadrandan doğuyor. Kadranın alt bölgesi 0,85 milimetre kalınlığında bir beyaz altın levhadır ve o levhanın üzerindeki her bir çalı elle, keskiyle açılmıştır. Develer ise ayrı ayrı işlenip yerine oturtulan kabartma parçalar; önce onlarca eskiz yapıldı, hayvanlar profilden ve boydan, dururken ve yürürken çizildi, sonra o çizgiler metale geçirildi."
"Peki platin neden?"
"Çünkü platin altından yoğundur ve çizildiğinde malzeme kaybetmez, yer değiştirir. Altın bir kasa yıllar içinde incelir; platin kasa incelmez, sadece yumuşar. Bir tek parçada bu önemlidir: nesne, sahibinden sonra da aynı ağırlıkta kalsın diye seçilir. Ama keski işini platinde değil beyaz altında yaparsınız, çünkü platin keskinin altında kauçuk gibi davranır ve ince detayı tutmaz."
"Bak, devenin kas liflerine, hörgücünün pürüzlü tekstürüne... Sanatçı, senin az önce anlattığın o biyolojik dayanıklılığı metalin içine mühürlemiş. Şu zemindeki çalılar da rastgele değil; Suudi Arabistan çöllerinin bazı bölgelerinde yetişen yabani lavanta."
Biyolog güldü. "Yani senin kadranındaki çöl Sahra değil."
"Değil. Arabistan. Bizim ateşimiz yanlış çölde yanıyor olabilir ama hayvan doğru."
Doğal ve Mekanik Paralellikler
"Kadranın üst kısmındaki o siyah küçük alan dikkatimi çekti," dedi biyolog. "Zaman neden merkeze değil de saat 12 yönüne sıkıştırılmış?"
"İşte buna Petite Heure Minute, yani Küçük Saat ve Dakika mimarisi denir. Jaquet Droz, zaman göstergesini yukarı kaydırarak kadranın büyük bölümünü tamamen sanatsal bir tuval olarak bıraktı. Tıpkı çölün sonsuz boşluğu gibi... İbreler zamanı söyler ama gözün aşağıya, o üç boyutlu mikroskopik sahneye kayar."
"O siyah alan siyah oniks; tek parça taştan kesilmiş bir levha. Etrafındaki lacivert gökyüzü ise avantürin, yani içine bakır kristalleri hapsedilmiş cam. O parıltılar boya değil, kristallerin ışığı yakalaması. Yani şu anda başımızın üstünde duran samanyolunun kadrandaki karşılığı, taşın kendi fiziğiyle yapılmış. Sol üstte de bir ay var."
Biyolog eğilip baktı ve durdu. "Saat 8 yönünde bir çadır var."
"Var. Ve önünde sıralar, insanlar ve yanan bir kamp ateşi. O ateşin alevleri tek kıllı bir fırçayla boyandı. Şu an oturduğumuz sahnenin, bileğimdeki kadranda daha önce boyanmış olması hoşuma gidiyor."
"İçindeki mekanizmada da bu çöle dair bir şey var mı?"
"Olmaz mı? Bu saatin balans yayı silisyumdan. Silisyum nedir biliyor musun? Üzerinde oturduğumuz şu kuvars kumunun içinden çıkarılıp arıtılmış halidir. Yani saat ustası, çölün kumunu alıp yüksek teknolojiyle manyetik alandan hiç etkilenmeyen bir yaya dönüştürmüş. Aynı malzeme maşanın boynuzlarında da kullanılıyor; orada sürtünmeyi düşürüyor, yani neredeyse yağsız çalışıyor."
"Ayrıca içinde çift zemberek var. Tıpkı devenin hörgücündeki yağ deposu gibi, saate 68 saat boyunca pürüzsüz ve kesintisiz bir enerji akışı sağlıyor. İki zemberek kullanmanın sebebi daha fazla süre değil, daha düz bir eğri: tek bir zemberek boşalırken kuvveti düşer ve saat yavaşlar. İki tanesi sırayla boşalınca kuvvet neredeyse sabit kalır. Kalibrenin adı 2653.Si; otomatik kurmalı, 28 taşlı, saniyede dört kez, yani saatte 28.800 kez salınıyor."
Biyolog başını salladı. "Deve de aynı şeyi yapıyor. Yağı bir günde yakmıyor, günlere bölüyor."
Zaman ve Sonsuzluk
Biyolog derin bir nefes alıp yıldızlara baktı. "Yan yana gelmesi ne garip... Benim incelediğim canlı, suyun ve ısının fiziğini kullanarak hayatta kalıyor. Seninki ise enerjinin ve sürtünmenin fiziğini kullanarak zamanı tutuyor."
"Aralarındaki tek fark şu: Senin deven nefes alıyor, zamanı yaşıyor ve bir gün o besin zincirine geri dönecek. Benim elimdeki bu Jaquet Droz ise tek parça olarak yapıldı; zamanı platinin yoğunluğunda tutuyor ve kimse ondan bir ikincisini üretmeyecek. Biri biyolojik evrim, diğeri mikro-mekanik devrim."
Ateş yavaşça kor halini alırken, devenin nefes alıp verirken çıkardığı derinden gelen ses ile saatin içindeki silisyum balans yayı aynı ritimde atıyordu: Biri doğanın, diğeri insanın zamanı ölçme biçimiydi.
format_quote"Saat ustası, çölün kumunu alıp manyetik alandan hiç etkilenmeyen bir yaya dönüştürmüş."
Hasan Bekmezci