Kırk Kilometre Yukarıda
Yerden kırk kilometre yukarıda bir yer düşünün. Havanın neredeyse bittiği, gökyüzünün masmavilikten koyu bir kadifeye, sonra da neredeyse siyaha döndüğü, altınızda Dünya'nın kavisinin görünmeye başladığı o ince, sessiz katman: stratosfer. Fırtınalar burada durur, bulutlar aşağıda kalır. İnsan bu soğuk ve ıssız bölgeye ilk kez 1931'de dokundu.
O yıl, Basel doğumlu İsviçreli fizikçi Auguste Piccard, alüminyumdan yapılmış küresel bir kabine tırmandı ve bir hidrojen balonuyla, o güne dek hiçbir insanın çıkmadığı yüksekliğe, on altı kilometreye yakın bir irtifaya süzüldü. Bir İsviçreli, gökyüzünün tavanına meydan okumuştu. Peki ya o yükselişin bir parçasını, yer çekiminin üstünde süzülen bir küreyi bileğinizde taşıyabilseydiniz? İşte Jaeger-LeCoultre'ün Gyrotourbillon à Stratosphère'i tam da bunu vaat eder.
Bir Hanedanın Uç Noktaları
Auguste Piccard yalnız değildi; bir hanedanın kurucusuydu. Oğlu Jacques Piccard, babası göğe çıkarken tam ters yöne, denizin en dibine indi: 1960'ta, Trieste adlı deniz altısıyla, Dünya'nın en derin noktası olan Mariana Çukuru'nun on bir kilometre altına ulaştı. Torun Bertrand Piccard ise Solar Impulse ile, tek damla yakıt yakmadan, yalnızca güneş enerjisiyle dünyanın çevresini dolaştı. Bir İsviçre ailesi; en yükseğe, en derine ve en uzağa uzandı. Hepsinin ortak düşmanı aynıydı: sınırlar ve yer çekimi.
Jaeger-LeCoultre de, Vallée de Joux'nun o çetin dağ vadisinde 1833'ten beri aynı düşmanla dövüşen bir başka İsviçre efsanesidir. Ve bu saat, à Stratosphère, markanın yer çekimine verdiği en cüretkar cevaptır.
Yeni Bir Çağın İlk Saati: Hybris Inventiva
Master Hybris Inventiva Gyrotourbillon à Stratosphère, markanın 190 yıllık tarihinde yeni bir çağın kapısını aralar: Hybris Inventiva, yani Jaeger-LeCoultre'ün en deneysel, en sınır tanımaz koleksiyonunun ilk saati. Yalnızca 20 adet üretilen bu beyaz altın saatin mavi, iskelet kadranının altında, markanın 178 numaralı kalibresi ve saatçilik tarihinin en sıra dışı tourbillonlarından biri atar.
Bir Karusel Değil, Bir Jiroskop
Bir tourbillonun ne işe yaradığını çok duydunuz: yer çekiminin denge çarkı üzerindeki bozucu etkisini, çarkı döndürerek ortalar. Ama işin sırrı şudur: sıradan bir tourbillon bunu yalnızca tek bir düzlemde, iki boyutta yapar. Oysa sizin bileğiniz gün boyunca üç boyutta döner, eğilir, savrulur. Tek eksenli bir kafes, bileğinizin aldığı sayısız açıdan yalnızca birkaçını telafi edebilir.
Jaeger-LeCoultre'ün cevabı bir karusel değil, bir jiroskoptur. Tıpkı bir roketi ya da uçağı stratosferin çalkantısında yolundan saptırmadan tutan o dönen jiroskoplar gibi, bu saatin kalbinde iç içe geçmiş üç ayrı titanyum kafes bulunur: tourbillon içinde tourbillon, onun içinde de bir tourbillon daha. Bu üç kafes X, Y ve Z eksenlerinde, üstelik birbirinden farklı üç hızda döner: en içteki kafes 20 saniyede, ortadaki (referans kafesi) 60 saniyede, en dıştaki ise 90 saniyede bir tam tur atar. Sonuç: denge çarkı, alabileceği tüm konumların yüzde 98'inden geçer. Yani yer çekimi onu sabit bir açıda asla yakalayamaz. Bu, Jaeger-LeCoultre'ün bugüne dek yaptığı en hassas tourbillondur.
Üç Farklı Tempo, Sonsuz Bir Dans
Bu üç farklı tempo, kadrana bakan gözü büyüleyen bir dans yaratır: küre hiçbir an aynı silueti tekrar etmez, her saniye başka bir yıldız kümesi gibi döner durur. Ama bu güzelliğin altında dev bir mühendislik sınavı yatar. Üç kafesi iç içe geçirmek ve hepsini o kadar hafif tutmak gerekir ki tek bir ana zemberek, bütün bu dönen kütleyi hassasiyetten ödün vermeden çevirebilsin; işte bu yüzden kafesler kuş tüyü kadar hafif titanyumdan yontulur. Enerji, üç ayrı eksende dönen bu labirentin içinden hiç kaybolmadan denge çarkına ulaşmalıdır. Saatte 28.800 titreşimle (4 Hz) atan mekanizmanın yalnızca bu tourbillon modülü, 189 minik parçadan oluşur.
Bir Yer Çekimi Laboratuvarı
Böyle bir mucize ancak iki yüzyıllık bir birikimle mümkündür. Jaeger-LeCoultre, Vallée de Joux'da 190 yılı aşkın süredir; 430'dan fazla patenti, 1400'ü aşkın kalibreyi ve 108 ayrı zanaatı tek çatı altında toplayan 'Grande Maison'dur. O küresel kafes, mikroskop altında, cımbızla ve sonsuz bir sabırla elle monte edilir; her titanyum halkanın kenarı elle bitirilir, mavi iskelet kadranın her açıklığı ışığı içeri alacak şekilde tasarlanır. Bu, bir saatten çok, avuç içine sığdırılmış bir yer çekimi laboratuvarıdır.
Gökyüzüne Çıkışı Avucunuzda Yaşamak
Auguste Piccard, fırtınaların üstüne, uzayın eşiğine dokunmak için stratosfere yükseldi. Jaeger-LeCoultre ise yer çekiminin üstünde durmadan süzülen bir küreyi bileğinize yükseltti. Yalnızca 20 kişi bu stratosferin bir parçasını taşıyacak: hiç durmadan dönen, hepimizi yöneten o tek kuvvete, yani yer çekimine boyun eğmeyi reddeden minik bir jiroskop. Kolunuzu kaldırıp o kürenin dönüşünü izlediğinizde, aslında bir insanın gökyüzüne çıkışını avucunuzun içinde yeniden yaşarsınız.