2 Mayıs 2014, Portland. Moda Center’da Houston Rockets ile Trail Blazers arasındaki serinin altıncı maçı oynanıyordu. Chandler Parsons az önce ribauntta topu çemberin içine koymuş, Houston doksan sekize doksan altı öne geçmişti. Saatte sıfır virgül dokuz saniye vardı.
Sıfır virgül dokuz saniye, bir insanın topu tutup bırakması için ancak yetecek kadar bir süredir. Portland topu yandan oyuna soktu. Damian Lillard çizginin epeyce gerisinde topu aldı ve bıraktı. Top içeri girdiğinde maç doksan dokuza doksan sekiz bitmişti, seri dörde iki kapanmıştı ve Portland iki binden beri ilk kez bir seriyi geçiyordu.
O gece Lillard yirmi beş sayı attı ve üçlükte on denemede altı isabet buldu. Bu iki rakamı aklınızda tutun.
Sayıdan sonra döndü ve bileğine vurdu. Orada bir saat yoktu. Olmayan bir saati gösteriyordu ve bunu yıllardır yapıyordu, tribün de ne demek istediğini biliyordu. Dame Time.
Bu adam Oakland’da büyüdü ve uzun süre kimsenin listesinde değildi. Onu ilk gören, Utah’ın Ogden şehrindeki küçük bir okulun, Weber State’in antrenörü Randy Rahe oldu. Lillard’ı Teksas’ta bir amatör turnuvada, Oakland Rebels formasıyla oynarken izledi ve maçtan sonra burs teklif etti. Sonradan başka okullardan da teklif geldi, ama ilk teklif oydu ve Lillard Ogden’a gitti.
Üçüncü yılının dokuzuncu maçında, 2010 Aralık’ında ayağı kırıldı. Sezon orada bitti. Adı o sırada profesyonel listelerde geçmeye başlamıştı ve her şey tam o noktada durdu. Üniversite birliği sağlık gerekçesiyle o yılı ona geri verdi: kaybettiği sezonu bir kez daha oynayabilecekti. Geri döndü ve küçük bir okulun tarihindeki en iyi sezonlardan birini oynadı. 2012’de altıncı sıradan seçildi, yılın çaylağı seçilirken de oy birliği çıktı.
Rap yaparken kullandığı ad da o yıllardan kalma. Kendine Dame D.O.L.L.A. diyor ve harflerle paranın kastedilmesini istemediği için onları açıyor: Different On Levels the Lord Allows. Yani seviyeler arasındaki farkı koyanın kendisi olmadığını, en baştan kendi adının içine yazmış.
format_quote"Seviyeler arasındaki farkı koyanın kendisi olmadığını, en baştan kendi adının içine yazmış."
Hasan Bekmezci
Portland’da on bir yıl kaldı. 23 Nisan 2019’da Oklahoma City’yi seriden eleyen şutu, Paul George’un üstünden, çizginin on bir metre ötesinden, saat sıfırlanırken bıraktı. Yine döndü, yine bileğine vurdu.
Sonra 2023’te Portland’dan ayrıldı ve Milwaukee’ye gitti. 27 Nisan 2025’te, yine bir eleme maçında, sol ayağındaki aşil tendonu koptu.
Milwaukee o yazın sonunda onu kadro dışı bıraktı. Sözleşmesinden kalan yüz on üç milyon doları beş yıla yaydı ve adını listeden sildi. Lillard on bir yıl giydiği formaya geri döndü; Portland’la üç yıllık, kırk iki milyon dolarlık ve takas edilemez bir anlaşma imzaladı. Sonra bütün sezonu hiç sahaya çıkmadan geçirdi.
Kendi anlattığına göre o dönem kariyerinin en karanlık zamanıydı. Bunu anlamak zor değil. Adı son saniyeden geliyordu ve elinde son saniye diye bir şey kalmamıştı.
format_quote"Bütün adı son saniyeden gelen bir adam, bir buçuk yıl boyunca saatin hiç işlemediği bir yerde yaşadı."
Hasan Bekmezci
21 Ekim 2026, yine Moda Center. Sezonun ilk maçıydı ve Portland, Phoenix Suns karşısında ilk yirmi bir sayıyı üst üste attı; maç yüz yirmi dörde seksen üç bitti. Lillard yirmi beş sayı attı, altı üçlük buldu ve son çeyrekte hiç sahaya çıkmadı.
Başta aklınızda tutmanızı istediğim rakamlar bunlardı. On iki yıl önce, Houston’ı eleyen gecede de yirmi beş sayı ve altı üçlük vardı. Arada kırılan bir ayak, kopan bir tendon ve hiç oynanmamış bir sezon duruyor; satır aynı.
format_quote"On iki yıl arayla aynı satır: yirmi beş sayı, altı üçlük. Arada kırılan bir ayak, kopan bir tendon ve hiç oynanmamış bir sezon duruyor."
Hasan Bekmezci
Tissot 2015’ten beri NBA’in resmî zaman tutucusu ve salonlardaki şut saatinin üstünde markanın adı duruyor. Lillard da uzun süredir markanın tanıtım yüzlerinden biri. Bu yıl ona kendi adına bir saat yaptılar.
Kasa kırk dört milimetre: PRX ailesinin fıçı biçimli, köşeleri pahlanmış 316L çelik kasası. Kadran diye bir şey yok. Yerinde bordo bir halka duruyor, çelik indeksler o halkanın üstüne oturtulmuş ve halkanın ortasından mekanizmanın kendisi görünüyor. Köprüler fırçalanmış çelik, çarklar altın renginde; on ikiyle merkez arasındaki köprünün üstünde Tissot 1853 yazıyor. Altıda tek bir kayıt var: Swiss Made.
Dokuzda küçük saniye oturuyor. Etrafını bordo bir halka çeviriyor ve halkanın üstünde Dame Time ibaresi iki kez yazılı. İçerideki gösterge altın renginde ve bir harf biçiminde: iki dikey çizgiyle kesilmiş bir D. Üretici bu biçimin Amerikan doları işaretini andırdığını söylüyor ve göndermesini saklamıyor. Adam kendi adını yıllar önce bir harfe indirmişti; o harf şimdi bilekte dakikada bir tur atıyor.
Kasanın yan yüzünde, cilalı çelik bandın üstünde Dame Time kazınmış; alt kenarda Stainless Steel yazıyor. Saydam arka kapakta ise Lillard’ın imzası duruyor.
Asıl mesele arka kapağın altında. Bu mekanizma elle kuruluyor.
Yani otomatik değil. İçinde rotor yok, salınan bir ağırlık yok, bileğin hareketinden beslenen hiçbir parça yok. Kol saatlerinin çoğu taşındıkları sürece çalışır; bu, taşındığı için çalışmaz. Kurulduğunda elli iki saat gider, yani iki günden biraz fazla. Unutulursa durur.
Durduğunda da kendi kendine başlamaz. Yeniden işlemesi için birinin onu eline alması, kurma kolunu parmaklarının arasına alması ve çevirmesi gerekir.
format_quote"Kendi kendine kurulmayan bir saat, durduğunda kimseyi suçlamaz. Yeniden işlemesi için birinin onu eline alıp çevirmesi gerekir."
Hasan Bekmezci
Plaka baştan sona boşaltılmış ve antrasit renge boyanmış. Altın çarklar, mavi ve kırmızı taşlar o boşluğun içinde duruyor. Dokuzdaki altın D de kadranın üstüne sonradan konmuş bir süs değil; mekanizmanın kendi parçası olarak orada.
Böyle bir mekanizma, bir buçuk yıl durduktan sonra yeniden işlemeye başlayan bir adamı düşündürür. Üretici böyle bir şey söylemiyor ve bunu söyleyen saat de değil; yalnızca bakanın aklına geliyor. Ama duran bir mekanizmanın yeniden işlemesi için dışarıdan bir el gerektiği doğru. Kopan bir aşil tendonu da kendi kendine bağlanmıyor.
Kutudan tek bir saat çıkmıyor. Bordo kauçuk kayışın yanında aynı renkte bir deri kayış geliyor; kauçukta tokalı, deride iten düğmeli katlanır bir kapama var ve ikisi de aletsiz değiştirilebiliyor. Üçüncü parça daha ilginç: kayış söküldükten sonra kasanın içine yerleştiği küçük bir bordo deri kılıf ve o kılıfın bir zinciri. Yani saat istenirse bilekten iniyor ve cebe giriyor. Bileğine vurarak zamanı sahiplenen bir adam için yapılan saatin, bilekten çıkıp bir süre başka yerde beklemeyi de bilmesi hoş bir ayrıntı.
Rakamlar şöyle. Kasa kırk dört milimetre genişliğinde, on bir virgül iki milimetre kalınlığında ve 316L paslanmaz çelikten; çerçeve de aynı çelik. Cam safir ve yansıma önleyici kaplamalı, arka kapak saydam. İbrelerde Super-LumiNova var, kayış bordo nitril kauçuk, su geçirmezlik on bar, yani yüz metre. Mekanizma elle kuruluyor ve elli iki saat güç rezervi veriyor. Fiyat bin sekiz yüz doksan beş euro.
Bu saate bakarken akla gelen şey şu olabilir.
Dame Time, bir adamın bileğine vurup anın kendisine ait olduğunu söylemesidir. Ama o adamın hikâyesi başka bir şey anlatıyor. Kırılan ayak da, geri verilen yıl da, kopan tendon da onun elinde değildi. İnsan zaman yapmıyor; zaman ona veriliyor ve bazen bir süre verilmiyor.
Yaratan hem süreyi hem de o süreyi sayabilen aklı koymuş. Adamın yıllar önce kendine seçtiği ada bakılırsa o da bunu biliyor: seviyeler arasındaki farkı koyan kendisi değil.
Bileğe düşen iş, verilen süreyi saymak ve sayarken kimin verdiğini unutmamak. Dokuzdaki küçük altın harf bunu dakikada bir kez, sessizce tekrar ediyor.
Saatin kendi sayfası: Tissot, PRX Skeleton Damian Lillard Special Edition