Ekim 1943. Marsilya’nın güneyinde, asfaltın bittiği yerde Callelongue adında küçük bir koy var. O sonbahar sabahlarından birinde koydan açılan teknede üç adam vardı: Jacques-Yves Cousteau, Philippe Tailliez ve Frédéric Dumas. Kendilerine denizin silahşorları diyorlardı.
Yanlarında daha birkaç aydır suya girmiş bir alet vardı: sırta bağlanan tüpten gelen havayı, dalgıcın kendi nefesinin istediği basınçta veren bir regülatör. İnsan ilk kez yüzeye bağlı kalmadan su altında nefes alabiliyordu ve o nefesin kimi ne kadar aşağı götürebileceğini henüz kimse bilmiyordu.
O gün aşağı inen Dumas oldu. Bir ipin ucunda altmış iki metre civarına kadar indi. Yukarı çıktığında anlattığı şey derinlik değildi. Belli bir noktadan sonra düşüncesinin yavaşladığını, aşağı ne yapmaya indiğini unuttuğunu ve bu duruma tuhaf biçimde neşelendiğini söyledi. O gün bu şeyin adı yoktu. Bugün azot narkozu diyoruz.
Yani bu adam karanlığa, karanlığın insana ne yaptığını öğrenmek için indi. Spinnaker’ın Dumas koleksiyonu onun adını taşıyor.
Bu koleksiyonun ikinci zaman dilimi gösteren modeli, geçtiğimiz gün elle çizilmiş bir kadranla yeniden çıktı. Adı Dumas GMT Automatic Inkdial Limited Edition.
Kadranı çizen adamın adı Ben Li. Londra’da yaşıyor ve Londra Sanat Üniversitesi’nde grafik ve medya tasarımı okudu. İlk kol saati çizimini 2020’de, kapanma günlerinde yaptı: oturup bir saati tükenmez kalemle ve markörle kâğıda geçirdi. Sonra durmadı. Bugün Inkdial adıyla sekiz yüzü aşkın saat çizimi var ve bu iş onun tam zamanlı mesleği.
Üreticinin kendi ifadesiyle, çoğu saatte sıra şöyledir: önce tasarlanır, sonra çizilir. Bu modelde sıra ters. Önce çizildi, sonra çelikten yapıldı.
Kadrana yakından bakınca görülen şey bir desen değil, bir çizimin bütün aşamalarıdır. Krem zeminin üzerinde mürekkep, merkezden dışa doğru çapraz taramalarla gidiyor. Taramanın altında ressamın silmediği kurgu çizgileri duruyor: merkezden çıkan ince ışınlar ve yazıların altına çekilmiş cetvel hatları. Spinnaker, GMT, Automatic ve altındaki bin ayak üç yüz metre kaydı matbaa harfiyle değil, o cetvel kutularının içine elle yazılmış gibi duruyor.
İş burada da bitmiyor. Altıdaki pencerenin arkasında dönen tarih diskinin kendisi de taralı; dokuz rakamı, çizilmiş bir zeminin üstünde geliyor. İbreler içi boş ve kenarları çizgiyle kapatılmış. GMT ibresinin sırtında, bir ressamın yön belirtmek için attığı türden kesik kesik bir çizgi var. Üretici altıya kendi Ink-made işaretini de koymuş.
format_quote"Bu kadran yalnızca sonucu göstermiyor. Ressamın silmediği kurgu çizgileriyle, sonuca giden yolu da gösteriyor."
Hasan Bekmezci
Kasa, Dumas ailesinin yetmişlerden devraldığı köşeli biçimi koruyor: sekiz kenarlı, üst yüzeyleri fırçalanmış, pahları cilalı. Yan yüzeye Spinnaker kazınmış. Çerçeve çift yönlü dönüyor ve üstündeki yirmi dört saatlik ölçek de elle çizilmiş; rakamlar aynı taramanın üstünde duruyor. Kurma kolu vidalı, cam düz safir ve yansıma önleyici kaplamalı.
İçeride Japon TMI’nin NH34 kalibresi çalışıyor. Bu kalibrenin belirleyici marifeti dördüncü bir ibreyi bağımsız sürebilmesidir. Kadranın üstünde dönen o ok uçlu ibre, diğerleri gibi on iki saatte değil yirmi dört saatte bir tur atar ve çerçevedeki ölçekle birlikte okunduğunda ikinci bir zaman dilimini verir. Zamanı iki noktada aynı anda yaşatan şey budur.
Arka kapak safir ve altından görünen rotor boş bırakılmamış. Ben Li’nin mavi mürekkebi oraya da gitmiş: rotorun üstünde aynı el yazısı, aynı tarama. Yani çizim, saatin sürekli dönen tek parçasının üstünde de duruyor.
Peki karanlıkta ışıyan şey nedir?
Işıldar madde bir pil değildir, kendi kendini tüketen bir kimyasal yanma da değildir. Bugün saatlerde kullanılan ışıldar maddenin esası, europium katkılanmış stronsiyum alüminattır. Üstüne ışık düştüğünde kristal yapıdaki elektronlar daha yüksek bir enerji seviyesine çıkar. Asıl mesele bundan sonrasıdır: bu elektronların bir kısmı hemen aşağı inmez, kristalin içindeki kusurlarda, tuzak denen yerlerde takılı kalır.
Dış ışık kesildiğinde tuzaklar tek tek boşalmaya başlar. Aşağı inen her elektron, aradaki enerji farkını bir foton olarak bırakır. Bu yüzden ışıma ani bir parlama değil, saatler süren yavaş bir sızıntıdır. Bu madde ailesinde yeşil ton beş yüz yirmi nanometre civarında, maviye çalan ton dört yüz seksen beş civarında salınır.
Tuzakları en iyi dolduran ışık morötesidir, çünkü foton başına taşıdığı enerji en yüksek olan odur. Spinnaker bu yüzden kutuya saatin yanına küçük bir morötesi el feneri koymuş.
format_quote"Işıldar madde kendi ışığını üretmiyor. Aldığını saklıyor ve yavaşça geri veriyor; gecede gördüğümüz şey gündüzün artığıdır."
Hasan Bekmezci
Karanlıkta olan şey şu. Spinnaker ışıldar maddeyi yalnızca ibrelerle indekslere koymamış; kadranın bütün zeminine, çerçevedeki yirmi dört saatlik ölçeğe ve kayışın üst yüzüne de sürmüş. Işık kesildiğinde ibreler, indeksler ve çerçeve yeşil, kadran zemini ile kayış mavi yanıyor.
Burada güzel bir tersine dönme var. Gündüz zemin açık, mürekkep koyudur. Gece zemin ışır, mürekkep koyu kalır. Yani çizim kaybolmuyor; kendi negatifi hâline gelip geceye geçiyor. Kayıştaki taramalar da aynı şekilde, mavi ışığın üstünde koyu çizgiler olarak kalıyor.
format_quote"Gündüz mürekkep koyu, zemin açıktır. Gece zemin ışır, mürekkep koyu kalır. Çizim kaybolmuyor, kendi negatifi olarak geceye geçiyor."
Hasan Bekmezci
Bir dalgıçla bir çizer konuşsa, ikisinin aynı şeyi anlattığı kısa sürede ortaya çıkardı.
Dalgıç şunu söylerdi: aşağıda renk diye bir dünya kalmaz. Kırmızı ilk metrelerde gider, turuncu ve sarı peşinden. Otuz metrede elinizdeki kırmızı bir cisim kahverengidir. Geriye renk değil, yalnızca açıklık ve koyuluk kalır. Bu yüzden aşağıda bir işareti okunur yapan şey rengi değil, zemininden ne kadar ayrıldığıdır.
Çizer de şunu söylerdi: benim elimde zaten tek bir renk var. Tükenmez kalem mavi yazar, o kadar. Metalin parlaklığını, camın kalınlığını, suyun ağırlığını hep o tek rengi kâğıdın üstüne ne sıklıkta koyduğumla yapıyorum. Çizgileri sıklaştırınca gölge oluyor, seyreltince ışık. Yani benim bütün işim kontrast.
İkisi de aynı yere varıyor. Hem dalgıcın gözü hem ressamın kalemi, ışığın az olduğu yerde iş görmeyi öğrenmiş.
format_quote"Dalgıcın gözü de ressamın kalemi de aynı şeyi öğrenmiş: ışığın az olduğu yerde iş gören şey renk değil, kontrasttır."
Hasan Bekmezci
Rakamlar şöyle. Kasa kırk üç milimetre genişliğinde, on dört virgül dokuz milimetre kalınlığında ve 316L çelikten; kulak arası kırk sekiz milimetre. Cam düz safir, yansıma önleyici kaplamalı. Çerçeve çift yönlü dönüyor. Kurma kolu vidalı. Kayış yirmi iki milimetre kauçuk ve üst yüzüne kalem taraması basılmış. Su geçirmezlik otuz bar, yani üç yüz metre. Saat yüz yirmi gram çekiyor ve iki yıl uluslararası garantiyle geliyor.
İçerideki Japon TMI NH34 otomatik GMT kalibresi saatte yirmi bir bin altı yüz salınım yapıyor, yirmi dört taş taşıyor, kırk bir saat güç rezervi veriyor ve saat, dakika, saniye, tarih ile ikinci zaman dilimini gösteriyor.
Seri iki renkten oluşuyor ve her biri dört yüz elli adet, yani toplam dokuz yüz saat. Fiyat dört yüz elli üç euro doksan beş sent. Üretici bunların arasına altı zarf saklamış: Ben Li’nin Inkdial’ın altıncı yılı için elle hazırlayıp imzaladığı ve numaraladığı altı kart, rastgele seçilmiş altı kutunun içine konmuş. Hangi kutuda olduğu, kutu açılana kadar bilinmiyor.
İkinci renk Ink White. Orada mürekkep maviden grafite dönüyor, kadran ve çerçeve aynı taramayı grinin tonlarında taşıyor, GMT ibresi ise altın sarısı oluyor. Aynı çizim, başka bir kalemle.
Bu saate bakarken akla gelen şey şu olabilir.
Frédéric Dumas aşağı indiğinde, ışığın bittiği yerde insanın neyini kaybettiğini öğrendi: önce rengini, sonra zaman duygusunu, sonunda kendi dikkatini. İnsan karanlıkta eksilen bir varlıktır ve bunu ancak karanlığa girince anlar.
Ama aynı insan, eksildiği yere yanında bir şey götürmeyi de biliyor. Gündüz aldığı ışığı akşama saklayan bir maddeyi kadranın üstüne sürüyor ve geceye o ışıkla giriyor. Yaratan hem ışığı hem de ışığı tutabilen maddeyi koymuş; arada kalan insanın işi ise ikisini bir araya getirmek ve haddini hatırlamak.
Spinnaker x Inkdial Dumas GMT Automatic, bir yanda sekiz kenarlı çelik kasası ve safir camıyla sağlamlığı, diğer yanda Ben Li’nin el çizimi mürekkep sanatıyla zarafeti birleştiren özel bir tasarımdır. Gündüz ışığında mürekkebin ve çizginin organik hakikatini sunarken, gece çöktüğünde fosforışıma kimyasının yeşil ve mavi ışığıyla karanlığı aydınlatır.
Gündüzün mürekkebini gecenin ışığıyla buluşturan bu model, zamanı hem mekanik hem de sanatsal bir tuval üzerinde yaşamak isteyenler için bilekte taşınan özgün bir ifadedir.
Saatin kendi sayfası: Spinnaker, Dumas GMT Automatic Inkdial Limited Edition