Evrenin dokusunda hiçbir birim ve hiçbir ölçü rastgele bir tesadüfün eseri değildir; gerçek mizan, en dipteki o boyutsuz, saf ve sarsılmaz oranla örülmüştür.
Zaman, sonsuzluğun çarklar üzerindeki sessiz yansımasıdır; bağımsız saatçilik ise o ilâhî dengeyi çeliğin katmanlarında somutlaştıran saf felsefedir.
“Zaten herhangi iki sayının birbirine oranı her yerde aynı değeri vermez mi?” sorusu zihni kurcalayan en haklı sorudur. Ancak burada karşılaştırdığımız şey soyut kâğıt üstündeki rakamlar değil; tamamen zıt iki fiziksel gerçekliğin kütle tartısıdır.
Neden bu oran 1836 olmak zorundadır? Eğer bu oran olmasaydı atomlar niye yıkılırdı? Bu parçacıkların var edilişindeki ilâhî nizam ve ölçü nedir? Hepsini adım adım masaya yatıralım.
Evrendeki bu iki temel aktör, birbirine benzemez; aralarında devasa bir karakter ve ağırlık uçurumu vardır. Proton, atomun çekirdeğinde yer alan, devasa ve sarsılmaz kütle merkezidir; sıkı, ağır ve kararlıdır, atomun ağırlığının neredeyse tamamını sırtında taşır. Elektron ise protona kıyasla tüyden hafif, dalga boyu olan, çekirdeğin etrafında ışık hızının yaklaşık yüzde biri kadar bir hızla salınan hayaletimsi bir kuantum taneciğidir. Kütleleri arasındaki oran, ölçülebildiği kadarıyla 1836,152 çıkar ve hiçbir birim taşımaz.
Eğer bu kütle oranı (1836) değil de örneğin 10 veya 100 olsaydı (yani elektron protona göre çok daha ağır olsaydı); elektronun çekirdek çevresinde tuttuğu bulut aynı oranda büzülür, atom bugünkü ölçüsünün çok altına inerdi. Elektronu çekirdeğe düşmekten alıkoyan şey kütlesi değil, belirsizlik ilkesidir; ama o hafiflik, atoma bugünkü genişliğini verir ve asıl kritik olanı, çekirdeğin elektronun yanında neredeyse hiç kıpırdamadan durmasını sağlar. Oran bire yaklaştığında çekirdek de elektron gibi bulanıklaşır ve molekülün sabit bir şekli kalmaz. Kararlı bir “yörünge” diye bir şey var olamazdı. Elektronun hafifliği, onun çekirdeğe düşmeden etrafında güvenli bir mesafede dönmesini sağlar.
Atomların birbirine yaklaşarak elektron ortaklaşmasıyla su, protein, DNA gibi moleküller kurabilmesi için elektronların dış yörüngelerde belli kurallarla bulut oluşturması gerekir. Kütle oranı 1836’da kilitlenmediği takdirde, atomlar birbirini iter ya da yutardı. Kimyasal bağların yapıştırıcısı olan elektron alışverişi imkânsız hale gelirdi.
Moleküllerin olmadığı bir evrende ne sıvı su olur, ne karbon temelli organik yapılar ne de hücreler doğabilirdi. Evren sadece başıboş, birbirine çarpan serbest protonlar ve elektronlardan oluşan sıcak, karanlık ve kör bir gaz çorbası olarak kalırdı.
format_quote"Evren sadece başıboş, birbirine çarpan serbest protonlar ve elektronlardan oluşan sıcak, karanlık ve kör bir gaz çorbası olarak kalırdı."
Hasan Bekmezci
Kâinattaki bu kusursuz denge, her şeyin bir ölçü ve mizan üzerine yaratıldığını gösterir. Protona o ağır kütlenin verilmesi maddeye temel bir mesken kurdurmuş, elektrona o tüy gibi hafifliğin verilmesi ise o meskenin etrafında hayatın kimyasını ve hareketini başlatmıştır. Elektron-proton oranı, kâinatın zerreler ölçeğindeki en hassas mizan terazisidir. Bu oran, kâinatın başıboş bir tesadüf olmadığını, her bir parçacığın kusursuz bir hesap ve nizam ile yerine konulduğunu haykırır.
format_quote"Elektron-proton oranı, kâinatın zerreler ölçeğindeki en hassas mizan terazisidir."
Hasan Bekmezci
Bu hassas dengeyi zihnimizde somutlaştırmak için dört analoji kullanalım.
Devasa bir Jüpiter’in etrafında dönen minicik bir uydu düşünün. Eğer uydu Jüpiter’e göre çok ağır olsaydı gezegene çarpardı; çok hafif olsaydı uzaya savrulurdu. Elektron-proton oranı, atom içi sistemin yörüngeden çıkmasını engelleyen kozmik çekim yasasıdır.
Çok hassas kefeli bir terazi düşünün. Kefelerden birine en ufak bir fazlalık koysanız denge altüst olur. Evrenin kefeleri olan elektron ve proton da bu hassas terazide kusursuz bir dengeyle durmaktadır.
Bir keman telinin gerginliği ile kalınlığı arasındaki kusursuz oran gibidir. Bu oran bozulursa çalgıdan ses değil, kulak tırmalayan bir gürültü çıkar. Bu oran, evrenin çıkardığı o kusursuz varoluş melodisinin akort ayarıdır.
Devasa bir kemer köprünün tam tepesindeki o kilit taşı gibidir. Taşın boyutu milimetrik olarak bile farklı olsa köprünün tamamı çöker.
format_quote"Bu oran, evrenin çıkardığı o kusursuz varoluş melodisinin akort ayarıdır."
Hasan Bekmezci
Evrenin bu en temel kütle oranını ve kusursuz matematiksel nizamını bileğe taşıyan, bağımsız saatçiliğin dâhisi Andreas Strehler’in başyapıtı Time Shadow’dur. Elde finisaj gören paslanmaz çelik gövde, grafit gri kadran, sekiz formundaki dişliler ve çift zemberekle yetmiş sekiz saat yürüyen el kurmalı kalibre; hepsi tek bir yerde toplanır.
Andreas Strehler’in 41 mm x 47,2 mm ebatlarındaki paslanmaz çelik kasası, fizik sabitlerinin evrendeki kusursuz yapısını andırır. Kasanın her bir köşesi ve kıvrımı el işçiliğiyle parlatılmıştır; hiçbir detayda rastgeleliğe yer verilmemiştir. Bu, Strehler’in bir kasada ilk kez çeliğe başvurduğu saattir; on milimetre yüksekliğindeki gövde, kadranın teknik havasına bilerek eşlik eder.
Saatin grafit gri tonlarındaki kadranında, saat ve dakika göstergelerini birbirine bağlayan devasa dişli sistemi yan yatmış bir sekiz (8) formunu, yani sonsuzluk işaretini oluşturur. Bu benzetme okuyanın değil, doğrudan üreticinin kendi ifadesidir: dakika çarkı saat diskini doğrudan döndürür ve iki çark birlikte yatık bir sekiz çizer. Boyutsuz bir sabitin evrendeki sonsuz akışını anımsatan bu tasarım, kadranın solundaki turuncu detaylarla tamamlanır. İçinden bulunulan saat, diskte açılmış bir rakam boşluğunun turuncu ışıldaklı bir benek üzerinden geçmesiyle okunur; dakika ibresinin içine de iki ışıldak parçası gömülmüştür. Kadranın kendisi gümüş üzerine gri kaplamadır ve mat bırakılmıştır, mekanizmanın ince taneli grainage dokusuna cevap versin diye.
Sadece 8 adet üretilen bu özel modelin kalbinde, el kurmalı özel mekanizma atar. Çift zemberek sayesinde sunulan 78 saatlik güç rezervi, tıpkı elektronun proton etrafındaki sarsılmaz periyodu gibi zamanı kararlılıkla ilerletir. Fıçı biçimli kalibre 32 x 30 milimetre ölçüsünde ve 5,9 milimetre kalınlığındadır, saniyede üç salınım yapar, yirmi taş ve yüz otuz iki parça taşır. Ana plaka, sonradan rötuşa izin vermeyen o ince taneli grainage ile bitirilmiştir; sekiz köşeli, sekiz biçimindeki köprünün kenarları elde pahlanmış ve elde parlatılmıştır. Üretimi biten seri, vergi hariç elli dokuz bin İsviçre frangı etiketiyle tamamen tükenmiştir.
Biri kâinatın en temel ve boyutsuz kütle oranı olan elektron-proton kütle oranı, yani elektronun protonun bin sekiz yüz otuz altıda biri kadar ağır olması, diğeri ise o ilâhî nizamı çelik ve dişlilerle somutlaştıran bağımsız saatçilik dehası Andreas Strehler Time Shadow’dur.
Biri kâinatın boyutsuz özü, diğeri ise o sonsuzluğu zanaatle buluşturan mekanik bir felsefe başyapıtıdır.
Saat, üreticisinin kendi anlatımıyla: Andreas Strehler, Time Shadow