Hollanda denince akla sadece polderler, yel değirmenleri ve kanallar gelmez; orası rengin, ışığın ve gölgenin fırça ucunda, zanaatın ise çarkların arasında mutlak bir estetiğe dönüştüğü topraklardır. Bir yanda Hollanda Altın Çağı’nın dâhisi, ışığı ve karanlığı tuvalde bizzat yoğuran Rembrandt van Rijn; diğer yanda ise ülkenin doğusundaki Oldenzaal kasabasından çıkıp gelen, klasik saatçiliğin ezberlerini bozan “Horological Brothers” Grönefeld kardeşler vardır. Grøne Oldenzaal, Bart ve Tim Grönefeld’in kendi adlarını taşıyan atölyenin yanına kurdukları, çok daha erişilebilir ikinci markadır.
Şimdi, bu iki farklı deha dünyasını bir araya getirmeden önce; sanat tarihinin en büyük ustalarından Rembrandt’ın en meşhur beş başyapıtını, kendi aralarındaki o sessiz ve derin diyalogla dinleyelim. Ardından, bu tablolardaki ışık, renk ve fırça darbesi felsefesinin, kadranındaki canlı turuncu tonuyla büyüleyen Grøne Oldenzaal Horologium saatiyle nasıl kusursuz bir paralellik kurduğunu gözler önüne serelim.
Karanlık bir atölyede veya sergi salonunda gece yarısı olduğumuzu hayal edelim. Rembrandt’ın en ünlü beş başyapıtı, tuvalin sınırlarını aşarak kendi aralarında fısıldaşmaya başlar.
“Ben hareketin, kalabalığın ve dramatik anın sesiyim!” der Gece Devriyesi. “Gündüzün monotonluğunu reddettim; milisleri karanlığın içinden fırlayan bir ışık hüzmesiyle, tüfeklerin patırtısıyla ve omuz omuza duran insan iradesiyle ölümsüzleştirdim. Ben kolektif ruhun ta kendisiyim.”
“Sen kalabalıkların gürültüsüsün, bense bilginin ve insan bedenindeki sırrın keskin sessizliği,” diye fısıldar Dr. Tulp’un Anatomi Dersi. “İnsanlar etrafımda toplanmış, bilimin o soğuk ama aydınlatıcı neşterine bakıyorum. Ben, doğanın ve bedenin mekanik mimarisini gözler önüne seren o ilk entelektüel merakım.”
“Ve ben, korkunun ve inancın çatıştığı o yabanıl dalgayım!” diye kükrer Celile Denizindeki Fırtına. “Doğanın o ezici gücü karşısında aciz kalan insan teknelerini, o koyu mavilerin ve dalgaların arasındaki çaresizliği resmettim. Ama o karanlıkta bile sarsılmaz bir inancın ışığını sakladım.” Rembrandt’ın bilinen tek deniz manzarası olan bu tablo 1990’da Boston’daki Isabella Stewart Gardner Müzesi’nden çalındı ve hâlâ kayıptır; bugün onun yerinde boş bir çerçeve asılı durur.
“Fırtınalar ve kalabalıklar bittiğinde geriye kalan tek şey merhamet ve affediştir,” der yaşlı Rembrandt’ın bu olgunluk eseri, Savurgan Oğlun Dönüşü. “Yırtık pırtık elbiseler içinde babasının şefkatli ellerine sığınan evladın üzerindeki o sıcak toprak ve oker tonları, en karanlık günahı bile affeden ilahi ışığın ta kendisidir.”
“Ve ben, doğanın o melankolik ve uçsuz bucaksız coğrafyasıyım,” diye tamamlar sözü ustanın fırtınalı manzaraları. “İnsanın bu dünyadaki geçiciliğini ve toprağın o ham rengini kucaklayan sessizliğim.”
Rembrandt’ın tablolarında uyguladığı chiaroscuro (ışık ve gölgenin keskin kontrastı) tekniği ile Grönefeld kardeşlerin saatçiliğe getirdiği felsefe birebir örtüşür. Rembrandt nasıl ki zifiri karanlığın içinden insan yüzlerini altın rengi ve turuncumsu oker tonlarıyla çekip çıkarıyorsa, Grøne Oldenzaal da klasik saatçiliğin gri monotonluğundan bu saati göz alıcı bir turuncu kadranla çekip çıkarmıştır.
Bir yanda Rembrandt’ın chiaroscuro ışığı ve sıcak oker tonları, yani karanlıktan parlayan insanî deha; diğer yanda Grøne Oldenzaal’ın kadranı ve canlı turuncu rengi, yani Hollanda’nın tarihî “Oranje” ruhu ve cesur estetiği; ve ikisinin arasında, mavileştirilmiş ibrelerle el işçiliğinin mekanik zirvesi.
format_quote"Rembrandt nasıl ki zifiri karanlığın içinden insan yüzlerini çekip çıkarıyorsa, Grøne Oldenzaal da klasik saatçiliğin gri monotonluğundan bu saati göz alıcı bir turuncu kadranla çekip çıkarmıştır."
Hasan Bekmezci
Hollanda’nın ulusal rengi olan turuncu, ülkenin bağımsızlık mücadelesini başlatan Oranje Hanedanı’ndan gelir; hanedan da adını, Sessiz Willem’e miras kalan Güney Fransa’daki Orange Prensliği’nden alır. Rembrandt’ın tablolarındaki o sıcak ışık damarlarıyla, bu saatin kadranını kaplayan o canlı turuncu ton aynı toprağın çocuğudur: Boyun eğmeyen, coşkulu, yenilikçi ve geleneksel kalıplara sığmayan bir ulusal karakterin renkli tezahürüdür.
Dr. Tulp’un tablosundaki o keskin gözlem ve anatomi merakı, Grönefeld kardeşlerin Horologium modelinde ilk kez üç ibreli bir saatte şeffaf safir cam arka kapak aracılığıyla sergilediği el işçiliği detaylı La Joux-Perret manuel kurmalı mekanizma mimarisiyle eşleşir. Hiçbir şey saklanmaz; Côtes de Genève desenleri, güneş ışını taraması, kumlanmış yüzeyler, ısı ile mavileştirilmiş vidalar, ayna parlatma ve kenar pahları, tablodaki kas ve damar yapısı gibi ortadadır. Mekanizmayı saran contanın turuncu olması da üreticinin kendi şakasıdır.
Rembrandt karanlıkla ışığı çarpıştırarak tuvalde derinlik yaratır. Grøne Oldenzaal ise devasa turuncu kadran zeminine yerleştirdiği o zarif bebek mavisi dakika çemberi ve yine bebek mavisi küçük saniye tablasıyla, üzerlerinde koyu mavi ibrelerle tam bir optik kontrast şöleni sunar. Bu, kuzey denizinin soğuk mavisiyle, Hollanda’nın sıcak toprak coğrafyasının görsel bir dansıdır.
format_quote"Bu, kuzey denizinin soğuk mavisiyle, Hollanda’nın sıcak toprak coğrafyasının görsel bir dansıdır."
Hasan Bekmezci
Bu saati, yukarıda konuşulan beş büyük Rembrandt başyapıtıyla tek tek eşleştirerek ve teknik altyapısını inceleyerek mühürleyelim.
Nasıl ki Gece Devriyesi kalabalık bir milis grubunu tek bir dinamik sahnede birleştiriyorsa; bu saatin kadranındaki tüm enstrümanlar, indeksler ve küçük saniye tablasının kademeli detayları da o kolektif ve iddialı duruşu tek bir bakışta gözler önüne serer.
Tablodaki bilimsel ciddiyet ve dürüstlük, Horologium modelinin 39 mm çapında, 10 mm kalınlığında paslanmaz çelik kasasıyla birebir örtüşür. Kasa tasarımında, dikey saten fırçalanmış orta kasa bandı (profilin daha ince görünmesini sağlar) ile parlatılmış bezel ve arka kapak kusursuz bir kontrast oluşturur. Aşağı doğru kıvrılan ergonomik kulaklar, her bilek yapısına kusursuz oturacak şekilde yeniden tasarlanmıştır; bu, Grøne kasasının üçüncü kuşağıdır.
Fırtınanın ortasındaki o turuncu ve koyu tonların dramatik gerilimi, saatin o cesur turuncu kadranının radikal ve ezber bozucu duruşunda hayat bulur. Standart saatçiliğin fırtınasına karşı tutulan asil bir direniştir.
Savurgan Oğlun Dönüşü’nün yaydığı o sıcak, kucaklayıcı ve baba şefkatini simgeleyen oker ve turuncu ışık paleti, doğrudan bu saatin kadran renginin ruhsal kökenidir; insana evinde hissettiren samimi bir sıcaklıktır.
Hollanda’nın o düz ama gökyüzüyle bütünleşen coğrafi sadeliği, saatin arkasındaki saf mühendislikte somutlaşır. 50 metre su geçirmezliğe sahip bu manuel kurmalı mekanizma, günlük kullanımda saatle kurulan bağı güçlendirir. Ayrıca “Something Quirky” versiyonunda safir camın iç kısmına basılmış subtil bir Hollandaca atasözü yer alır: “Zoals het klokje thuis tikt, tikt het nergens”, yani ev gibisi yok. Kardeşlerin diğer versiyonu olan “Something Classic” ise camı tamamen boş bırakır. Her iki versiyon da 188 adetle sınırlıdır ve vergi hariç 2.390 avrodur.
format_quote"Standart saatçiliğin fırtınasına karşı tutulan asil bir direniştir."
Hasan Bekmezci
Biri fırçasıyla ışığı karanlıktan süzüp çıkaran Hollandalı dâhi Rembrandt, diğeri ise o coğrafyanın turuncu ruhunu, 39 mm çelik kasasını ve La Joux-Perret mekanik dehasını çarklara kazıyan Grøne Oldenzaal Horologium başyapıtıdır. Biri tuvalin, diğeri ise bileğin ölümsüz sanatıdır.
Saat, üreticisinin kendi anlatımıyla: GRØNE Oldenzaal, Horologium