Buzun Rengini Arayan Kadın
Kutup fotoğrafçısı Ingrid, hayatının on beş yılını buzun rengini kovalayarak geçirmişti. Antarktika'da, bir buzdağının suya değdiği yerde ortaya çıkan o tuhaf maviyi anlatmaya çalışırdı hep: ne gökyüzünün mavisi, ne denizinki. Kendi içinden gelen, derinden yükselen, kadifemsi bir mavi. Cenevre'deki sergisinin açılışında, tam da bu mavinin büyütülmüş bir fotoğrafının önünde dururken yanına biri yaklaştı.
Gelen, bağımsız bir manüfaktürde çalışan saatçi Marc'tı. "Bu rengi tanıyorum," dedi usulca. Ingrid gülümsedi: "Antarktika'ya gittiniz mi?" Marc başını iki yana salladı ve gömleğinin kolunu hafifçe sıyırdı. Bileğinde, titanyum kasalı bir saat vardı; kadranı, tam da duvardaki o fotoğraftaki gibi, derin ve kadifemsi bir maviydi.
"Bir Czapek," dedi Marc. "Antarctique koleksiyonundan; bu yılın yeni rengiyle, Cosmic Blue. Ve markanın adı gibi, bu koleksiyonun adı da tesadüf değil."
Bir İsmin İki Hikâyesi
"Czapek kim?" diye sordu Ingrid. Marc'ın gözleri parladı; anlatmayı sevdiği bir hikâyeydi bu. "François Czapek, on dokuzuncu yüzyılda Cenevre'de yaşamış Bohemyalı bir saatçi. Ve tarihte bir ortağı vardı: Antoine Norbert de Patek. Evet, o Patek. İkisi 1839'da birlikte kurdular; sonra yolları ayrıldı, Patek'in adı bir efsaneye dönüştü, Czapek ise neredeyse unutuldu. Marka yaklaşık on yıl önce, bir grup meraklı tarafından yeniden hayata döndürüldü."
"Peki 'Antarctique' neden?" Marc devam etti: "Çünkü Czapek'in kurucusu, Antarktika'yı ilk gören keşif gemilerinden birinin kaptanına da saat yapmıştı. Bu koleksiyon o hikâyeye, o buz denizine bir selam. Ve bu yılın rengi Cosmic Blue, tam da senin fotoğrafındaki gibi kadife bir yüzeye sahip; ışık ona vurduğunda derinlik değişiyor, buzun içindeki gibi."
format_quote"Patek bir efsaneye dönüştü; Czapek ise unutuldu ve yüz yetmiş yıl sonra geri döndü."
Marc
Boşlukla Çizilmiş Bir Kadran
Ingrid saate yaklaştı ve şaşırdı: kadranda saat işaretleri yoktu. Onların yerinde, iç içe geçmiş dairelerin arasında on iki küçük boşluk vardı. "İşaretler nerede?" diye sordu. Marc gülümsedi: "İşte bu modelin adı da buradan geliyor: Dark Sector. Kadran, eski sektör kadranların o iç içe halkalarını yeniden yorumluyor; ama saat işaretlerini eklemek yerine, onları çıkarıyor. On iki noktada yüzeyde birer boşluk açılmış. Yani saati sana varlık değil, yokluk gösteriyor."
"Bir fotoğrafçı olarak bunu iyi bilirsin," diye ekledi. "Bazen bir kareyi güçlü kılan, içine koyduğun şey değil, dışarıda bıraktığın şeydir." Ingrid uzun uzun kadrana baktı; ışık açısı değiştikçe kadife mavi koyulaşıp açılıyor, boşluklar gölgeyle doluyordu.
"Kasası ve kordonu da tamamen 5. sınıf titanyum," dedi Marc. "Titanyum çelikten çok daha hafif ama en az onun kadar güçlü. Bu saat bileğinde neredeyse hiç yokmuş gibi duruyor; kutup ekipmanı gibi, ağırlığını hissettirmeden orada. İki boyu var: 40,5 ve 38,5 milimetre. İçinde ise Czapek'in kendi geliştirdiği SXH5 kalibresi atıyor ve bir kez kurulduğunda yaklaşık altmış saat gidiyor."
format_quote"Bazen bir kareyi güçlü kılan, içine koyduğun şey değil, dışarıda bıraktığın şeydir."
Marc
Gizli Olanı Göstermek
Marc telefonundan başka bir modelin fotoğrafını açtı; bu kez kadranın ortası açılmış, içeride minik çarklar ve titreşen bir parça görünüyordu. "Buna Révélation diyorlar," dedi. "Bir koleksiyoncunun isteğinden doğmuş: 'mekanizmayı ters çevirin, hep gizli kalanı bize gösterin.' Czapek de tam bunu yaptı; SXH5'i baştan aşağı yeniden mühendislik ederek SXH7'yi çıkardı ve normalde arka kapağın altında saklanan kaçış sistemini kadranın önüne taşıdı."
"Kaçış sistemi ne demek?" diye sordu Ingrid. "Bir saatin kalp kapakçığı gibi düşün," dedi Marc. "Zembereğin enerjisini küçük, eşit vuruşlara bölen ve saatin 'tik'lerini üreten parça o. Genelde onu asla göremezsin. Burada ise saati kurmak için tacı çektiğinde, durdurma mekanizmasının o parçayı nasıl kavradığını gözünle görüyorsun. Bir kalbin durup yeniden başlamasını izlemek gibi."
"Ve bir de tourbillon versiyonu var," diye ekledi, ekranı kaydırarak. "Orada kadran elle guilloche edilmiş; yani bir usta, elle çevrilen eski bir torna tezgâhında yüzeye ince ince desen kazımış. Onun içinde de yerçekimine karşı dönen o küçük kafes var. Yılda yalnızca yirmi beş adet yapılıyor."
format_quote"Bir kalbin durup yeniden başlamasını izlemek gibi."
Marc
Aynı Maviyi Görmek
Ingrid saati bileğine takmasına izin verilince, kolunu sergi salonunun spot ışığına doğru çevirdi. Kadran, tıpkı buzun içi gibi, açıdan açıya karardı ve aydınlandı. On iki boşluk, ışığı yutan küçük çatlaklar gibi duruyordu.
"Ben bu rengi bulmak için dünyanın en ucuna gittim," dedi gülerek. "Siz onu Cenevre'de bir atölyede yapmışsınız." Marc başını salladı: "Aslında ikimiz de aynı şeyi yapıyoruz. Sen ışığın buzda yaptığını yakalıyorsun; biz de onu metalin üzerinde tekrar etmeye çalışıyoruz. İkisi de sabır işi."
Sergi kapanırken, duvardaki fotoğraf ile bir bilekteki kadran, aynı akşam ışığında aynı maviyi paylaşıyordu: soğuk, derin ve sessiz.