Lana ve Lilly Wachowski’nin sinema ve felsefe tarihini sarsan Matrix üçlemesinde, kısmî irade, ilahi ilim ve kader anlayışını en yalın ve sarsıcı biçimde ele alan iki temel sahne öne çıkar.
Birincisi şeker sahnesidir ve ikinci filmdedir. Kahin, Neo’ya bir şeker uzatır ve daha o uzanmadan, alacağını zaten bildiğini söyler. Neo duraksar ve o kadim soruyu sorar: madem ne seçeceğimi biliyorsun, benim bir seçim hakkım var mı? Kahin, düşünce tarihinin en derin cevaplarından birini verir. Neo buraya seçim yapmaya gelmemiştir; seçimi çoktan yapmıştır. Buraya, o seçimi neden yaptığını anlamaya gelmiştir.
İkincisi ilk filmdeki kırmızı ve mavi hap sahnesidir. Morpheus avucundaki iki hapı uzatırken Neo’ya kadere inanıp inanmadığını sorar. Neo hiç tereddüt etmeden hayır der. Gerekçesi şudur: hayatını kontrol edemediği fikrinden hoşlanmaz. Morpheus mavi hapı alırsa hikâyenin biteceğini, yatağında uyanıp inanmak istediği neyse ona inanacağını; kırmızı hapı alırsa tavşan deliğinin ne kadar derin olduğunu göreceğini söyler. Sunduğu tek şey hakikattir, fazlası değil.
Bu iki sahne, özgür iradenin bir yanılsama mı yoksa kontrol arzusunun kendisi mi olduğu sorusunu ilim ve tercih ekseninde masaya yatırır.
Buradaki mesele, bir kuralı çiğneyen sürücüninkinden de, birbirinden habersiz küçük aksaklıkların kesişmesinden de başkadır. Burada kimse kimseyi itmiyor. Soru sadece şudur: bir şeyin önceden biliniyor olması, onu olmaya zorlar mı?
format_quote"Özgür irade bir yanılsama mıdır, yoksa kontrol arzusunun kendisi midir?"
Hasan Bekmezci
Doğunun ve Batının büyük düşünce salonunda kelâm ekolleri, felsefenin devleri, kuantum fizikçileri ve nörobilimciler toplanmış, bu iki sahneyi adım adım tahlil ediyorlar.
Mecliste ilk sözü Cebriyye ekolü alır. Kahin alacağını biliyordum derken hakikati tescil etmiştir, der. Neo kırmızı hapı almaya ve şekere uzanmaya mecburdu. Neo hayatımı kontrol edemediğim fikrini sevmiyorum diyor ama yanılıyor; kontrol onda değildir. İnsanlar simülasyondaki birer program gibidir, kendi istekleriyle hareket ettiklerini sanırlar.
Baruch Spinoza ona katılır. Evren katı bir nedensellik zinciridir. Neo’nun elini kırmızı hapa uzatması ezelî doğa yasalarının bir sonucuydu. İnsanın özgür irade ve kontrol bende dediği şey, kendi eyleminin nedenlerini bilmemesinden doğan tatlı bir hayaldir.
Bu pasifliğe Mu’tezile ekolü hiddetle itiraz eder. Hayırsız bir iddia, der. Morpheus iki hapı uzattığında ortada zorlama var mıydı? Hayır. Neo kendi iradesiyle kırmızı hapı seçti ve hakikatin kapısını araladı. Kahin’in bilmesi Neo’yu o hapı almaya zorlamaz. Bir öğretmenin, öğrencisinin sınavdan kalacağını bilmesi öğrenciyi kalmaya zorlamaz. Bilgi zorlayıcı değil, kuşatıcıdır.
Jean-Paul Sartre onu destekler. Varoluş özden önce gelir, der. Neo mavi hapı seçip yatağında uyanabilirdi. Kırmızı hapı seçerek kendi kaderini ve özünü baştan yazdı. İnsan özgürlüğe mahkûmdur; hiçbir simülasyon veya yazgı onun bu sorumluluğunu elinden alamaz.
Masanın bilim kanadından nörobiyolog Benjamin Libet söze girer. Morpheus hapları uzattığında Neo’nun beynini ölçseydik, der, kırmızı hapı alıyorum bilincine varmasından yaklaşık beş yüz elli milisaniye önce motor kortekste hazır olma potansiyelinin oluştuğunu görürdük; oysa insan bu isteği ancak hareketten iki yüz milisaniye kadar önce fark eder. Arada aşağı yukarı üç yüz elli milisaniyelik bir boşluk vardır.
Ama bilinç son yüz ila iki yüz milisaniyede mavi hapa kayabilir ya da eli büsbütün durdurabilirdi, diye ekler Libet. Biz buna serbest engel olma, yani veto hakkı diyoruz. Neo kontrol bende derken haklıydı; veto gücü insandadır.
Ardından Werner Heisenberg söz alır. Morpheus’un avucundaki iki hap, atom altı dünyadaki belirsizliğin bir benzeridir, der. Neo elini uzatana kadar iki gelecek de ihtimaller kümesinin içindeydi; sistem tek bir geleceğe kilitli değildi.
Ama buradan insana hemen bir özgürlük çıkarmayın, diye ekler Heisenberg. Belirsizlik ilkesi kilidi açar, kapıyı değil. Rastgele düşen bir zar da özgür değildir. Benim söylediğim yalnızca şudur: gelecek fizikçe kapalı bir defter değildir. Özgürlüğün kendisi ise fiziğin değil, ahlakın ve kelâmın konusudur.
Son olarak söz alan ekoller, bilgi ile kader arasındaki ilişkiyi nihai temele oturtur.
Eş’ariyye ekolü kelâmın en temel kuralını hatırlatır: ilim maluma tabidir, malum ilme tabi değildir. Yani Kahin bildiği için Neo kırmızı hapı almış değildir; Neo kendi iradesiyle kırmızı hapı seçeceği için Kahin önceden öyle bilmektedir. Bilgi zorlamaz, tescil eder.
Immanuel Kant onu doğrular. Saf aklın boyutunda, yani zamanın dışından bakıldığında gelecek bilinebilir, der. Ancak pratik aklın, yani ahlakın boyutunda Neo özgür bir failidir. Mavi veya kırmızı hapı seçmek bir ödev kararıdır ve ödev, yapılabilirliği şart koşar.
Mâtürîdiyye ekolü düğümü çözer. Dostlarım, der, bu iki sahne kaderin en derin hikmetini özetler. Kahin’in seçimi zaten yaptın, buraya neden yaptığını anlamaya geldin sözü ile Neo’nun kontrolün bende olmadığı fikrini sevmiyorum beyanı birbirinin karşıtı değildir. İnsan eylemini kısmî iradesiyle seçer; hayat ise o seçimin arkasındaki hikmeti ve sorumluluğu kavrama imtihanıdır.
Gelin hakikati bir simülasyon ekranı ile bir yazılımcı üzerinden mühürleyelim, diye devam eder. Devasa bir simülasyonu kodlayan birini düşünün. O kişi, içerideki karakterin önüne iki seçenek koymuş ve karakterin hangi durumda neyi seçeceğini, kodun zamansız boyutundan bakarak bilmiştir. Ancak karakter o seçeneğe kendi kararıyla uzanır. Yazılımcının önceden bilmesi, karakterin elini zorla oraya götürmez. Bilgi zorlayıcı bir güç değil, kuşatıcı bir ihatadır. Karakter o seçimi yapmaktan ve neticelerinden sonuna kadar sorumludur.
format_quote"Ezelî ilim insanın seçimlerini kuşatmıştır ama onu bir robot yapmamıştır."
Hasan Bekmezci
Her iki ekol de bu sahneler karşısında ilim maluma tabidir noktasında birleşse de, arkasındaki felsefe bakımından ayrılırlar.
Eş’arî ekolüne göre insanın gücü ve iradesi, eylemin tam gerçekleştiği anda yaratılır; Neo elini uzattığı salisede o tercih gücü yaratılmıştır. Mâtürîdiyye ekolüne göre ise insanda eylemden önce de var olan müstakil bir seçme potansiyeli vardır; Neo elini uzatmadan önce de mavi hapı seçebilecek durumdaydı ve eylem, onun bu hazır tercihine göre yaratılmıştır.
Meçhulün sebebi de ayrışır. Eş’arî ekolü için kaynağı ilahi kudret ve ezelî ilimdir; Mâtürîdiyye için ise insanda gerçekten var olan ve başka türlü de kullanılabilecek olan potansiyeldir. Aklın rolünde de ayrılırlar: Eş’arî ekolüne göre akıl, vahiy olmadan iyiyi ve kötüyü kesin olarak ilan edemez; Mâtürîdiyye ekolüne göre ise akıl bunu kendi kavrayışıyla da bulabilir.
Matrix’teki o zamansız kod mimarisi ve dairesel takvim dengesi, masamızda duran Hajime Asaoka imzalı Kurono Tokyo Calendrier Type I’de somut bir karşılık bulur.
Asaoka geleneksel İsviçre okullarından geçmemiş, kendi torna tezgâhlarını imal etmiş ve Tokyo’daki atölyesinde tek başına zirveye tırmanmış bir ustadır. Kurono, onun kendi elinden çıkan saatleri daha geniş bir kesime ulaştırmak için kurduğu markadır.
Calendrier Type I bir tam takvimdir: haftanın günü, ayın adı ve ayın günü aynı kadranda okunur. İçeride Miyota 9122 çalışır. Saatte yirmi sekiz bin sekiz yüz salınım yapar, kırk saat yürür ve yirmi altı taşı vardır.
Kadran haki yeşildir ve rakamlar eski bir harf karakteriyle, kabartmalı olarak basılmıştır; kenarda demiryolu raylı dakika şeridi döner. On iki yönünde ayların, altı yönünde günlerin sayacı durur, üçte tarih penceresi vardır ve merkezde markanın adı katakanayla yazılıdır. Giyoşe, sayaçların üzerindedir.
Asıl mesele kadranın yapısındadır. Markanın kendi tarifiyle bu bir silindir kadrandır: merkezden dış kenara doğru kavislenir ve iki ayrı katman birbirine preslenerek tek bir üç boyutlu yüzey hâline getirilir. Yani baktığınız düz bir yüzey değildir; görünen yüzün altında ikinci bir katman vardır ve ikisi birlikte presle tek bir şey yapılmıştır.
Kasa dövme 316L çeliktir, yanları aynasal cilalıdır ve çerçeve madenî para kenarı gibi tırtıllıdır. İbreler yüksek cilalı yaprak biçimindedir, iki uçlarından kavislendirilmiştir; saniye ibresi çok incedir, ucu elle bükülmüştür.
Asaoka bu saati, çizilsin diye tasarladığını söyler. Birikmiş izlerin tek tek sahibine ait olduğunu, onun yolculuğunun ve maceralarının yazılı bir kaydı olduğunu; sahiplerinin çizikleri dert etmek yerine anlamlı işlerle uğraşması gerektiğini söyler. Tasarım bu yüzden izleri kucaklar, onlardan karakter devşirir ve zamanla daha iyi görünür.
Bu, sahnedeki soruya verilmiş sessiz bir cevaptır. Çizik, yapılmış bir seçimin bedende kalan izidir. Saat onu silmeye değil, taşımaya göre yapılmıştır.
Aynı şey ustanın kendi tercihinde de görünür. Takvimin yıldönümü sürümü için somon pembesi bir kadran seçmiş, oysa sakson mavisi de ciddi biçimde masadaydı. İkisini de seviyordum, der; ama yıldönümü olduğu için yalnız somon pembesini çıkardım. Sonra o maviyi aklından hiç çıkaramamış ve sırf kendi tutkusu için geri dönüp onu da yapmış. Küçük parti sürümü böyle doğmuş.
Bir seçim yapılır, sonra o seçimin neden yapıldığı anlaşılır. Kahin’in Neo’ya söylediği de buydu.
format_quote"Saate bakan kişi yalnızca zamanı görmez; kendi müdahalesiyle gün, ay ve tarih çarklarının nasıl hizalandığını izler."
Hasan Bekmezci
Doğunun Kadim Üstadı’nın, bu düğüm çözülünce meselenin de çözüleceğini söylediği ve Mâtürîdiyye ekolünün tescillediği üzere, ezelî ilim insanın seçimlerini kuşatmıştır ama onu bir robot yapmamıştır. İnsana kırmızı ve mavi hap arasında seçim yapma özgürlüğü ve sorumluluğu verilmiştir.
Kurono Tokyo Calendrier Type I’in o kavisli kadranına bakan bir saat sever; çarkların tıkır tıkır dönüşünü izlerken, kendi kısmî iradesinin kâinattaki o zarif sorumluluğunu ve yaptığı seçimlerin arkasındaki derin hikmeti yeniden hatırlar. İnsanın iradesi simülasyondaki bir seçim kodudur; o kod çalıştığında tecelli eden nizam ise âlemlerin Sonsuz Mimarı’na aittir.
Saat, üreticisinin kendi sitesinde: Kurono Tokyo, Calendrier Type I