Roland Barthes’ın o meşhur “Yazarın Ölümü” makalesi ve Umberto Eco’nun “Açık Yapıt” teorisi tam olarak şu hakikati haykırır: bir sanat eseri veya yüksek saatçilik tasarımı imalathaneden çıkıp kamunun önüne sunulduğu an, tasarımcının niyetleri ve markanın pazarlama söylemleri artık sadece değersiz birer dipnottur. Eser nesnelleşmiş, kendisini ortaya çıkaran saat ustasından ve tasarımcısından bağımsızlaşmıştır. Artık o eser; onu izleyenin, inceleyenin, kendi felsefi süzgecinden geçirerek üzerine düşünenin zihninde her defasında yeniden doğar.
İşte bu yüzden, Jacob & Co. atölyelerinden çıkan bu 360.000 dolar değerindeki esere bakarken, markanın kartvizitine yazdığı o yüzeysel “Zamanın Tanrısı” etiketini bir kenara itiyor ve eseri kendi zihinsel özgürlüğümüzle yeniden okuyoruz.
İnsanlık tarihi boyunca korku ve cehalet, gökyüzünün ve zamanın üzerine türemiş hayalî putlar icat etti. Gök gürlediğinde öfkelenenler, zamanı yuttuğu iddia edilenler, denizleri çalkalayanlar. İnsanoğlu, kendi acziyetini ve kâinatın devasa yasalarını anlamakta yetersiz kaldıkça, kendi elleriyle yonttuğu taşlara veya zihninde kurduğu masallara tanrı adını verdi.
Oysa kâinat, mizanı tek bir Yaratıcı tarafından koyulmuş, mükemmel ve mutlak bir düzenin sahnesidir. Ne zamanın sahibi bir masal karakteridir, ne de kâinatın dizginleri insan gibi kasları olan hayalî bir yaratığın elindedir. Mülkün ve zamanın yegâne sahibi, onu hiçbir ortağı olmadan yoktan var eden ilahi tek kudrettir. Putlaştırılmış gölge tanrılar, hakikatin ışığı karşısında çözülüp gitmeye mahkûm birer zihinsel yanılsamadan ibarettir.
İşte tam da bu kargaşanın ortasında, Antik Roma’nın zihin kulelerinden yükselen Stoacı felsefe, insanın putlara değil, kâinatın gerçek sahibinin koyduğu sarsılmaz kanunlara bakması gerektiğini haykırdı.
Stoacıların Sessiz Başkaldırısı
Aklı başında hiçbir Antik Roma düşünürü, tiyatrolarda anlatılan o ihtiraslı, kıskanç ve öfkelenen figürlere inanmadı. Roma Stoacılığının dev isimleri, halkın putlaştırdığı o hayalî figürleri yerin dibine sokarken; zamanı, iradeyi ve varlığı hakiki bir tefekkür masasına yatırdılar.
Seneca ve Yaşamın Kısa Oluşu
Seneca’nın “zamanın azlığından şikâyet ederiz ama onu sanki hiç bitmeyecekmiş gibi harcarız; hayat kısa değildir, biz onu kısa kılarız” sözü, zamanı bir düşman sanan cehalete indirilmiş en büyük tokattır. İnsanlar sanırlar ki zaman onları yutmaya çalışan amansız bir canavardır. Oysa Seneca der ki: zaman, Yaratıcı’nın insana bahşettiği en adil sermayedir. Onu dedikodularla, hırslarla, sahte korkulara adanan batıl endişelerle tüketen insan, kendi ömrünü kendi eliyle katleder. Zamanı fethetmeye çalışmak bir cehalettir; asıl mesele, ruhun sükûnetiyle o zaman nehrinin içinde lekesizce akabilmektir.
format_quote"Zamanı fethetmeye çalışmak bir cehalettir; asıl mesele, ruhun sükûnetiyle o zaman nehrinin içinde lekesizce akabilmektir."
Hasan Bekmezci
Epiktetos ve Kendi Zihninin Efendisi Olmak
Köle olarak doğan ama zihnini özgürleştirerek tarihin en büyük düşünürlerinden birine dönüşen Epiktetos haykırır: “Seni üzen şey olayların kendisi değil, o olaylar hakkındaki kendi yargılarındır.” Korkuya teslim olmuş insanlar fırtınada, depremde, salgında hayalî figürlere yalvarıp kurbanlar keserken; Epiktetos insanlara şunu öğretti: dış dünyadaki kasırgalar, savaşlar, krizler ve ölüm senin elinde değildir. Senin elinde olan tek şey kendi zihnindir. Dışarıda dünya yıkılsa bile, zihnini sarsılmaz bir kale yapabilirsen hiçbir fırtına seni yıkamaz.
Marcus Aurelius ve Kendine Düşünceler
Devasa Roma İmparatorluğu’nun başındaki adam, tahtında otururken gece çadırında şu satırları yazıyordu: “Kâinat değişimdir; hayat ise bizim onun hakkındaki düşüncelerimizden ibarettir.” Koskoca imparator, halkın tapındığı putların anlamsızlığını görür; kâinatın tek bir kozmik akılla, tek bir yüce iradeyle idare edildiğini ve insanın bu büyük yürüyüşte sadece mütevazı bir gözlemci olduğunu kendine hatırlatırdı.
format_quote"Dışarıda dünya yıkılsa bile, zihnini sarsılmaz bir kale yapabilirsen hiçbir fırtına seni yıkamaz."
Hasan Bekmezci
Putlaştırılmış Bir Tanrı Değil, Sanatın ve Mekaniğin İnce İşçiliği
Jacob & Co., her ne kadar pazarlama dünyasında bu esere mitolojik atıflarda bulunmaya çalışsa da; kadrandaki o görkemli duruş, batıl bir tanrıyı değil, insanın kâinata ve zamana duyduğu derin hürmetin anatomik bir simgesini sunar.
Kadranın zemini mavi aventurindir. Aventurin, içine bakır kristalleri gömülmüş bir camdır; parıltısı boya değil, metalin ışığı kırmasıdır. Yani gökyüzünü taklit eden bir renk değil, gerçekten ışık saçan minik metal tanelerinden kurulmuş bir gece. İnsanın başını kaldırıp gördüğü o nizamı, üç santimetrelik bir dairenin içine böyle çağırmışlar.
Onun üzerindeki figür 18 ayar pembe altındandır ve mikroskop altında, burinle, elde yontulup elde bitirilmiştir. Göğüs kaslarındaki liflerden dökümlü kumaşın kıvrımlarına kadar her yüzey ayrı bir kararın sonucudur: nerede mat bırakılacak, nerede yüksek polisaj yapılacak, ışığın hangi kenarda kırılacağı. Bir kalıptan çıkan parça hepsinde aynıdır; elden çıkan parçada ise ustanın o gün bileğine verdiği açı vardır.
Dört Saniyede Bir Tur: Rekor Kıran Kafes
Bu eserde asıl mesele, çoğu zaman gözden kaçan bir rakamdır. Bir tourbillon kafesi, dünyadaki saatlerin neredeyse tamamında altmış saniyede bir tam tur atar; çünkü bu, saniye göstergesi olarak da kullanılabilen tabii bir ritimdir. Burada kafes, dört saniyede bir tam tur atıyor. Yani normalin on beş katı hız ve bir kol saati için dünya rekoru.
Bunun bedeli fizikle ödenir. Kafes hızlandıkça sürtünme ve enerji tüketimi artar, zembereğin torku düştükçe de salınım genliği bozulur. Jacob & Co. bu yüzden mekanizmaya bir sabit kuvvet tertibatı yerleştirmiş: enerjiyi doğrudan zemberekten değil, saniyede altı kez yeniden gerilen bir ara yaydan bırakan bir düzen. Böylece kafes, saatin ilk saatinde de son saatinde de aynı kuvvetle döndürülür.
Ve şu düzeltilmeli: bu bir uçar tourbillon değildir. Kafesin bir üst köprüsü vardır; fakat o köprü safir kristalden yapılmıştır. Yani mühendislik, köprüyü kaldırarak değil, köprüyü şeffaflaştırarak çözülmüş. Altındaki hiçbir şeyi saklamayan bir taşıyıcı; mimarideki cam kirişin saatçilikteki karşılığı.
format_quote"Mühendislik burada köprüyü kaldırarak değil, köprüyü şeffaflaştırarak çözülmüş. Altındaki hiçbir şeyi saklamayan bir taşıyıcı."
Hasan Bekmezci
Sütun, Kurma Halkası ve Arka Kapak
Kasa da bu felsefî çerçevenin içine oturur. 44,5 milimetre çapında ve 18,10 milimetre yüksekliğindeki 18 ayar pembe altın gövdenin yanları, İyon düzeni sütun başlıklarındaki o kıvrımlı volütlerden türetilmiştir. Yani saatin profili, bir tapınağın taşıyıcı sütununun kesitidir; tanrı heykelinin değil, onu ayakta tutan mimarinin.
Kurma tepesi ise sol tarafta durur ve yalnızca tek bir işe ayrılmıştır: saati ayarlamak. Sağ taraf tourbillona bırakılmıştır; saat bilekte takılıyken manşetin altından çıkan tek şey, durmadan dönen o hızlı kafestir. Mekanizmayı kurmak için ise arka kapağa yerleştirilmiş, katlanır bir halka kullanılır. Bu, cep saatlerinin boynundaki halkanın kol saatine dönmüş hâlidir: kurmak için saati çıkarıp eline almanız, yani ona ayrıca vakit ayırmanız gerekir.
Arka kapak mavi safir kristaldendir ve üzerinde markanın kurucusu Jacob Arabo’nun portresi ile imzası yer alır. Kalibre JCAM60, elden kurmalı, 282 parça, saatte 21.600 titreşim yani 3 hertz ve tam kurulduğunda 60 saat. Suya dayanım 30 metre, kayış mavi alligator, toka 18 ayar pembe altın katlanır. Yalnızca 60 adet üretildi.
Mitolojik masalların kurgusal gölge tanrıları yerin dibine batarken; kâinatın Yaratıcısının koyduğu o hassas fizik kanunları ve insanın bu kanunları anlayarak ürettiği mekanik sanat, işte bu eserde sonsuz bir tefekküre dönüşür.
Zihnini sarsılmaz bir kale yapabilen insanın elinden çıkan şey, dört saniyede bir kendi ekseninde dönen bir kafestir. Ve o kafes, hiçbir tanrıya değil, yalnızca kanuna itaat eder.
Saatçilik Sanatı ve Teknik Detaylar
Dört saniyelik tourbillon: kafes, alışılmış altmış saniye yerine dört saniyede bir tam tur atar. Bu, normalin on beş katı hızdır ve bir kol saati için dünya rekorudur. Üst köprüsü safir kristaldendir ve altındaki hiçbir şeyi gizlemez.
Sabit kuvvet tertibatı: enerjiyi saniyede altı kez yeniden gerilen bir ara yaydan bırakır; böylece güç rezervinin başında ve sonunda kafese aynı kuvvet iletilir.
Kalibre: JCAM60, elden kurmalı, 282 parça, saatte 21.600 titreşim yani 3 hertz, 60 saat güç rezervi. Fonksiyonlar: saat ve dakika.
Kurma ve ayar mimarisi: kurma tepesi sol tarafta ve yalnızca saat ayarına ayrılmış; mekanizma, arka kapağa yerleştirilmiş katlanır bir halkayla kurulur.
Kadran: mavi aventurin zemin, üzerine 18 ayar pembe altından mikroskop altında elde yontulmuş ve elde bitirilmiş rölyef; 5N kırmızı altın dauphine ibreler.
Kasa: 44,5 milimetre çap, 18,10 milimetre yükseklik, 18 ayar pembe altın; yanları İyon sütunu volütlerinden türetilmiş; yansıma önleyici safir cam; 30 metre suya dayanım.
Arka kapak: mavi safir kristal, üzerinde Jacob Arabo’nun portresi ve imzası.
Kayış ve toka: mavi alligator deri, 18 ayar pembe altın katlanır toka.
Üretim: 60 adet; referans JA060.40.AA.AA.A.