Kuzey Kutup Dairesi'nin dondurucu sessizliğinde, buz kırıcı keşif gemisi Arktos'un gövdesi metrelerce kalınlıktaki buz kütlelerini ritmik bir gürültüyle yararak ilerliyordu. Pencerelerin ardında eksi otuz derecelik soğuk ve karanlık bir Arktik gecesi vardı.
Kaptan köşkünde sarı harita lambasının altında nöbet tutan iki dost duruyordu: eski bir deniz biyoloğu olan Birinci Kaptan Elias ile eski bir teorik fizikçi olan İkinci Kaptan Tarık.
Bölüm I: Buzların Arasındaki Dev ve Devasa Ağız
Tarık, güçlü gözetleme dürbününü sancak tarafındaki açık su kanalına çevirmişken aniden donakaldı.
format_quote"Elias! Sancak otuza bak, çabuk! Projektörü o tarafa çevir!"
İkinci Kaptan Tarık
Elias projektörün kolunu hızla çevirdi. Güçlü ışık huzmesi, buz kütlelerinin arasındaki siyah suları aydınlattı. Tam o anda, geminin yaklaşık iki kablo ötesinde suyun yüzeyi adeta patladı. Devasa bir gövde suyun üstüne fırladı: yüz tonluk bir Grönland balinası.
Balina alt çenesini açarak suyun yüzeyinde ilerlemeye başladı. Ağzındaki balina bıyıklarının arasından tonlarca tuzlu su köpürerek giriyor, ağız bir hazne gibi krill ve mikroskobik canlılarla doluyordu. Çenesini kapatıp suyu dışarı püskürttüğünde, gövdesi küt bir gürültüyle tekrar karanlık sulara gömüldü.
Bu beslenme biçiminin adı süzerek beslenmedir ve Grönland balinası bunun için donanımlı bir hayvandır. Bıyık plakaları dört metreye yaklaşır; yaşayan hiçbir canlıda bundan uzunu yoktur ve ağzı da bilinen en büyük ağızdır. Plakalar keratinden yapılmıştır, yani tırnağımızla aynı malzemeden; su dışarı süzülürken plakaların iç yüzündeki lif fırçası krilli tutar. Yani bu bir çene değil, bir filtredir ve gözenek boyutu avın boyuna göre ölçülmüştür.
Bir ayrıntı daha var. Grönland balinası bilinen en uzun ömürlü memelidir; göz merceğindeki proteinlerin yaşlanma oranından yapılan ölçümler iki yüz yılı aşan bireyler olduğunu gösteriyor.[1] Yani o an projektörün ışığına giren hayvan, gemideki hiç kimsenin doğmadığı bir yılda da bu buzların altında yüzüyor olabilirdi.
Tarık dürbünü masaya bırakırken nefes nefese kalmıştı.
format_quote"İnanılmaz bir manzaraydı Elias. O devasa ağzın açılışı, tonlarca suyun o bıyıkların arasından süzülüşü. İnsan şu sahnede okyanusun heybeti karşısında büyüleniyor."
İkinci Kaptan Tarık
Bölüm II: Balina Pompası ve Trofik Kaskat
Elias gözlerini balinanın kaybolduğu köpüklü sulara dikerek tebessüm etti.
format_quote"İşte tam karşımızda canlı bir ekosistem mühendisi duruyor Tarık. Az önce gördüğün o beslenme hareketi, okyanusun dengesini ayakta tutan çarkın ilk dişlisidir. Eskiden bazı balıkçılık lobileri ve avcılar, balinaları avlarsak insanlara daha çok balık kalır diye bir iddia ortaya atmıştı."
Birinci Kaptan Elias
Bu iddia sadece söylenip geçilmedi, test edildi. Dünya okyanuslarındaki avlanan ekosistemler için kurulan modellerde, deniz memelilerinin avlanması ile balıkçılığın potansiyel avı arasında açık ve doğrudan bir ilişki bulunamadı; büyük ölçekli bir kıyım balıkçılığa kazanç sağlamıyordu.[2] Sebebi basit: balinaların yediği şeyin büyük kısmı krill ve kalamar gibi omurgasızlardır ve yedikleri balık türleri ticari filoların peşinde olduğu türler değildir.
Ama işin daha çarpıcı tarafı başka. Antarktika'daki eski balina avı sahalarında, sanayi ölçeğinde avcılığın ardından gelen otuz yıl içinde krill bolluğu yaklaşık yüzde seksen düştü. Bu, sezginin tam tersidir; avcısı ortadan kaldırılan bir avın artması beklenir, azalması beklenmez. Literatürde buna krill paradoksu deniyor ve bu paradoks balinaların krilli sadece yemediğini, aynı zamanda beslediğini gösterdi.
format_quote"Nasıl yani? Balık yemiyor mu bu canlılar?"
İkinci Kaptan Tarık
format_quote"Yiyorlar ama aynı zamanda onları yaşatıyorlar. Balinalar okyanusun karanlık derinliklerinde beslenir. Ardından güneş ışığının girdiği yüzey katmanına, yani fotik bölgeye çıkarlar ve dışkı bulutlarını orada bırakırlar. Bu dışkı, yüzey sularında kıt olan demir ve azot açısından devasa bir mineral deposudur. Balina yüzeyi gübreler ve fitoplanktonların üremesini sağlar."
Birinci Kaptan Elias
Bu döngünün ölçüsü de alınmıştır. Maine Körfezi'nde yapılan bir çalışmada balinaların ve fokların fotik bölgeye yılda yaklaşık yirmi üç bin ton azot geri kazandırdığı hesaplandı; bu, körfeze dökülen bütün nehirlerin toplam katkısından fazladır.[3] Mekanizmanın adı balina pompasıdır ve mesele gübrenin miktarı değil, yönüdür. Demir okyanusun aydınlık üst katmanında kıttır; fitoplankton ise tam orada yaşamak zorundadır, çünkü fotosentez ışık ister. Balina derinde beslenip yüzeyde boşaltarak besini yukarı taşır.
Burada metnin çok tekrarlanan bir iddiasını düzeltmek gerekiyor. Balinaların yüzerken suyu mekanik olarak karıştırma gücünün, dünyadaki bütün rüzgârların ve akıntıların toplamına yakın olduğu sık sık söylenir. Bu fikir 2006'da ciddi bir hipotez olarak ortaya atıldı; ancak ölçek hesapları, canlıların ardında bıraktığı burgaçların çok küçük olduğunu ve enerjinin neredeyse tamamının akışkan sürtünmesiyle ısıya dönüştüğünü gösterdi.[4] Yani balinalar okyanusu kürek gibi karıştırmıyor. Yaptıkları iş fiziksel değil biyolojik: besini derinden alıp yüzeye taşıyan canlı bir asansör. Ve ölçülen etkinin büyüklüğü, o abartılı benzetmeye ihtiyaç bırakmayacak kadar zaten büyük.
format_quote"Dahası, daha fazla balina daha fazla fitoplankton, daha fazla fitoplankton daha fazla zooplankton ve sonuçta daha fazla balık demektir. Deniz biyolojisinde bunun adı trofik kaskattır; zincirin en üstündeki canlıyı çekip alırsan basamaklar aşağı doğru birer birer devrilir."
Birinci Kaptan Elias
Bölüm III: Kozmik Elementlerden Karbon Mezarlıklarına
Tarık bir fizikçi refleksiyle harita masasına uzandı. Birkaç saniye düşündükten sonra gözleri parladı.
format_quote"Elias, bir fizikçi olarak bu tablo beni nereye götürüyor biliyor musun? Evrenin derinliklerine. O balinanın dışkısındaki demir ve kemiklerindeki kalsiyum nereden geldi? Yıldızların içinden ve süpernova patlamalarından. Yaratıcı bu elementleri yıldızların fırınlarında sentezledi ve dünyanın okyanuslarına serpti."
İkinci Kaptan Tarık
Burada elementleri doğru adreslere yazmak gerekiyor, çünkü hepsi aynı yerden gelmiyor. Demir, yıldızların çekirdeğinde füzyonun durduğu son basamaktır; evrendeki demirin büyük kısmı beyaz cücelerin patlamasıyla, kalan kısmı çöken büyük yıldızlarla dağılır. Kalsiyum, büyük yıldızların içinde oksijen ve silisyum yanmasıyla üretilir ve çekirdek çökmesi süpernovalarıyla dışarı atılır. Azot ise patlamanın değil, sabrın ürünüdür: yıldızların içindeki CNO çevriminde oluşur ve çoğunlukla orta kütleli yıldızların ömürlerinin sonunda yavaşça saldığı rüzgârlarla uzaya karışır.[5]
Kilonova ise ayrı bir adrestir ve tam da bu yazının ikinci yarısına bakar. İki nötron yıldızı çarpıştığında ortaya çıkan o kısa parlama, periyodik tablonun en ağır uçlarını üretir: altın, platin, lantanitler. 2017'de bir çift nötron yıldızının birleşmesi hem yerçekimi dalgalarıyla hem ışıkla aynı anda izlendi ve bu elementlerin orada üretildiği doğrulandı.[5] Yani bir saatin kadranındaki platin, bir balinanın kemiğindeki kalsiyumla aynı fırında pişmemiştir. Aynı evrende, ayrı tezgâhlarda.
format_quote"Ama uzaydan gelen o ham demir ve güneş ışığı tek başına atmosferi düzenleyemezdi. İşte senin bahsettiğin o mikroskobik fitoplanktonlar, kozmik kökenli demiri ve güneş enerjisini alıp işliyor; karbondioksiti emip soluduğumuz oksijeni üretiyor. Aldığımız her iki nefesten birini o gözle görünmeyen canlılara borçluyuz."
İkinci Kaptan Tarık
Bu oranın kaynağı da ölçüme dayanıyor: okyanustaki fotosentez, gezegenin oksijen üretiminin kabaca yarısını karşılar.[6] Ve buradaki asıl şaşırtıcı şey kütle değil, devir hızıdır. Okyanusta fotosentez yapan canlıların toplam kütlesi, karadaki bitkilerin kütlesinin yüzde biri kadardır. Bir orman ağacı yüz yıl yaşar, bir diyatom bir hafta. Aynı kütle yılda onlarca kez yenilenir ve her turda bir miktar karbon aşağıya düşer.
format_quote"Kesinlikle Tarık. Ve o döngü, az önce sulara gömülen o balinanın ölümüyle kapanıyor. Dev bir balina öldüğünde, yaşamı boyunca bedeninde topladığı karbonla birlikte okyanusun dibine çöküyor. O gövde onlarca yıl boyunca binlerce derin deniz canlısına besin sağlayan bir vahaya dönüşüyor."
Birinci Kaptan Elias
Bu vahaların adı balina düşüşüdür ve keşfi bir tesadüftür. 1987'de Craig Smith'in ekibi, Alvin dalgıç aracıyla Kaliforniya açıklarındaki Santa Catalina Havzası'nda bin iki yüz kırk metre derinde bir balina iskeletine rastladı ve etrafında daha önce hiç görülmemiş bir canlı topluluğu buldu. 2002'de ise Monterey Kanyonu'nda iki bin sekiz yüz doksan bir metre derinde, yalnızca balina kemiğiyle beslenen Osedax adlı kemik yiyen solucanlar tanımlandı.[7] Bilinen balina düşüşlerinin çoğu bin ile dört bin metre arasındadır; yedi bin metre rakamı zaman zaman dolaşıma girer ama gözlemlerle desteklenmiyor.
Süreç üç aşamada işler. Önce hareketli leş yiyiciler gelir, aylar içinde yumuşak dokuyu sıyırır. Sonra fırsatçı türler kemiğin çevresindeki zenginleşmiş tortuda çoğalır. En sonunda kemiğin içindeki yağ bakterilerce parçalanırken hidrojen sülfür açığa çıkar ve ortaya, güneşe hiç bağlı olmayan kemosentetik bir topluluk kurulur. Bu son aşama on yıllarca sürer. Bir balina karkasının ortalama otuz üç ton karbondioksit karşılığı karbonu tabana taşıdığı hesaplanmıştır.[8]
Yani hayvan yaşarken besini yukarı, öldüğünde karbonu aşağı taşıyor. İki yön, tek canlı.
Bölüm IV: Makro ile Mikronun Sentezi ve İnsan
format_quote"Şu nizama bak Kaptan. Yaratıcı, dünyadaki en devasa canlı ile gözle görünmeyen en mikroskobik canlıyı birbirine tek bir döngüyle bağlamış. Devasa olan okyanusu pompalayıp mikroskobik olanı gübreliyor; mikroskobik olan ise kozmik elementleri ve güneş ışığını işleyip atmosferi düzenliyor ve devasa olanı besliyor. Ve bu mekanizmanın tam merkezine üçüncü bir yararlanıcı olarak insanı koymuş."
İkinci Kaptan Tarık
Bu döngünün her halkası ölçülebilir ve her halkası birbirine bağımlı. Balinanın azotu olmadan fitoplankton yeterince çoğalmıyor, fitoplanktonun oksijeni olmadan üst basamaklar solumuyor, krill olmadan balina beslenemiyor. Sistemin tek bir yerinden çekildiğinde diğer halkaların da gerildiği, yirminci yüzyılın balina avcılığıyla istemeden yapılmış bir deney sayesinde biliniyor. Ve o deneyin sonucu net: bir canlıyı ortadan kaldırdığınızda geride bir boşluk kalmıyor, geride bozulmuş bir oran kalıyor.
Bölüm V: Horolojik Tefekkür ve İkili Mühendislik
Sarı harita lambasının loş ışığında ikili ağır denizci eldivenlerini çıkardı. Harita masasının üzerinde iki farklı horolojik eser duruyordu: Elias'ın bileğinden çıkardığı derin mavi kadranlı Oris Blue Whale Limited Edition ve Tarık'ın masaya koyduğu, safir camındaki kanalıyla dikkat çeken Oris Aquis Depth Gauge.
I. Döngü: Doğa Koruma Vizyonu ve Mavi Balina
format_quote"Elias, az önce bahsettiğin o ekosistem mühendisi devlerin korunması sadece bilimsel raporlarda kalmıyor sanırım. Bileğindeki saat doğrudan bu mücadeleyi temsil ediyor, değil mi?"
İkinci Kaptan Tarık
format_quote"Tam olarak öyle Tarık. Mavi balinalar, Balaenoptera musculus, dünyada yaşamış en büyük canlılar. Oris, Whale and Dolphin Conservation adlı örgütle birlikte Ocean Trilogy projesini hayata geçirdi. Bu saat, deniz biyolojisi araştırmalarını ve mavi balina koruma fonlarını desteklemek için üretilmiş bir mesajdır."
Birinci Kaptan Elias
Sayıların neden bu kadar düştüğü konusunda da net olmak gerekiyor: sebep kaçak avcılık değil, yirminci yüzyılın sanayi ölçeğindeki ticari balina avcılığıydı. Yalnızca Güney Yarımküre'de üç yüz seksen bin civarında mavi balina öldürüldü ve tür 1966'da uluslararası korumaya alındığında geriye popülasyonun yüzde birkaçı kalmıştı. Bugün küresel nüfus tahminleri beş bin ile on beş bin arasında; Uluslararası Doğa Koruma Birliği türü tehlikede, Antarktika alt türünü ise kritik tehlikede sayıyor.[9]
Elias saati harita masasının tam ortasına koydu. Sarı projektör ışığı kadrana vurdu.
format_quote"Kadrandaki renk geçişi inanılmaz. Tam merkezde açık aqua mavisinden başlayıp kenarlara doğru karanlık okyanus derinliğine kaçan bir güneş ışını deseni var. Kırk beş buçuk milimetrelik çelik kasaya rağmen kulak eğimleri o kadar ergonomik ki bileği iyi sarıyor. Çizilmeye dirençli aqua mavi seramik bezel de kadrandaki tonu tamamlıyor."
İkinci Kaptan Tarık
Kadran düzeni konusunda küçük bir düzeltme: bu kronografın alt kadranları saat 3, 6 ve 9 yönünde değil. Kalibrenin mimarisi gereği otuz dakika sayacı saat 12'de, on iki saat sayacı saat 6'da, küçük saniye ise saat 9'da duruyor; tarih penceresi saat 6 ile 7 arasındadır. Bu yerleşim bir tasarım tercihi değil, mekanizmanın kendi geometrisinin sonucudur ve kadranı dikey bir eksen üzerinde simetrik yapar.
format_quote"Mimarisi tamamen yüksek denizcilik standartlarına göre kurulmuş. İçinde Oris Kalibre 771 çalışıyor, Sellita SW500 mimarisi üzerine kurulu otomatik bir kronograf. Saatte yirmi sekiz bin sekiz yüz titreşim, yani dört hertz; kırk sekiz saat güç rezervi; yirmi yedi taş. Vida kilitli kurma kolu sayesinde beş yüz metre su geçirmezlik. Arka kapağında derin sulara dalan mavi balinanın kabartması ve sınırlı seri numarası var."
Birinci Kaptan Elias
Sınırlı üretim tarafında bir ayrıntı var ve saati özel kılan da o: bu model tek başına satılmadı. Yalnızca iki yüz adet üretildi ve tamamı Ocean Trilogy adlı üç saatlik setin içinde teslim edildi.[10] Setin diğer iki üyesi, Reef Restoration Foundation'ı destekleyen Great Barrier Reef Limited Edition III ile Pacific Garbage Screening'i destekleyen Clean Ocean Limited Edition'dır. Kutunun kendisi de geri dönüştürülmüş plastik şişelerden üretildi; yani ambalaj da argümanın bir parçası.
II. Döngü: Dikey Dalış ve Akışkanlar Fiziği
format_quote"Mavi balina bilincini kadrana taşımak harika. Ancak bir fizikçi olarak beni asıl büyüleyen şey, dikey daldığında okyanusun üzerimize uyguladığı hidrostatik basınç ve bunu ölçmenin mekanik yolu."
İkinci Kaptan Tarık
format_quote"Seni anlıyorum Tarık. Çoğu üretici kasayı basınca karşı mühürlemek için conta üstüne conta koyarken, senin masaya koyduğun Oris Aquis Depth Gauge tam tersini yapıyor: okyanus suyunu içeri davet ediyor."
Birinci Kaptan Elias
Tarık saatin kasasını eline aldı ve safir camın üzerindeki kanalı ışığa tuttu.
format_quote"İşte dikey dalışın fizikle buluştuğu nokta. Saatin saat 12 yönünde küçücük bir giriş deliği var; derinlere indikçe su bu delikten içeri giriyor. Peki mekanizma ıslanmıyor mu? Hayır. Ekstra kalınlaştırılmış safir camın dış çeperine dairesel bir kanal frezelenmiş. Su mekanik gövdeye hiç temas etmeden sadece o kanalda ilerliyor. Çocukken pipetin üst deliğini parmağınla kapatıp suya batırdığında içindeki hava nasıl sıkışıp suyu belli bir hizada tutuyorsa, saat derine indikçe su da kanaldaki havayı öyle sıkıştırıyor. Camın kenarındaki sarı skaladan bakarsın: suyun bittiği, havanın başladığı sınır senin metre cinsinden derinliğindir."
İkinci Kaptan Tarık
Elias masanın üzerine bir kâğıt çıkarıp denklemi yazdı.
format_quote"Tam anlamıyla on yedinci yüzyıl gaz dinamiği. Boyle-Mariotte kanunu: sabit sıcaklıkta bir gazın basıncı ile hacmi ters orantılıdır. Yüzeyde bir atmosfer basınçta kanal hava doludur. On metre derine inildiğinde basınç iki atmosfere çıkar, havanın hacmi yarıya iner ve su tam on metre çizgisine ulaşır."
Birinci Kaptan Elias
Bu noktada, sistemi asıl zarif kılan bir ayrıntıyı eklemek gerekiyor: skala doğrusal değildir. Yirmi metrede basınç üç atmosfere çıkar ve hava hacmi üçte bire iner; otuz metrede dörde bir; kırk metrede beşe bir. Yani su kanalda ilk on metrede yolun yarısını alır, sonraki her on metre için giderek daha kısa mesafe kat eder. Kadranın çeperindeki sarı skalanın bölmeleri de bu yüzden derinlik arttıkça birbirine yaklaşır. Skalayı kalibre etmek, bir cetveli işaretlemek değil, bir hiperbolü taşa kazımaktır.
Bir sınırı da açıkça söylemek doğru olur: bu ölçüm sıcaklığa bağlıdır, çünkü Boyle kanunu sabit sıcaklık varsayar. Soğuk suda kanaldaki hava bir miktar büzülür ve gösterge derinliği hafifçe fazla okur. Bir dalış bilgisayarının yaptığı elektronik düzeltmeyi bu sistem yapmaz. Karşılığında ise pil, devre ve yazılım istemez; okyanusun kendisi göstergeyi sürer.
format_quote"Gücünü otomatik Oris Kalibre 733'ten alıyor, Sellita SW200-1 tabanlı. Yirmi sekiz bin sekiz yüz titreşim, otuz sekiz saat güç rezervi, yirmi altı taş ve ikonik kırmızı Oris rotoru. Beş yüz metre su geçirmezliğe sahip kasada, kauçuk kayışın açılmasını önleyen emniyet çıpası ve dalgıç elbisesi üzerine takılmasını sağlayan kayar toka sistemi var."
Birinci Kaptan Elias
Bölüm VI: Son Söz ve Kusursuz Nizam
Tarık Depth Gauge'ın kayışını bileğine sıkıp klipsi kilitledi.
format_quote"Şu iki saate bak Elias. Bir yanda Oris Blue Whale; kadrandaki sanat ve arkasındaki misyonla okyanusun en büyük canlısının yaşam hakkını savunuyor. Diğer yanda Oris Aquis Depth Gauge; hiçbir elektronik devreye veya pile ihtiyaç duymadan, Yaratıcı'nın evrene koyduğu Boyle-Mariotte kanununu safir camında yaşatarak derinliği ölçüyor."
İkinci Kaptan Tarık
İki saatin ortak noktası aslında okyanus değil, yöntemdir. İkisi de bir şeyi ölçmek için o şeyin kendisini kullanıyor. Depth Gauge derinliği ölçmek için suyu içeri alıyor; Blue Whale ise korunmasını istediği canlıyı süs olarak değil, satışının yöneldiği yer olarak taşıyor. İkisinde de gösterge ile ölçülen şey arasına fazladan bir katman girmiyor.
format_quote"İşte gerçek saatçilik ve bilim tam bu noktada buluşuyor Tarık. Biz insanoğlu, saatlerin kasalarında malzemeyi, akışkanlar fiziğini ve mekaniği kullanarak zamanı ve derinliği ölçüyoruz. Oysa Yaratıcı, devasa okyanuslarda mavi balina ile mikroskobik fitoplanktonu, yıldızların fırınlarında pişmiş elementlerle soluduğumuz oksijeni aynı hassas ayarla birbirine bağlıyor. Biz sadece O'nun evrene yazdığı kanunları keşfedip hayranlıkla eğiliyoruz. Rota sabit Kaptan, şafak sökene kadar seyredelim."
Birinci Kaptan Elias
Dipnotlar ve Kaynaklar
[1] Grönland balinasının ömrü, göz merceğindeki aspartik asidin rasemizasyon oranından hesaplanmıştır; ölçümler iki yüz yılı aşan bireyler bulunduğunu gösteriyor. Bıyık uzunluğu ve ağız boyutu verileri NOAA Fisheries tür kayıtlarındandır.
[2] Morissette, L., Christensen, V., Pauly, D. (2012). Marine Mammal Impacts in Exploited Ecosystems: Would Large Scale Culling Benefit Fisheries? PLOS ONE 7(9): e43966.
[3] Roman, J., McCarthy, J. J. (2010). The Whale Pump: Marine Mammals Enhance Primary Productivity in a Coastal Basin. PLOS ONE 5(10): e13255. Maine Körfezi için yılda yaklaşık 2,3 x 10^4 ton azot.
[4] Biyolojik karıştırma hipotezi Dewar ve arkadaşları tarafından 2006'da ortaya atıldı; ölçek itirazı için Visser, A. W. (2007). Biomixing of the Oceans? Science 316: 838-839.
[5] Element kökenleri için standart yıldız nükleosentezi literatürü; nötron yıldızı birleşmesinde ağır elementlerin üretimi 2017'deki GW170817 olayının hem yerçekimi dalgası hem elektromanyetik gözlemleriyle doğrulandı.
[6] Okyanus fotosentezinin küresel oksijen üretimindeki payı için NOAA National Ocean Service.
[7] Santa Catalina Havzası balina düşüşü: Smith ve arkadaşları, 1,240 metre, 1987. Osedax cinsi Monterey Kanyonu'nda 2,891 metrede tanımlandı, 2002.
[8] Pershing, A. J. ve arkadaşları (2010), büyük balina karkaslarının taşıdığı karbon üzerine.
[9] Mavi balina nüfus tahminleri ve koruma statüsü için IUCN Kırmızı Liste kaydı.
[10] Oris Blue Whale Limited Edition, referans 01 771 7743 4185; resmî Oris teknik verileri ve Ocean Trilogy set bilgisi.
[11] Oris Aquis Depth Gauge, referans 01 733 7755 4154; resmî Oris teknik verileri ve patentli safir kanal derinlik göstergesi.