Marka ara

Edîbâne Bir Meclis: FVF Genève FVF1 Tourbillon Superligero 7 Dead Poets

Haftanın yedi günü yerine yedi şair. Yedi yüzlü bir silindirin her gün bir isim göstermesi, ve bir tourbillonun o ismin altında dönmesi.

Hasan Bekmezci · · 9 min read
FVF Genève

FVF Genève

translate Şu dillerde de mevcut English → · Français →

Zaman, kadrandaki çarkların tıkırtısından mı ibarettir, yoksa bir şairin gece yarısı kâğıda damlattığı ilk mürekkep damlasından mı?

Geleneksel yüksek saatçilik yüzyıllardır zamanı matematiksel bir disiplinle hapsetmeye çalıştı. Oysa şiir, zamanın o kaskatı çizgilerini bükerek ruhu zamansızlığa taşır. İspanyol doğumlu, Cenevre’de çalışan bağımsız usta Franc Vila’nın kurduğu FVF Genève, kendi amiral gemisi tourbillonundan bir koleksiyoner için tek adetlik bir nüsha üreterek mekaniği edebî bir meclise dönüştürdü. Saatin adını evin kendisi koydu: 7 Dead Poets, yani Yedi Ölü Şair. Fikir Madrid’de bir akşam yemeğinde doğdu. Saatin sahibi, sosyal medyada thedeadwatchsociety adıyla tanınan bir Avrupalı bağımsız saat koleksiyoneri, şiire düşkün bir adam; Franc Vila da öyle. Masada konuşulan şey büyük şairlere bir saygı duruşuydu ve saat oradan çıktı.

Bu saat takvim yapraklarını, gün isimlerini ve klasik tarih pencerelerini reddeder. Haftanın her gününü, sahibinin kendi seçtiği yedi şairden birine adar.

format_quote

"Zaman, kadrandaki çarkların tıkırtısından mı ibarettir, yoksa bir şairin gece yarısı kâğıda damlattığı ilk mürekkep damlasından mı?"

Hasan Bekmezci

Zamanın ve mekânın dışında, ağır bir ahşap masanın etrafında toplanmış yedi zihin düşünün. Masanın üzerinde kitaplar, mürekkep hokkaları ve asırların birikimi duruyor. Konu şu: insanın geçiciliği, zamanın yıkımı ve ölümsüzlük. Silindirin yedi yüzünde duran adlar bunlardır ve seçim koleksiyonerin kendisine aittir.

Söze Oscar Wilde başlar ve masaya en sert iddiayı koyar. Reading Zindanı Baladı’nı hapisten çıktıktan sonra, kendi mahkûmiyetinin gölgesinde yazmıştı. Orada herkesin sevdiğini öldürdüğünü söyler; kimi bir bakışla yapar bunu, kimi dalkavuk bir sözle, korkak bir öpücükle, cesur olansa kılıçla. Wilde’a göre tahribatı yapan zaman değildir, sevmenin kendisidir.

FVF Genève
Silindirde Oscar Wilde. Saatin sahibinin bileğinde, markanın kendi tanıtımından. Photo: FVF Genève

Gustavo Adolfo Bécquer itiraz eder. Hayır, der, tahribatı yapan zamandır. Rimas’ındaki o ünlü şiirde karanlık kırlangıçların balkona yuva yapmaya geri döneceğini söyler; ama uçuşlarını yavaşlatıp sevgilinin güzelliğini ve şairin mutluluğunu seyredenlerin bir daha dönmeyeceğini ekler. Kaybedilen şey öldürülmemiştir, sadece geri gelmez. Bécquer’in kendi ömrü de otuz dört yılda bitti; kitabı ancak ölümünden sonra basıldı.

FVF Genève
Silindirde G. A. Bécquer. Yeşil kayışın üzerinde, kadranın altında dönen tourbillon kafesi seçiliyor. Photo: FVF Genève

Mario Benedetti bunu bir sonuca bağlar. Madem geri gelmiyor, o hâlde elindeki zamanı kendini korumakla harcama. En çok ezberlenen şiiri tam bunu söyler: kurtulmaya çalışma, sakinliğe sığınma, kenarda durma, bugünü ileriye ayırma. Uruguaylıydı ve şiirini büro koridorlarından, otobüs duraklarından ve sürgünden devşirmişti; bu yüzden tavsiyesi soyut değil, günlük bir emir gibi okunur. Ateşkes adlı romanı da sıradan bir muhasebecinin geç gelen aşkını anlatır, ve o aşk da yetişemeden biter.

FVF Genève
Silindirde M. Benedetti. Soldaki sarmal yay ve altındaki eşapman, kadran olmadığı için doğrudan görünüyor. Photo: FVF Genève

Masanın en beklenmedik adı tartışmayı yere indirir. Enrique Urquijo bir kitap şairi değil, Madrid’de bir şarkıcıydı; Los Secretos’un sesi ve söz yazarıydı. Ötekilerin sayfalarca dolaştığı şeyi o üç dakikada söyledi, hem de şarkı adlarıyla: bırak beni, ama senin yanında, kedi gözleri. Masadaki tek kişidir ki zamanı gerçekten bitti; otuz dokuz yaşında, bin dokuz yüz doksan dokuzun bir kış gecesi Madrid’de bir kapı eşiğinde ölü bulundu. İtirazı kısadır: zaman bir fikir değil, bir son gecedir. Bu saatin fikri de Madrid’de bir akşam yemeğinde doğmuştu.

FVF Genève
Silindirde Enrique Urquijo. Kadrandaki tek şarkı sözü yazarı; adı bir kitapta değil, bir kuşağın belleğinde kaldı. Photo: FVF Genève

Pablo Neruda ona hak verir ama başka bir yerden. Madem anlatacak vakit azdır, aşk anlaşılmayı beklemeden söylenmelidir. Yüz Aşk Sonesi’nin on yedincisinde sevgiliyi gülle değil, karanlıkta içten içe açan gizli bir bitkiyle anlatır ve onu nasıl, ne zaman, nereden sevdiğini bilmediğini açıkça kabul eder. Kitabı karısı Matilde Urrutia için yazmış ve sabah, öğle, akşam, gece diye bölmüştü. Geceyi yaşlanmaya ve ölüme ayırması, aşkın da bir saati olduğunun itirafıdır.

FVF Genève
Silindirde Pablo Neruda. Üstteki yarım daire, üç boyutlu emaye gece gündüz göstergesidir. Photo: FVF Genève

Julio Cortázar tartışmanın kurulumuna itiraz eder. Neden bir ömür tek bir sırayla okunsun? Seksek adıyla bilinen romanı iki ayrı sırayla okunabilir: baştan sona, ya da yazarın kitabın başına koyduğu atlama çizelgesine göre. Öykülerinde de zaman düz akmaz; Parkların Sürekliliği’nde roman okuyan adam, okuduğu romanın içindeki cinayetin kurbanı olur. Sıra değiştirilebiliyorsa, der Cortázar, zaman bir nehir değildir; üzerinde atlanan bir dizidir. Kadranı takvim olmaktan çıkarıp sıçrayan bir silindire çeviren bir saatte onun adının bulunması tesadüf gibi durmuyor.

FVF Genève
Silindirde Julio Cortázar. Dakika yayı dışta, sıfırdan altmışa; saat ve dakika ibreleri mavileştirilmiş çelikten. Photo: FVF Genève

Son sözü Charles Bukowski alır ve masadaki bütün tesellileri reddeder. Ne sistem ister ne avuntu. Ömrünün yirmi yılını Los Angeles’ta bir posta dağıtım merkezinde geçirdi, şiirlerini gece yarısı ucuz pansiyon odalarında yazdı, kitaplarına Postane ve Sıradan Delilik Masalları adını verdi. En çok okunan şiiri, göğsünde kapalı tuttuğu bir kuşu anlatır: kuş dışarı çıkmak ister, o kimse görmesin diye bırakmaz. Bukowski’ye göre zaman ne öldürür ne de geri gelmez; kimse bakmazken sessizce tükenir. Masadaki en sade ve en acımasız cümle budur.

FVF Genève
Silindirde Charles Bukowski. Adlar silindirin yedi yüzüne tek tek elle kazınmıştır. Photo: FVF Genève

Listeye bütün olarak bakınca bir şey hemen görünür. Yedi addan beşi İspanyolca yazdı: Bécquer İspanya’dan, Neruda Şili’den, Benedetti Uruguay’dan, Cortázar Arjantin’den, Urquijo yine Madrid’den. Geriye kalan ikisi İngilizce yazan Wilde ile Bukowski’dir. Franc Vila da İspanya doğumludur ve saat Madrid’de bir masada konuşulmuştur. Bu silindir, dünya edebiyatının genel bir seçkisi değil; bir dilin ve bir akşamın hafızasıdır.

Yedi ad, yedi ayrı yoldan aynı yere varır: zaman harcanır ve geri gelmez. Wilde onu sevmenin kendisine, Bécquer dönmeyen kırlangıçlara, Benedetti harcanmayan güne, Urquijo bir son geceye, Neruda anlaşılmadan söylenmesi gerekene, Cortázar değiştirilebilir bir sıraya, Bukowski de kimse bakmazken boşalan bir odaya bağlar.

Zaman, insanoğlunun avucuna bırakılmış en büyük, en cömert ilahi lütuftur; o, ebediyetin omuzlarımızdaki sükûnetini kırılgan bir ömre sığdıran eşsiz bir imkân çölüdür. Ne var ki insan, bu muazzam nimeti saniyelerin soğuk cetveliyle ölçüp tükenen bir ceza sanma nankörlüğüne düşer. Oysa zaman; onu yaratana, aşkın ve hakikatin mutlak sahibine adandığı, O’nun rızasının ve ilahi nizamın tecellisine harcandığı an, fani bir gidişat olmaktan çıkıp ebedi bir şölene dönüşür.

Eğer bu kudsî emaneti tescilli lüzumsuzluklara, dünyanın geçici hırsına ve anın sığlığına kurban ederseniz, zaman ellerinizde eriyen zehirli bir kum tanesi olur; lakin onu zamansızlığın sahibine, o sonsuz kudrete tevdi ederseniz, her bir saniye cennet bahçesinden kopup gelen ilahi bir nefese, soluk soluğa bir vuslat yolculuğuna ve hüsrandan kurtuluşun en kesin sığınağına evrilir.

Ve masanın ortasındaki yedi yüzlü silindir yavaşça döner. Her sabah bir yüz ilerler; bir ad gider, bir ad gelir. Harcanan şeyi ölçmek için yapılmış bir makinenin üstünde, onu harcamaktan şikâyet eden yedi adam.

Yedi şair susar. Sıra mekanizmaya gelir.

format_quote

"Zaman, onu yaratana adandığı an, fani bir gidişat olmaktan çıkıp ebedi bir şölene dönüşür."

Hasan Bekmezci

Bu meclisin ardından Franc Vila’nın saatçiliği devreye girer. Saatin açık mimarisi yedi şairin adını soğuk metale değil, dönen bir parçaya yazar.

İşin kalbi gün silindiridir. FVF1’in seri hâlinde bu silindir yedi yüzlüdür ve her gün bir gün adı gösterir; silindirin yüzlerinden biri her sabah pencereye gelir. Yedi yüz, haftanın yedi günü demektir. 7 Dead Poets’te ise o yedi yüze gün adları yerine yedi şairin adı elle kazınmıştır. Oscar Wilde’dan Bécquer’e, Neruda’dan Cortázar’a geçen zaman, takvimsel bir zorunluluk değil, edebî bir nöbet değişimidir. Sayının yedi olması bir tercih değil, mekanizmanın kendi geometrisidir.

Bu nüshada iki şey evin tarihinde ilk kez görülür. Birincisi altındır: FVF atölyesi bugüne dek hiçbir saatinde altın kullanmamıştı, burada kurma kolu ve şairleri hızlı değiştirmeye yarayan itici altındandır. İkincisi gövdenin yüzeyidir; markanın ilk kez uyguladığı Titalyt işlemi, titanyumun üstünde seramik sertliğinde koyu bir tabaka bırakır. Seri saatin açık gri titanyumuyla bu nüshanın koyu gövdesi arasındaki fark buradan gelir.

Kadran diye bir şey yoktur. Gövde ile ana plaka tek parça hâlinde, beşinci sınıf titanyumdan oyulmuştur; markanın unibody dediği bu kurgu, iskeletleştirilmiş saatlerin klasik zayıflığını, yani gövde esnediğinde mekanizmanın bozulmasını ortadan kaldırır. Önde ve arkada safir, mekanizmayı bir cam kutu gibi sarar. Dişliler, vidalar ve Alman gümüşü köprü çırılçıplak ortadadır.

FVF Genève
Arka taraf. Yeşil kayışın üzerinde, kurma kolu ile şairleri ilerleten itici altından; gövdenin koyu yüzeyi Titalyt işleminden geliyor. Photo: FVF Genève
FVF Genève
Seri FVF1’in kadran tarafı; burada silindir gün adını gösteriyor. Solda sarmal yay, ortada mavi emaye gece gündüz göstergesi, altta uçan tourbillon. Photo: FVF Genève

Altı yönünde uçan bir tourbillon döner ve bir turunu altmış saniyede tamamlar. Denge çarkının çapı sekiz virgül yirmi beş milimetredir; üzerinde dört ayar vidası ve sekiz eylemsizlik vidası taşır, on beş dişli İsviçre maşalı eşapmanla çalışır. Saatte yirmi bir bin altı yüz kere, yani saniyede üç kere salınır. Bu ağırca ritim, kafesin dönüşünü gözle takip edilebilir kılar.

Zembereğin verdiği güç rezervi yüz saattir, yani dört günün üzerinde. Mekanizma otuz iki milimetre çapında ve dokuz buçuk milimetre yüksekliğindedir, yirmi bir taşı vardır ve iki yüz kırk parçadan kurulur; kasalanmış hâlde parça sayısı iki yüz doksan yediye çıkar.

Kasa kırk iki buçuk milimetredir, safir kutu hariç yüksekliği on üç virgül sekiz milimetre, su geçirmezliği otuz metredir. En çarpıcı rakam ise ağırlıktır: deri kayışı ve titanyum tokasıyla birlikte elli dört virgül sekiz gram. Superligero adı buradan gelir.

Kadranı olmayan bir saate uzun uzun bakmak, göğsü açılmış bir bedene bakmaya benzer. Burada hiçbir organ saklanmıyor ve her biri bir diğerinin işini yapmıyor.

Zemberek kalptir. İki şeyi aynı anda yapar: enerjiyi depolar ve onu kontrollü bırakır. Kalbin kendisi de bir pompadan ibaret değildir; kasılmasının gücü kadar, gevşemesinin ölçüsüyle de iş görür. Buradaki zemberek yüz saatlik bir basınç tutar ve onu dört günden fazla bir süreye yayar.

Çark treni dolaşım sistemidir. Zembereğin tek bir büyük itişi, gittikçe küçülen ve hızlanan çarklardan geçerek dağılır; tıpkı aortun basıncının arterlere, oradan kılcallara inerken bölünmesi gibi. Hiçbir noktada enerji yoktan var olmaz, sadece bölünür ve yön değiştirir.

Eşapman kapakçıktır. Kalbin kapakçıkları kanın geri kaçmasını engeller ve akışı sürekli olmaktan çıkarıp atımlara böler. On beş dişli İsviçre maşalı eşapman da aynı şeyi yapar: zembereğin gücünün bir anda boşalmasına izin vermez, onu tek tek, eşit porsiyonlara keser. Bedende de saatte de hiçbir şey sürekli akmaz; her şey atımlarla gider.

Denge çarkı ise ritmi veren düğümdür. Kalpte sinüs düğümü enerji üretmez, sadece ne zaman atılacağını söyler; buradaki sekiz virgül yirmi beş milimetrelik denge çarkı da güç üretmez, sadece saati tutar. Üzerindeki dört ayar vidası ve sekiz eylemsizlik vidası, o düğümün ince ayarıdır. Saatte yirmi bir bin altı yüz kere, yani saniyede üç kere salınır; bir insan kalbinin dinlenme hâlindeki ritminden kabaca altmış kat hızlı.

Bedende iki dolaşım vardır: kalpten akciğere giden küçük dolaşım ve bütün gövdeyi dolaşan büyük dolaşım. Saatte de iki döngü vardır. Küçüğü, eşapman ile denge çarkı arasında saniyede altı kez tamamlanan o kısa gidiş gelişdir; görülmez ama her şeyin zamanlamasını o kurar. Büyüğü ise zemberekten çıkıp çark trenini, ibreleri ve her sabah bir yüz ilerleyen silindiri besleyen yavaş akıştır. Biri olmadan diğeri anlamsızdır.

Altı yönündeki uçan tourbillon, bütün bu düğümü bir kafesin içine alıp dakikada bir kez kendi etrafında çevirir. Sebebi şudur: denge çarkı sabit dursaydı, yerçekimi ona hep aynı yönden asılır ve o yönün hatası birikirdi. Kafes döndüğü için hata her konumda bir diğerini siler. Bedenin de duruş değiştirerek, yatarak, kalkarak kendi basıncını dengelemesi gibi.

Ve açıktaki o sarmal yay, kurma kolunun karşısındaki altın iticinin hemen arkasında durur. Parmağınızla bastırdığınızda sıkışır, bıraktığınızda yerine döner ve silindir bir yüz ilerler. Kadranda gözle görülebilen tek kas odur: bir şair gider, bir şair gelir.

FVF Genève
Uçan tourbillon kafesi yakından. Altmış saniyede bir tur atar; denge çarkı sekiz virgül yirmi beş milimetre çapındadır. Photo: FVF Genève

Bitirme işçiliği de aynı açıklıkta durur. İçe dönük açılar elle parlatılmış, çarklar ve vidalar tek tek bitirilmiş, köprüler elle kazınmış, bazı yüzeyler siyah parlatmadan geçmiş, kimi yerlerde mikro perlaj uygulanmıştır. Kadran olmadığı için bunların hiçbiri saklanamaz; her kusur ilk bakışta görünür.

Bukowski’nin süsten arınmış dizeleri gibi, bu saatin de saklayacak bir yüzü yoktur. Cortázar ise her sabah silindirin bir yüz ilerlemesinde kendini gösterir: zaman akmaz, atlar; okuma sırası değişir. Bunlar seyredenin okumalarıdır, tasarımcının iddiası değil; ama bir kez kurulduktan sonra kadrandan silinmezler.

FVF Genève
Elle kazıma ve içe dönük açılar. Kadran olmadığı için bitirme işçiliği saklanamaz. Photo: FVF Genève
format_quote

"Kadran olmadığı için bu saatin saklayacak bir yüzü yoktur; her kusur ilk bakışta görünür."

Hasan Bekmezci

FVF Genève FVF1 Tourbillon Superligero 7 Dead Poets, mekanik saatçiliğin sınırlarını edebiyatla genişleten tek adetlik bir eserdir.

Franc Vila soğuk metale bir meclis kurmuş; zamanın akışını matematiksel bir olgu olmaktan çıkarıp yedi şairin adıyla taçlandırmıştır. Bu saat zamanı sadece tüketenler için değil, haftanın her gününü bir dizeyle karşılamak isteyenler için üretilmiştir.

Altındaki seri saat, üreticisinin kendi sitesinde: FVF Genève, FVF1 Tourbillon Superligero

Kategori Başyapıtlar
Yazar Hasan Bekmezci
Yayın Tarihi Ekim 15, 2026
Okuma Süresi 9 min read
edit_note

Editöre Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

mail

Dergi Özeti

Dünyanın en önemli saatleri hakkında haftalık haberler için çevremize katılın.