İkinci Dünya Savaşı sonrasının o ağır, varoluşçu Paris’inde; Saint-Germain-des-Prés’nin caz kulüplerinden yükselen trompet sesleri ile edebiyatın kasvetli sayfaları birbirine karışırken, zihni hiçbir kalıba sığmayan muazzam bir dahi sokaklarda yürüyordu: Boris Vian.
O sadece bir yazar değildi. Centrale’den mezun diplomalı bir mühendis, sınır tanımaz bir caz trompetçisi, biyoloji ve patoloji tutkunu, kelimelerin mekaniğini tıpkı bir saat dişlisi gibi söküp takan aykırı bir simyacıydı. 1947 yılında kaleme aldığı ve Fransız edebiyatının en düşsel, en trajik başyapıtlarından biri olan L’Écume des Jours, yani Günlerin Köpüğü, aklın sınırlarını zorlayan eşsiz bir dünyayı doğurdu.
Vian, bu eseri yazarken sıradan bir aşk hikayesi anlatmıyordu. O, gerçekliğin boğucu katılığına karşı hayal gücünün sürreal zırhını giymişti. Romanın kahramanları Colin ve Chloé’nin şiirsel aşkı, görünmez ve amansız bir kuralın tehdidi altına girer: Chloé hastalanır. Ama bu hastalık tıbbın bildiği hiçbir şeye benzemez; Chloé’nin akciğerinde bir nilüfer çiçeği kök salmıştır.
Onu iyileştirmenin tek bir yolu vardır: etrafını sürekli taze, diri ve güzel çiçeklerle donatmak. Akciğerindeki o zehirli nilüferi, dışarıdaki çiçeklerin kokusuyla kandırıp uyutmak. Ancak çiçek pahalıdır, Colin’in parası tükenir ve hastalık ilerledikçe Chloé’nin odası küçülür, duvarlar daralır, ışık solar. Çünkü Vian’a göre insan ruhu ve mekanlar, hissettiğimiz acıların frekansına göre şekil değiştiren akışkan yapılardı.
Romanın diğer bir akıl almaz buluşu ise pianocktail, yani piyano-kokteyldir: piyanoda çalınan her bir notanın, tuşların arkasındaki borulardan farklı bir içkiyi akıtarak müziğin duygusal rezonansına denk gelen bir kokteyl hazırlaması. Melodi acılaştıkça içki sertleşir, uyum arttıkça tatlı bir iksire dönüşür.
format_quote"Vian’a göre mekanlar, hissettiğimiz acıların frekansına göre şekil değiştiren akışkan yapılardı."
Hasan Bekmezci
Boris Vian’ın edebiyatına yön veren o trajik nilüfer imgesi, biyoloji dünyasında ise tam aksine yeryüzünün en kusursuz arınma mekanizmalarından birine işaret eder.
Durgun sularda ve bataklıklarda kök salan nilüfer, çamurun, çürümüş organik maddelerin ve oksijensiz ortamın tam ortasında doğar. Kökleri kirliliğin derinliklerindedir; ancak su yüzeyine çıkardığı yaprak ve taç yapraklar üzerinde kir neredeyse hiç tutunamaz.
Burada bir ayrım yapmak gerekir, çünkü iki ayrı bitki sık sık birbirine karıştırılır. Vian’ın romanındaki ve bu saatin kadranındaki çiçek, Fransızcada nénuphar denen beyaz nilüferdir, yani Nymphaea. Malzeme biliminde lotus etkisi adıyla anılan o efsanevi kendi kendini temizleme özelliği ise aynı sularda yaşayan bir kuzeninde, kutsal lotusta, yani Nelumbo nucifera’da tarif edilmiştir. Botanikçi Wilhelm Barthlott ve Christoph Neinhuis, seksenli ve doksanlı yıllarda bu yaprağı elektron mikroskobu altına koyduklarında karşılarına çıkan şey saatçilikten tanıdık bir şeydi: yüzeyin pürüzsüz değil, kasıtlı olarak pürüzlü olması.
Yaprağın üzeri mikron ölçeğinde mumsu tepecikler ve onların da üzerinde nanometre ölçeğinde kristallerle kaplıdır. Su damlası bu yüzeye düştüğünde düzleşemez; temas alanı neredeyse sıfıra indiği için kusursuz bir küre halini alır ve en ufak eğimde yuvarlanır. Yuvarlanırken de önüne çıkan her toz tanesini, her bakteriyi, her sporu kendine yapıştırıp beraberinde götürür. Yani yaprak temizlenmez; su damlası onu temizler ve bunu yapması için tek gereken bir eğim ile bir yudum yağmurdur.
Vian’ın romanında insanı tüketen o çürütücü botanik imge, gerçek doğada kirli dünyadan kaçmak zorunda kalmadan lekesiz kalmanın en zarif örneğine dönüşür. Bitki bataklığı terk etmez; bataklığın içinde temiz kalmayı öğrenir.
format_quote"Bitki bataklığı terk etmez; bataklığın içinde temiz kalmayı öğrenir."
Hasan Bekmezci
İşte Boris Vian’ın bu sürreal edebiyat başyapıtı, bağımsız saatçiliğin şiirsel evi Czapek Genève’in kurucu ortaklarından ve genel müdürü Xavier de Roquemaurel’in edebiyat tutkusuyla birleşiyor ve yalnızca on sekiz adetle sınırlandırılan Promenade L’Écume des Jours modelinde bileğe taşınıyor.
Kadran, zamanı ölçen bir plakadan çok, romanın sahnelerinin birbiri içinde eridiği lirik bir tuval gibi okunur. Merkezdeki mavi halkalar, suya düşen ilk damlanın yarattığı dalgalanmayı çağrıştırır. Donzé Cadrans atölyelerinde üretilen Goutte d’Eau mine zemin, MD’Art’ın açtığı yuvalara elle oturtulan sedef halka ve yeşim diskle birleşince, suyun ve hislerin akışkanlığı kadranda katman katman birikir.
Kadranın çevresini bir çember gibi saran siyah beyaz piyano tuşları elle boyanır ve Vian’ın o meşhur pianocktail’inden bir melodinin aktığını fısıldar. Tuşlar durur, zaman akar ve melodi kadrandaki sıvıya karışır.
Saatin en sarsıcı detayı sağ alttadır. Lazerle milimetrik olarak kesilmiş yeşim yaprağın üzerinde yükselen, titanyumdan üretilip elle minyüatür boyama sanatıyla renklendirilen bir nilüfer çiçeği yer alır. Bu nilüfer sıradan bir süs değildir; saatin küçük saniyesidir. Dört buçuk yönünde, saniyeler geçtikçe kadranda yavaşça döner. Titanyumdan yapılmasının sebebi şiir değil fiziktir: bir saniye ibresinin ucunda taşınabilecek en hafif kütle gerekir, yoksa mekanizma o ağırlığı düzgün döndüremez.
Her nilüfer tek tek boyanıp tek tek takılır. On sekiz saatin on sekiz çiçeği, bu yüzden birbirinin aynısı değildir.
Otuz sekiz milimetrelik paslanmaz çelik kasanın arkasındaki safir camdan izlenen mekanizma, otomatik Kalibre SXH5.1’dir. Kurma ağırlığı, yüzde yüz geri dönüştürülmüş 950 platinden dökülmüş bir mikro-rotordur; mikro olduğu için çark takviminin üzerini örtmez ve mekanizmanın bütünü görünür kalır. Tek zemberek altmış saatlik güç rezervi verir, frekans saatte yirmi sekiz bin sekiz yüz titreşimdir.
Yedi adet iskeletlenmiş köprü, François Czapek’in on dokuzuncu yüzyıl cep saatlerinden alınmıştır. Köprüler kumlanmış siyah, kenarları pahlı, yanları düz tanelidir. Promenade için Czapek mühendisleri kalibrenin mimarisini yalnızca kadranın güzelliği uğruna değiştirdi ve küçük saniye mekanizmasını doğrudan kadran göstergesinin altına, aynı eksene taşıdı.
Taç tamamen çekildiğinde mekanizma durur, böylece saat bir zaman işaretine saniyesi saniyesine ayarlanabilir. Su geçirmezlik elli metredir. Saat nübuk kayışla ya da Milano örgüsü çelik bileziklerle sunulur ve üç yıl garantiyle satılır. Fiyatı vergiler hariç yirmi altı bin sekiz yüz İsviçre frangıdır.
format_quote"On sekiz saatin on sekiz çiçeği, hiçbiri ötekinin aynısı değil."
Hasan Bekmezci
Czapek Promenade L’Écume des Jours, mekanik bir cihaz olmanın ötesinde; Boris Vian’ın dahi zihninden dökülen kelimelerin, caz tınılarının ve çamurun içinde bile lekesiz kalabilen bir çiçeğin aynı kadranda buluştuğu bir enstrümandır.
Bir yaprağın üzerindeki mikron ölçeğindeki tepeciklerin, hiçbir laboratuvarın tasarlamadığı bir inceliği taşıdığını düşünün. İnsan o yüzeyi ancak elektron mikroskobuyla görebildi, sonra da taklit etmeye çalıştı. Taklit edilen her şeyin bir aslı, her aslın da bir yapanı vardır; Yaratıcı, o ölçüyü insan bakmadan önce koymuştu.
Bu saatin kadranında dönen minyüatür nilüfer saniyesine her baktığınızda; zamanın sadece geçip giden saatlerden ibaret olmadığını, hayatın tıpkı Günlerin Köpüğü’ndeki gibi aşkla, müzikle, kırılganlıkla ve doğanın o lekesiz inceliğiyle yıkanmış lirik bir düş olduğunu anlarsınız.
Saatin üreticisinin kendi sitesindeki sayfası: Czapek Genève, Promenade L’Écume des Jours