Marka ara

Çarkların Ötesindeki İrade: Andreas Strehler Trans-axial Tourbillon

Topraktaki bir atom dört mutfaktan geçerek resim yapan bir elin dokusu olur. Aynı yolu, bir cevher de usta horologun tezgâhında tourbillon kafesine varana dek yürür.

Hasan Bekmezci · · 7 min read
Andreas Strehler

Andreas Strehler

translate Şu dillerde de mevcut English → · Français →

Lüks mekanik saatçiliğin ve bağımsız horolojinin zirve noktalarından biri olan Andreas Strehler Trans-axial Tourbillon, ilk bakışta bir zaman ölçer olmanın çok ötesinde durur; adeta nefes alan, hücresel düzeyde işleyen biyolojik bir organizmayı andırır. Kadranın merkezinde yükselen ve kelebek kanatlarını hatırlatan simetrik köprüler, saat mekaniğini cansız bir metal kümesinden çıkarıp derin bir felsefi boyuta taşır.

Ancak bu saatin sunduğu estetik ve teknik mükemmellik, sadece standart mühendislik kalıplarıyla açıklanamaz. Kâinattaki hücresel yenilenme, rızık taksimatı ve atomların organlara bilinçli sevkiyatı felsefesiyle yaklaşıldığında, Trans-axial Tourbillon bize evrendeki ve insandaki büyük kıyas-ı temsilînin mikro düzeydeki somut bir tezahürünü sunar.

Kâinattaki ve bedenimizdeki atomların mükemmel sevkiyatını daha net kavrayabilmek için önce günlük hayattan üç somut örneğe bakmak gerekir. Şehrin farklı noktalarında bir cam fabrikası, bir çimento istasyonu ve bir bakır madeni olduğunu düşünün. Bu dağınık malzemeler toplanır, işlenir ve tırlara yüklenir. Tır, şehrin yollarından geçerken hiçbir hafriyatı rastgele sokağa dökmez. Cami şantiyesine çimento, okulun pencerelerine cam, hastanenin elektrik panosuna bakır kablo gider. Eğer bakır kablo gidip okulun penceresine takılsaydı sistem çökerdi. İşte gıdalardaki atomların kan damarlarıyla taşınıp göze glikoz, kemiğe kalsiyum olarak tam yerinde kullanılması bu kusursuz lojistiğin sonucudur.

İkinci örnek bir otomobildir. Bir arabanız var ve on yıl boyunca kullanıyorsunuz. Ancak araba her gün gizlice, siz fark etmeden yıpranan cıvatalarını, aşınan lastik moleküllerini ve eskiyen koltuk ipliklerini dışarıdan aldığı hammaddelerle tek tek değiştiriyor. On yılın sonunda arabanın üzerindeki hiçbir atom ilk günkü atom değildir; fakat araba aynı araba olarak durur. İnsanın bu vücut libasını her sene değiştirmesi tam olarak budur. Bedenimizin hücresel binaları sürekli yıkılır ve gelen madde-i lâtife ile yeniden inşa edilir.

Üçüncü örnek bir tarladaki buğdaydır. Önce tarladan toplanır, un yapılır ve hamur olur, fırında pişer ve ekmek olur, kana karışıp bir ressamın parmağındaki kas hücresine enerji verir. Ağız ile mide birinci elektir, bağırsak ikinci, karaciğer üçüncü, doku dördüncüdür. Topraktaki sıradan bir atom, dört mutfaktan geçerek nihayetinde resim yapan bir elin dokusu haline gelir.

format_quote

"Topraktaki sıradan bir atom, dört mutfaktan geçerek nihayetinde resim yapan bir elin dokusu haline gelir."

Hasan Bekmezci

Biyolojide bir gıda maddesinin, örneğin göz hücresine yakıt olacak bir beta-karoten molekülünün hedefine ulaşması tesadüfe bırakılmamıştır; dört kademeli muazzam bir rafineriden geçirilmiştir. İlk mutfak ağız ve midedir. Dişler birer sanayi değirmeni gibi gıdayı fiziken parçalar ve yüzey alanını genişletir; tükürük bezi derhal devreye girerek amilaz enzimiyle karbonhidratların bağlarını kimyasal olarak kırmaya başlar. Mide duvarları üç katlı kas yapısıyla sürekli kasılıp gevşeyerek gıdayı bir çamaşır makinesi tamburu gibi çalkalar. Aynı zamanda midedeki salgı hücreleri, pH değeri bir virgül beş ile iki arasında olan devasa bir hidroklorik asit çözeltisini ve pepsin enzimini salgılar. Bu aşırı asidik ortam proteinlerin karmaşık katlanmış yapılarını çözer ve tüm gıdayı kimus adı verilen homojen bir bulamaç haline getirir.

Mideden çıkan asidik çorba ince bağırsağa geçer ve burada emilim ile ilk mikro süzgeç mekanizması çalışır. Pankreastan gelen alkali salgılar asidi nötralize eder; lipaz, tripsin ve amilaz enzimleriyle gıda amino asitlere, glikoza ve yağ asitlerine kadar ayrıştırılır. İnce bağırsağın iç yüzeyi düz bir boru değildir; havlu kumaşı gibi milyonlarca parmaksı uzantıyla ve bunların üzerindeki mikroskobik kılcal saçaklarla kaplıdır. Bu yapı emilim yüzeyini bir tenis kortu büyüklüğüne ulaştırır. Mikrovillus zarlarındaki taşıyıcı pompalar, hücre dışındaki faydalı besin atomlarını içeri çekerken posayı ve zararlı büyük molekülleri dışarıda bırakır. Öz emilir, posa ayrılır.

Ince Bagirsak Villuslari
İnce bağırsak villuslarının enine kesiti. Her biri parmaksı bir uzantıdır ve üzerindeki mikroskobik saçaklarla emilim yüzeyini bir tenis kortu büyüklüğüne çıkarır. Photo: Mikael Häggström, M.D. / CC0

İnce bağırsakta emilen besinler doğrudan genel kan dolaşımına salınmaz. Kapı toplardamarı adı verilen özel bir otobanla doğrudan karaciğere sevk edilir. Karaciğer vücudun en gelişmiş kimya fabrikasıdır; gıdalarla gelebilecek ağır metaller, toksinler ve bakteriyel atıklar hepatositler tarafından süzülür ve nötralize edilir. Karaciğer glikozu glikojene dönüştürür, amonyağı üreye çevirir, amino asitlerden albümin ve globulin gibi özel proteinleri sentezler. Yani topraktan veya bitkiden gelen ham ve yabancı molekülleri, tamamen insan bedeninin kimyasına uygun ve hücresel düzeyde saf birer yakıt olan madde-i lâtife formuna kavuşturur.

Karaciğerden çıkan bu saf moleküller, kalbin pompalamasıyla aorttan organların kılcal damar ağlarına yayılır. Kılcal damarların duvarları tek bir hücre tabakasından oluşacak kadar incedir; gözün retina tabakasına gelen bir besin molekülü buradaki gözeneklerden doku sıvısına sızar. Göz hücresinin üzerindeki reseptörler kanda geçen molekülü tanır. Tıpkı bir fabrikanın kapısındaki güvenlik memurunun kart okutması gibi, göz hücresi sadece kendi ihtiyacı olan atomları içeri kabul eder. Molekül hücre içine girer ve görme proteinlerinin yakıtı olarak görev yerine tayin edilir.

Yeryüzünde dağınık halde bulunan ham çelik, altın, pirinç ve safir cevherleri de Andreas Strehler’in elinde tıpkı bu biyolojik süreç gibi dört farklı üretim süzgecinden geçer. Birinci mutfakta topraktan çıkarılan ham madenler yüksek sıcaklıklı fırınlarda eritilip saf külçelere dönüştürülür. İkincide külçeler mikron ölçeğinde hassas tezgâhlarda kesilir, çark dişleri ve köprü formları ortaya çıkarılır. Üçüncüde metal parçaları fırınlanıp sertleştirilir, gerilimi alınır ve yüzeydeki mikro çapaklar tasfiye edilir; tıpkı karaciğerin madde-i lâtife üretmesi gibi, metale mukavemet ve saflık kazandırılır. Dördüncüde horolog parçaları mikroskop altında polisaj eder, anglaj yapar ve her çarkı cımbızla saatin içindeki özel memuriyet yerine monte eder.

Topraktaki sıradan bir demir veya bakır atomu, usta horologun planı ve iradesi altında sevk edilerek, Trans-axial Tourbillon’un balans çarkındaki mikro bir vidaya veya tourbillon kafesine adeta bir memur gibi tayin edilerek yerleştirilir.

Andreas Strehler
Kadran tarafı. Kelebek kanatlarını andıran simetrik köprülerin altında tourbillon, remontuar ve sıçramalı saniye aynı düzlemde durur. Photo: Andreas Strehler

Strehler’in bu saate verdiği tam ad Trans-axial Remontoir Tourbillon’dur ve adın ortasındaki kelime, kadranın görünen zarafetinin altındaki asıl memuriyeti tarif eder. İki zemberek kutusundan gelen kuvvet doğrudan tourbillona ulaşmaz. Kuvvet önce, bir yıldız çarkın tuttuğu uydu kolu üzerindeki küçük bir yaya yüklenir. Her saniyede bir, paletli kol yıldız çarkı serbest bırakır, çark bir diş döner ve uydu kolu altı derece ileri sıçrayarak eşapman yayını yeniden kurar. Böylece eşapmana teslim edilen kuvvet, zemberek ister dolu ister boşalmış olsun, hep aynı kalır. Küçük saniye ibresinin akmak yerine saniyeden saniyeye sıçraması da bundandır. Yetmiş sekiz saatlik güç rezervi alışılmadık derecede küçük bir diferansiyel çarkla okunur ve çarkların bir kısmı, Strehler’in kendi geliştirdiği gerçek konik dişli geometrisiyle kesilmiştir. Yani bu saatte kuvvetin dağıtımı da, tıpkı bedendeki rızık taksimatı gibi, ölçülü ve eşit paylar halinde yapılır.

Eski Yunan felsefesinden günümüze ulaşan ünlü Theseus’un Gemisi paradoksu, saatçilik dünyasında Theseus’un Saati olarak karşımıza çıkar ve biyolojik yenilenmenin en somut felsefi analojisidir. Atina Kralı Theseus’un efsanevi ahşap gemisi bir limanda saklanır. Yıllar geçtikçe geminin tahtaları çürür. Gemiyi koruyan denizciler, çürüyen her tahtayı söküp yerine tam olarak aynı boyutta ve aynı ağaçtan yapılmış yeni bir tahta koyarlar. Yüzlerce yılın sonunda gemide ilk günden kalma tek bir ahşap molekülü bile kalmaz; tüm parçalar yenilenmiştir. Soru şudur: bütün parçaları değişen bu gemi hâlâ Theseus’un Gemisi midir, yoksa tamamen başka bir gemi midir? Dahası, eğer sökülen o eski çürük tahtalar bir depoda toplanıp kurutulsaydı ve başka bir usta onları bir araya getirerek ikinci bir gemi yapsaydı, gerçek Theseus Gemisi hangisi olurdu?

Bu felsefi soru doğrudan insan bedeninin ve Andreas Strehler saatçiliğinin kalbine dokunur. İnsan bedeni bir yılda trilyonlarca hücresini apoptoz, yani programlanmış hücre ölümüyle yıkar. Mide zarı birkaç günde bir, deri iki üç haftada bir, alyuvarlar yaklaşık yüz yirmi günde bir yenilenir. Birkaç yıl sonra bedenimizdeki hemen hemen hiçbir atom ilk günkü atom değildir. İnsan vücut libasını tamamen değiştirmiştir. Ancak siz hâlâ aynı insansınızdır; çocukluk hatıralarınız, karakteriniz, ruhunuz ve hukuki kimliğiniz değişmez.

Alyuvarlar
Taramalı elektron mikroskobunda alyuvarlar ve akyuvarlar. Alyuvarlar yaklaşık yüz yirmi günde bir tamamen yenilenir; beden yine aynı bedendir. Photo: Bruce Wetzel, Harry Schaefer, National Cancer Institute / kamu malı

Bu nadide saatin yüz yıl boyunca kullanıldığını düşünelim. Rutin servislerde sürtünmeyle aşınan çarklar yenisiyle değiştirilir, kuruyan sentetik yakut rulmanlar çıkarılıp sıfır yakutlar takılır, esnekliğini yitiren zemberek kutusundan sökülüp yenilenir, contalar ve sentetik yağlar tamamen tazelenir. Yüzyılın sonunda saatin üzerindeki atomların neredeyse tamamı değişmiştir. Peki bu saat hâlâ Andreas Strehler Trans-axial Tourbillon mudur? Cevap kesinlikle evettir. Çünkü saati o saat yapan şey atomların veya metal moleküllerinin kendisi değil, o atomlara giydirilen mimari nizam, geometri, oran orantı ve usta horologun çizdiği fikrî tasarımdır.

format_quote

"Atomlar birer geçici hamallık yapan taşıyıcıdır; asıl olan, o atomları tutan nizam ve manadır."

Hasan Bekmezci
Andreas Strehler
Arka kapaktan görünen mekanizma. Tourbillon köprüsü on sekiz ayar pembe altındandır ve elle parlatılıp pahlanmıştır. Photo: Andreas Strehler

Bu nizam ölçülebilir bir nizamdır. Tonno formundaki mekanizma otuz iki milimetreye otuz milimetredir ve yedi milimetre kalınlığındadır; iki yüz elli parçadan kurulur ve saniyede üç salınım yapar. Kadran gümüş ve safirden yapılmıştır; safirin ardında dönen çarkların bir kısmı da safirdendir, öyle ki bakan göz mekanizmanın bir katından ötekine bakabilir. Kırk bir milimetreye kırk yedi milimetrelik kasa on sekiz ayar pembe altın, platin, çelik veya titanyum olarak yapılır ve yalnızca on milimetre kalınlığındadır. İbreler mavileştirilmiş çeliktendir, kayış ise siyah timsahtır.

Andreas Strehler
Kasa ölçüleri. Kırk bir milimetreye kırk yedi milimetrelik gövde yalnızca on milimetre kalınlığındadır. Photo: Andreas Strehler

Trans-axial Tourbillon’un kadranına baktığınızda, bir eksen etrafında kesintisiz bir zarafetle dönen tourbillon kafesi yer alır. Yerçekiminin sapmalarını sıfırlamak üzere kurgulanan bu mekanizma, saniyenin küçük kesirlerinde kusursuz bir ritimle salınır. Plansız, ustasız ve bilgisiz bir süreçte bu mikro çarkların kendiliğinden birleşip zamanı hatasız tutması imkânsızdır. Topraktaki veya havadaki alelade bir atomun dört süzgeçten geçip, kör bir rastlantıyla değil tam da ihtiyaca binaen insanın göz hücresine bir memur gibi yerleşmesi nasıl tesadüfle açıklanamazsa, Trans-axial Tourbillon’daki yüzlerce mikro parçanın sürtünmesizce birleşip zamanı hatasız tutması da kendi kendine oluşamaz.

Bedenimizdeki atomların ve gözümüzdeki zerrelerin belirli bir nizamla sevk edilmesi, o zerreleri sevk eden sonsuz ilim ve irade sahibinin, insanı öldükten sonra da aynı nizamla tekrar bir araya getirmeye muktedir olduğunun açık bir delilidir.

format_quote

"Düzen varsa, o düzeni tayin eden ve her parçayı görev yerine sevk eden bir akıl ve irade mevcuttur."

Hasan Bekmezci
Andreas Strehler
Yetmiş sekiz saatlik güç rezervi iki zemberek kutusundan gelir ve alışılmadık derecede küçük bir diferansiyel çarkla okunur. Photo: Andreas Strehler

Andreas Strehler Trans-axial Tourbillon bize gösterir ki, düzenin olduğu yerde tesadüfe yer yoktur. En küçük zerre dahi yüksek bir planın ve iradenin emriyle hareket etmektedir. Gerek bir insanın göz hücresine sevk edilen tek bir besin atomu, gerekse bir saat ustasının elinde mikron düzeyinde işlenip tourbillon kafesine yerleştirilen bir çark cıvatası, her ikisi de aynı hakikati haykırır.

Saatin üreticisinin kendi sitesindeki sayfası: Andreas Strehler, Trans-axial Remontoir Tourbillon

Kategori Başyapıtlar
Yazar Hasan Bekmezci
Yayın Tarihi Ekim 5, 2026
Okuma Süresi 7 min read
edit_note

Editöre Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

mail

Dergi Özeti

Dünyanın en önemli saatleri hakkında haftalık haberler için çevremize katılın.