Gece yarısı gökyüzünün mutlak sessizliğine bakan bir antik astronomun gözlerini kapatıp kâinatın görünmez çarklarını düşlediğini düşünün. O astronom için evren; tesadüfen savrulmuş maddeler yığını değil, arkasında sonsuz bir hikmetin, ölçünün ve Kudret’in tıkır tıkır işlediği muazzam bir ilahi mekanizmaydı. Yaratıcı, gökyüzünü sadece izleyelim diye değil; arkasındaki ince mühendisliği, felsefeyi ve Kendi azametini okuyalım diye beş devasa fenomenden oluşan bir düzen kurdu.
Birincisi kütleçekimsel zaman genişlemesidir. Kütleçekimi olmasaydı yıldızlar ve gezegenler uzay boşluğunda dağılıp giderdi. Zamanın kütleçekimiyle esneyip bükülmesi ise kâinatın dinamik dengesidir; karadeliklerin etrafında zamanı yavaşlatarak evrenin kontrolsüzce çökmesini engeller. Yaratıcı bu kanunla insan kibrine bir darbe vurur: zaman, mutlak ve bağımsız bir ilah değildir; Kendisinin yarattığı kütleye boyun eğen, esneyip bükülebilen fani bir mahluktur.
Zamanı gergin bir trambolinin üzerindeki pürüzsüz bir bilye akışı gibi düşünün. Trambolinin ortasına devasa ağır bir gülle koyduğunuzda, trambolinin kumaşı aşağı doğru derin bir kuyu oluşturur. Bilyeler, yani ışık ve zaman, o çukurun etrafında dönerken yolları uzar, adımları yavaşlar. Devasa kütlelerin yanında zaman adeta donma noktasına gelir.
format_quote"Zaman mutlak ve bağımsız bir ilah değildir; esneyip bükülebilen fani bir mahluktur."
Hasan Bekmezci
İkincisi entropi ve zamanın ok yönüdür. Düzensizliğin artma eğilimi olmasaydı kâinatta hiçbir hareket, hiçbir kimyasal tepkime ve hiçbir yaşam oluşamazdı. Yıldızların ısı yayması, hücrelerin enerji üretmesi, suyun akması hep enerjinin yüksekten düşüğe doğru dağılma arzusu sayesindedir. Yaratıcı bu kanunla dünyaya fani mührünü basmıştır; hiçbir şey aynı kalmaz, her şey eskir, dağılır ve yenisine yer açar. Sonsuzluk bu dünyada değil, ahirettedir.
Bir fincan sıcak kahvenin içine damlatılan bir damla sütü hayal edin. Süt kahvenin içinde ilk anda belirgin bir biçime sahiptir. Ancak saniyeler içinde süt kahveye karışır, dağılır ve tüm fincan tek bir renk alır. Hiç kimse o sütün kendiliğinden toplanıp tekrar tek bir damla haline geldiğini görmez. Zamanın ok yönü, o sütün kahvede dağılma yönüdür; geriye dönüşü yoktur.
Üçüncüsü nötron yıldızları, yani pulsarlardır. Devasa yıldızların çökmesiyle oluşan bu aşırı yoğun yapılar, saniyede yüzlerce kez dönerek uzaya kusursuz bir frekansta radyasyon çakar. Bunlar, derin uzay yolculuklarında kaybolmamak için devasa birer kozmik deniz feneri, uzayın şaşmaz nirengi noktalarıdır. Yaratıcı, devasa kaosun ve patlamaların ortasından saniyenin milyonda biri hassasiyetinde şaşmaz bir ritim çıkararak Kendi Alîm ve Hakîm isimlerini sergiler; en büyük kütlelerde bile mutlak bir ölçü olduğunu gösterir.
Bir şehir büyüklüğünde devasa bir çelik gülle düşünün, fakat ağırlığı Güneş’ten daha fazla olsun. Bu devasa kütle kendi etrafında matkap ucu gibi saniyede yüzlerce kez dönüyor ve her dönüşünde uzaya fener gibi ışık çakıyor. Dünyadaki atomik saatler bile bu kozmik saatlerin ritmik kararlılığı karşısında saygıyla eğilir.
Dördüncüsü olay ufkudur. Karadeliklerin etrafındaki bu sınır, kütleçekiminin ışığı bile hapsettiği son çizgidir. Bu sınır, karadeliğin yutma gücünü kozmik bir çerçevenin içine alarak dışarıdaki evrenin düzenini ve yaşamı korur. Olay ufku, Yaratıcı’nın insan aklına koyduğu buraya kadar görebilirsin, ötesi Benim gaybımdır çizgisidir. İnsana acziyetini ve idrakinin bir sınırı olduğunu hatırlatır.
Muazzam bir şelalenin kenarında kürek çeken bir kayıkçı düşünün. Suyun akıntısı şelalenin döküldüğü sınıra yaklaştıkça hızlanır. Öyle bir çizgi vardır ki, o çizgiyi geçtiğiniz an akıntı hızı sizin maksimum kürek çekme hızınızı geçer. Artık ne kadar çabalarsanız çabalayın geri dönemezsiniz; ışık bile o çizgiden sonra karanlığa gömülür.
format_quote"Olay ufku, insana acziyetini ve idrakinin bir sınırı olduğunu hatırlatır."
Hasan Bekmezci
Beşincisi süpernova patlamalarıdır. Büyük patlama anında sadece en hafif gazlar vardı. Eğer ömrünü tamamlayan dev yıldızlar süpernova halinde patlamasaydı; ne kanımızdaki demir, ne kemiklerimizdeki kalsiyum, ne de topraktaki altın oluşabilirdi. Süpernovalar, kâinatın simya fırınlarıdır. Yaratıcı, ölümden hayat çıkarma mucizesini burada gösterir; bir yıldızın görkemli ölümü, milyarlarca yeni gezegenin ve hayatın hammaddesini oluşturur. Bizler kelimenin tam anlamıyla yıldız tozuyuz.
Dev bir yıldızı, içinde sadece basit ham maddelerin bulunduğu kapalı bir fırına benzetebiliriz. Yıldız ömrünün sonuna gelip devasa bir gürültüyle patladığında, fırının içindeki basınç ve ısı milyarlarca dereceye ulaşır. Bu kozmik fırın, değersiz gazları eritip altın, platin, demir ve elmas gibi ağır elementlere dönüştürür ve tüm evrene bir bereket gibi saçar.
İşte o antik astronomun düşlediği bütün bu ilahi hikmetler, analojiler ve kozmik kanunlar; İsviçreli saat ustası Rémi Maillat’nın elinde mekanik bir sanat eserine dönüşür. Krayon Everywhere Horizon, markanın ilk Everywhere saatinden sonra yapılmış, sahibiyle konuşula konuşula kurulmuş tek bir parçadır ve GPHG’de yenilik ödülünü almıştır. İçindeki Universal Sunrise Sunset kalibresi, dünyanın herhangi bir noktasında güneşin doğuş ve batış saatlerini mekanik olarak hesaplayan ilk ve tek düzenektir; beş yüz doksan beş parçadan kurulmuştur, kendi kendine kurulur ve saniyede üç kez salınır.
Bükülen zamanın kadrandaki izi, kasayı çevreleyen kavisli yüzey ve elle dizilmiş baget pırlantalardır; kadrandaki kavisli yirmi dört saatlik skala, zamanın düz bir cetvel değil, kütleçekiminin huzurunda bükülen esnek bir doku olduğunu bilekte canlı tutar. Entropinin geri dönüşsüz kapısı ise kadrandaki döner gece ve gündüz diskidir. Gecenin mavisi ile gündüzün sarısı arasındaki o ince hat, kahveye karışan süt damlası gibi zamanın geriye sarmayan tek yönlü akışını, geçen her saniyenin evrende bırakılmış geri dönülmez bir iz olduğunu hatırlatır.
Pulsar hassasiyetine karşılık gelen yer, mekanizmanın kendisine verilen parametrelerdir. Kullanıcı, bulunduğu noktanın enlemini ve boylamını, saat diliminin UTC’ye göre farkını, günün tarihini ve ayı saate girer; dişli sistemi bu beş girdiyi birleştirip o noktadaki doğuş ve batış saatlerini hesaplar. Enlem altmış derece kuzey ile altmış derece güney arasında ayarlanabilir, çünkü bu sınırların ötesinde yıl boyunca her gün bir doğuş ve bir batış yaşanmaz. Saat dilimi yarım saatlik adımlarla girilir; Hindistan gibi yarım dilimli ülkeler için bu şarttır. Yaz saati uygulamasına geçildiğinde kadrandaki ok takip edilerek bir saatlik düzeltme yapılır. Bütün bu ayarlar tek bir kurma koluyla, kadrandaki seçicinin gösterdiği fonksiyon üzerinden yapılır.
Olay ufkunun kadrandaki karşılığı, saate adını veren ufuk çizgisidir. Güneş simgesi gece ile gündüzü ayıran o çizgiyi geçtiği an gözden kaybolur; ışık yerini gecenin koruyuculuğuna bırakır. Süpernova mirası ise saatin maddesindedir: kasayı, işlenmiş kadran dokusunu ve pırlantaları oluşturan her bir ağır atom, milyarlarca yıl önce patlayan o antik dev yıldızların kozmik fırınlarında pişmiştir. Usta, elinde tuttuğu bu yıldız tozlarını işleyerek Yaratıcı’nın maddede tecelli eden sanatını insan bileğine taşır.
Krayon Everywhere Horizon, bileğinizde sadece zamanı gösteren bir araç değildir; Yaratıcı’nın evrene koyduğu beş devasa hikmeti, felsefeyi ve matematiksel nizamı tek bir ufuk çizgisinde hesaplayan, insan zekâsının o ilahi akla sunduğu mekanik bir saygı duruşudur.
format_quote"İnsan zekâsının o ilahi akla sunduğu mekanik bir saygı duruşu."
Hasan Bekmezci
Saat, üreticisinin kendi sitesinde: Krayon, Everywhere Horizon