Eylül’ün ortasında, öğleden sonra üçte, bir deniz mikrobiyolojisi enstitüsünün bodrum katındaki basınç laboratuvarı sessizdi. Çelik bir kültür kabının içinde su yüz yirmi iki derecedeydi ve yalnızca üzerine bindirilen iki yüz atmosferlik basınç sayesinde sıvı kalıyordu. Kabın başında iki kişi vardı: mikrobiyolog Dr. Harun Soylu ve termofilik enzim uzmanı Dr. Nevin Derin.
Ekranda hücre sayımı yükseliyordu. Normal bir canlının bütün proteinlerini, DNA bağlarını ve enzim yapısını saniyeler içinde yumurta akı gibi pıhtılaştırıp yok edecek bir sıcaklıkta, Methanopyrus kandleri yalnızca hayatta kalmıyordu. Bölünüyordu.
Lise biyolojisinden beri öğretilen o katı termodinamiği hatırla Nevin, dedi Dr. Harun. Yüz derece suyun kaynama sınırıdır, üzerindeki her organik doku kırılır, proteinler büzüşür ve hayat biter. Isı, biyolojinin nihai düşmanıdır.
Isıyı yalnızca yıkıcı bir enerji saydık Harun, diye karşılık verdi Dr. Nevin Derin. Oysa bu canlı bir bakteri bile değil; arke âleminden geliyor. Ve arkelerin hücre zarı bizimkinden başka türlü bağlanmış. Bizim zarlarımızda yağ asitleri gliserole ester bağıyla tutunur; ester bağı bu sıcaklıkta su içinde çözülür. Arkelerde ise aynı yer eter bağıyla kurulmuştur ve eter bağı kaynar suda kopmaz. Aradaki fark tek bir oksijen köprüsüdür ve o köprü hayatın sınırını kırk derece yukarı taşır.
Bunu kavramak için üç benzetme yeter. Birincisi erimeyen bir fırın malzemesidir: sıradan bir plastiği fırına atarsanız akar, oysa bazı seramik kompozitler fırında yumuşamaz, tam tersine kristalleşip sağlamlaşır. İkincisi tersine çalışan bir motordur; bu canlı oda sıcaklığında ölmez ama çoğalamaz da, pistonları ancak seksen dört derecenin üzerinde dönmeye başlar. Üçüncüsü bağlantının kendisidir: diğer canlıların zarları pamuk ipliğiyle dikilmişse, bunun zarı çelik halatla kaynaklanmıştır.
Bu arke 2008’de Hint Okyanusu’ndaki Kairei adlı hidrotermal baca alanından alınan bir örnekten üretildi ve laboratuvarda yüz yirmi iki dereceye kadar çıkarıldı. Bugün hâlâ, herhangi bir canlının üreyebildiği en yüksek sıcaklık odur. Dikkat edilecek nokta şudur: bu sıcaklık ancak basınç altında mümkündür, çünkü basınç olmadan su buhara dönüşür ve ortada içinde yaşanacak bir sıvı kalmaz. Yani hayatı mümkün kılan şey yalnızca ısı değil, ısı ile basıncın birlikte tuttuğu o dar aralıktır.
format_quote"Hayatın sınırını kırk derece yukarı taşıyan şey tek bir oksijen köprüsü."
Hasan Bekmezci
Isı ile basıncın birlikte iş gördüğü bir başka yer de bir saat kasasıdır. Girard-Perregaux, Laureato Absolute ailesini 2019’da tanıttığından beri malzeme tarafında durmadan deneme yapıyor ve 8Tech adını verdiği yöntem bu denemelerin bugünkü noktası.
Kasa tek parça bir metal bloktan oyulmuyor. Sekizgen biçimde kesilmiş karbon parçalar bir kalıbın içine dökülüyor, üzerlerine reçine veriliyor ve bütün yığın ısı ile basınç altında tek bir gövdeye dönüştürülüyor. Parçalar kalıbın içine rastgele yerleştiği için ortaya çıkan desen hiçbir zaman tekrarlanmıyor. Kasa işlendiğinde o sekizgenlerin kesit yüzeyi açığa çıkıyor ve Girard-Perregaux’nun kendi tarifiyle Şam çeliğini andıran dalgalı bir doku bırakıyor. Sekizgen seçimi tesadüf değil; Laureato’nun 1975’ten beri taşıdığı imza, sekizgen bezelidir.
Sonuç çelikten beş kat hafif, buna karşılık mukavemeti ve rijitliği çelikle kıyaslanabilir bir karbon-titanyum kompozittir. Kırk dört milimetrelik kasa on yüz metre su geçirmezdir, önü de arkası da safirdir.
format_quote"Parçalar kalıba rastgele düştüğü için aynı desen bir daha çıkmıyor. Her kasa tek."
Hasan Bekmezci
İçeride GP03300 kalibresi çalışır. Otomatik kurmalı bir kronograf mekanizmasıdır; iki sayaç, bir küçük saniye ve bir tarih göstergesi taşır. Dört yüz on dokuz parçadan oluşur, yirmi altı milimetreye yakın çapıyla kasanın içini rahat doldurur ve saniyede dört devirle salınır. Köprülerinde Cenevre çizgileri, kenarlarında pah kırma, yüzeylerinde düz tanecik işçiliği vardır. Dışarıdan bakıldığında saat bir alet gibi durur, arkasını çevirdiğinizde bir atölye işi olduğu anlaşılır.
Burada dürüst olmak gerekir. Girard-Perregaux bu kasa için bir ısı dayanımı iddiası ortaya atmıyor; söylediği şey hafiflik, sertlik ve her örneğin kendine ait olduğudur. Saati hidrotermal bacanın yanına götürmek kimsenin aklından geçmedi.
Yine de iki yerde aynı ilke çalışıyor. Ne o kasa ne de o hücre, ısıya rağmen var oldu. İkisi de ısı sayesinde var oldu. Reçine basınç ve sıcaklık olmadan sertleşmez, karbon parçaları birbirine tutunmaz. Arkenin zarı da soğukta işe yaramaz; o molekül yapısı tam olarak kaynar suda çalışmak üzere kurulmuştur. Benzetme üreticinin iddiası değil, seyredenin okumasıdır.
Asıl soru şudur: bir hücrenin zarına, kaynar suda kopmayacak bağı kim koydu? O bağ kendi kendine seçilmedi. Yanlış seçimin bedeli, daha ilk denemede ölümdür ve ölen bir hücre ikinci denemeyi yapamaz. İnsan bir kompozitin reçetesini bulmak için yıllarca deneyebilir, bozulanı atıp yeniden dener. Canlıya böyle bir imkân tanınmadı; o, ilk günden doğru yapılmış olmak zorundaydı.
format_quote"İnsan bozulanı atıp yeniden dener. Canlıya o imkân tanınmadı; ilk günden doğru olmak zorundaydı."
Hasan Bekmezci
Laureato Absolute 8Tech, ısının yalnızca bir yıkım sebebi olmadığını hatırlatır. Kasanın üzerindeki o dalgalı dokuya baktığınızda gördüğünüz şey bir süsleme değil, sıcaklık ile basıncın birlikte bıraktığı imzadır. Aynı imzayı, hiçbir insanın elini sokamayacağı bir suyun içinde bölünmeye devam eden bir hücrede de okuyabilirsiniz.
Saatin üreticisinin kendi sitesindeki sayfası: Girard-Perregaux, Laureato Absolute 8Tech