Gecenin İçinde Bir İsyan
Bir sprey boya kutusunun gecenin sessizliğinde tısladığını, gri bir betonun üzerinde rengin bir anda patladığını düşünün. Sokak sanatı; kuralsız, hızlı, isyankâr ve bir o kadar özgür. Şimdi de dünyanın en disiplinli, mikronlara takıntılı zanaatını, İsviçre saatçiliğini hayal edin. Peki ya bu iki uç, bu iki zıt ruh, tek bir bileğin üzerinde çarpışırsa ne olur?
Cevabı, Christopher Ward'ın yeni eseri: The Twelve Xander. Marka, iskelet mekanizmalı amiral gemisi Twelve X'i, sokak sanatçısı Chris Alexander'a, namıdiğer The Dial Artist'e emanet etti ve ona tam bir özgürlük tanıdı. Ortaya, 150 adetle sınırlı, her biri benzersiz bir renk patlaması çıktı. Ama bu, yalnızca renkli bir kadran değil; asıl hikâye saatin arkasında, kimsenin cesaret edemediği bir yerde saklı.
The Dial Artist: Chris Alexander
İskoçya'nın Perth kentindeki bir stüdyoda, grafiti ve sokak sanatından beslenen bir adam çalışır: Chris Alexander. Saat dünyasında The Dial Artist, yani Kadran Sanatçısı olarak tanınır; IFL Watches gibi projeler için ürettiği rengârenk, elle boyanmış özel kadranlarla bir kült hâline gelmiştir. Onun estetiği, betondan bileğe taşınan bir başkaldırıdır.
Alexander kendi işini şöyle anlatır: Kaotik görünmeli. Hızlı görünmeli. Sanki elime bir fırça alıp boyayı öylece sıçratmışım gibi görünmeli. Kulağa basit geliyor, değil mi? İşte tam da bu, sanatın en büyük yanılsamasıdır: gerçek, bu cümlenin tam tersidir.
Mükemmel Tuval: The Twelve X
Bu isyanın üzerine işleneceği tuval sıradan değildi. Christopher Ward'ın iskelet mekanizmalı amiral gemisi Twelve X (Ti), markanın kendi imalatı CW-001 kalibresiyle çalışır ve titanyumdan yapılmıştır. İskelet mimari, mekanizmanın normalde gizli kalan köprülerini, çarklarını ve yüzeylerini gün ışığına çıkarır; yani boyanmayı bekleyen bir tuval sunar. Alexander'ın yapması gereken tek şey, bu üç boyutlu tuvale kendi kaosunu getirmekti. Ama o kaosun bedeli, tahmin ettiğinizden çok daha ağırdı.
900 Saat, 1.200 Parça: Bir Sabır Aritmetiği
Genellikle iskelet bir saatte özelleştirme yalnızca ön yüzde yapılır; en fazla boyanmış bir rotor eklenir, o kadar. Christopher Ward ise bu ezberi bozdu: Alexander'a mekanizmanın tam sekiz farklı görünür bileşenini, yani köprüleri, tarih halkasını (chapter ring), salınım ağırlığını (rotor) ve daha fazlasını elle boyama özgürlüğü verdi. Üstelik tek bir saat için değil. Marka, bu sekiz parçayı 150 kalibrenin hepsinden tek tek çıkarıp sanatçının Perth'teki stüdyosuna gönderdi.
Şimdi hesabı yapalım: sekiz parça çarpı 150 saat, eder 1.200'den fazla parça; kadran tarafındaki bileşenleri de ekleyince sayı 1.300'ü aşar. Chris Alexander, 1.200 ayrı parçayı tek tek, kendi elleriyle boyadı ve bu, tam 900 saat sürdü.
Peki neden 900 saat? Çünkü o rastgele görünen sıçrama, gözün kendine söylediği tatlı bir yalandır. Her tek parça, birden fazla aşamadan geçer: önce astarlanır (priming), sonra airbrush ile kat kat renklendirilir, ardından ince fırçayla elle boyanır (hand-painting) ve en sonunda vernikle sabitlenip bitirilir (finishing). Milimetrik bir köprü ya da minicik bir çark için bile bu döngü baştan sona tekrarlanır. 1.200 parçayı bu çok aşamalı süreçten geçirmek, işte o 900 saati doğurur. Bir büyüteçle bakın: o 'öylece sıçratılmış' sandığınız her damla, aslında kılı kırk yaran bir kontrolün eseridir. Vay be, ne ustalar var dedirten şey tam da budur.
Kılpayı Bir Denge: İşleyen Bir Mekanizmayı Boyamak
İşte asıl ürperten kısım burada başlar. Sabit bir kadranı boyamak bir şeydir; ama işlevsel, hareket eden mekanizma parçalarını boyamak bambaşka bir şeydir. Bir köprü, çarkların millerini taşır; tarih halkası hizalanmak zorundadır; salınım ağırlığı saniyede döner. Bu parçaların üzerine sürülen bir boya katmanının kalınlığı, mikron düzeyindeki toleransları bozup koca mekanizmayı durdurabilir. Dahası, bu Alexander'ın hayatında ilk kez bir mekanizma parçasını boyamasıydı.
Bu yüzden sanatçı, boyanmış parçaları İsviçre'nin Biel kentindeki Christopher Ward atölyesine geri gönderdi. Oradaki saat ustaları her parçanın toleransını tek tek ölçtü, boyanın kalibrenin performansını etkileyip etkilemediğini sınadı ve mekanizmayı ancak bu testlerden sonra monte etti. Sanat ile mühendislik, burada mikron mikron pazarlık etti; kaos, kusursuz bir kronometrenin içine ancak bu titizlikle sığdırılabildi.
Saatin Kimliği
Tüm bu sanatı taşıyan gövde de hafife alınacak gibi değil: 41 x 44,5 x 12,3 mm ölçülerinde, açılı hatlı bir titanyum kasa (gövde ve arka kapak Grade 2, bezel Grade 5), dikey fırçalanmış yüzeyler ve parlak pahlarla. Kalbinde markanın kendi imalatı CW-001 kalibresi atar: 26 taşlı, otomatik (elle kurma ve saniye durdurma özellikli), saatte 28.800 titreşim (4 Hz), yan yana iki zemberekle 120 saatlik güç rezervi ve günde yalnızca -4/+6 saniye sapmayla COSC sertifikalı bir kronometre.
Su geçirmezliği 100 metre, arka kapağı safir sergi camlı. 150 adetle sınırlı bu koleksiyon, beyaz entegre kauçuk kordon ya da Grade 2 titanyum bilezik seçenekleriyle sunuluyor. Yani karşınızda hem bir sanat eseri hem de ciddi bir saat var; iki katı fiyat isteyen markalara meydan okuyan bir işçilikle.
150 Kez Tekrarlanamayan Bir An
The Twelve Xander'ın en güzel yanı şudur: 150 adedin hiçbiri diğerinin aynı değildir. Aynı fırça, aynı sıçramayı iki kez yapamaz; her bir saat, o 900 saatin içinden geçen tekrarlanamaz bir anın donmuş hâlidir. Betonun üzerindeki asi ruh ile İsviçre'nin mikron disiplini, ilk kez bu kadar samimi bir kucaklaşmayla buluşur.
Biz burada yalnızca bir saati incelemiyoruz; bir sanatçının 900 saat boyunca bir büyütecin ardında verdiği sabır savaşını, işçiliğin en ince damarına inen bir adanmışlığı anlatıyoruz. Ve koluna her baktığında o renk patlamasında yalnızca zamanı değil, insan elinin sınırlarını zorlayan bir tutkuyu göreceksin.