Sicim sicim dokunmuş üç boyutlu bu kafes,
Maddenin bağrında saklı ilahi bir nefes.
Samanyolu dönüyor katrilyon yıldız ile,
Altıncı boyutta çarklar gelir dize ve dile.
Işığı büken Kütle Çekim, karanlığın gözü var,
O Sonsuz Mimar’ın her kadru kadranda izi var.
Sicim Kuramı’nın, yani M Kuramı’nın öngördüğü on bir boyutlu uzay zaman sürekliliğinde, bizim algıladığımız üç uzay ve bir zaman boyutu yalnızca buzdağının su üstündeki kısmıdır. Geri kalan boyutlar, Calabi-Yau manifoldları denilen kıvrımların içine sarılmıştır.
Tüm olası evrenlerin ve zaman çizgilerinin aynı anda uzandığı o altıncı boyut katmanında iki şuurlu varlık karşı karşıya geldi: dünyalı astrofizikçi ve şair Ege Alper ile uzay zamanın kıvrımlarını bizzat idrak edebilen, nurani ve şuurlu bir varlık olan Kozmik Muhatap.
Ege Alper, üç boyutlu dünyanın kütle çekiminden sıyrılmıştı. Burada ne geçmiş vardı ne de gelecek. Her şey aynı anda şimdinin içindeydi.
Ege Alper söze girdi. Ey kâinatın derinliğini mısra mısra okuyan, dedi. Bedenim üç boyutlu toprağa bağlıydı ama zihnim hep Samanyolu’nun o yüz bin ışık yılı genişliğindeki sarmal kollarında dolanırdı. Bakıyorum da buradan evren, bir kadife üzerine dökülmüş elmas tozlarından farksız.
Kozmik Muhatap cevap verdi. Çünkü sizler aşağı evrende sadece ışığın yansımasını görürsünüz Ege. Oysa o Samanyolu dediğiniz galaktik ev, yüz ila dört yüz milyar arası yıldızın, devasa kuantum vakum dalgalanmalarının ve gözünüzle göremediğiniz karanlık maddenin üzerinde yüzen incecik bir kâğıttır. Evrendeki maddenin yaklaşık yüzde seksen beşi odur ve siz onu hiç görmediniz.
İki şuurlu varlık, altıncı boyutun şeffaf kürsüsünden Samanyolu’nu kuşbakışı izlerken mısralar ve kelamlar havalarda uçuşmaya başladı.
Hiçlik zannettiğimiz vakum bile boş değil, dedi Ege Alper. Kuantum vakum dalgalanmalarıyla anlık var olup yok olan sanal parçacıklar, aslında Yaratıcı’nın kâinata sürekli üflediği ol emrinin kuantum düzeyindeki titreşimleridir. Üç büyük kitabın üçü de aynı yerden başlar: önce bir buyruk, sonra ışık. O ışık belirmeden önce vakum çoktan köpürüyordu.
İşte o ışığı bir arada tutan gürbüz iskelet karanlık maddedir Ege, dedi Kozmik Muhatap. Eğer o görünmez madde kütle çekim kuyuları açmasaydı, Samanyolu’nun sarmal kolları olan Kalkan Erboğa ile Perseus kolları dağılıp giderdi. Göğün tabaka tabaka ve kusursuz bir düzen içinde kurulduğunu söyleyen o kadim ifade, tam olarak bunu anlatır. O gizli kütle çekimi olmasa bu gerdanlık dağılırdı.
Samanyolu’nun tam kalbinde, dört milyon güneş kütlesinde devasa bir canavar yatıyor, dedi Ege Alper. Sagittarius A yıldızı, yani süper kütleli kara delik. Işığı bile yutan, zamanı durduran o nokta. Peygamber Musa’ya buyruklar verilirken dağda tecelli eden ve dağı un ufak eden azamet gibidir kara delikler. Zamanın ve mekânın hükmünü yitirdiği yerdir.
O kara delik, galaksinin çarkıdır, dedi Kozmik Muhatap. Sizin güneşiniz onun etrafında saatte sekiz yüz yirmi sekiz bin kilometre hızla koşar ve bir turunu ancak iki yüz otuz milyon yılda tamamlar. Başlangıç ve son aynı yerdedir diyen eski sözün karşılığı budur. Bütün galaksi O’ndan çıkar, O’nun koyduğu çekim yasasıyla döner ve O’na döner.
Zincirin şeması basittir. Kuantum vakum dalgalanmaları karanlık maddeyi besleyen zemindir; karanlık madde galaksinin görünmeyen iskeletidir; o iskeletin merkezinde Sagittarius A yıldızı bir çark gibi döner; ve o çarkın çevresinde yüz milyarlarca yıldız, aralarında bizim güneşimiz, kendi yörüngelerinde yürür. Dört halka, tek bir düzen.
format_quote"Ne tesadüfe yer var burada, ne feleğe mahkûm."
Hasan Bekmezci
Ege Alper ile Kozmik Muhatap, altıncı boyutun sarmallarında yürürken Samanyolu’na yazılmış şu mısraları karşılıklı okudular.
Sarmal kollarında dönen katrilyonca tohum,
Ne tesadüfe yer var burada, ne feleğe mahkûm.
Karanlık Enerji genişletir bu sonsuz göğü,
Çözer altıncı boyut zihindeki o kör düğümü.
Güneş bir zerre orada, Dünya bir toz tanesi,
Lakin insan kalbindedir kâinatın manası.
Işığı büken Zât’a ant olsun ki bu nizam,
Tek bir Mimar’ın eseridir, mükemmel ve tam.
format_quote"Güneş bir zerre orada, Dünya bir toz tanesi; lakin insan kalbindedir kâinatın manası."
Hasan Bekmezci
Ege Alper ile Kozmik Muhatap’ın altıncı boyutta tanıklık ettiği bu kütle çekimsel, kuantum düzeyindeki ve galaktik heybet; insan aklının ve mikroskobik ölçekteki el işçiliğinin ulaşabileceği en yüksek zirvede bir saat olarak somutlaşır: De Bethune Kind of Blue Tourbillon.
Markanın kendi kataloğunda DB28XSTB referansıyla durur ve otuz dokuz milimetrelik DB28 Kind of Blue’nun tourbillonlu hâli olarak tanıtılır. Saat, altıncı boyuttan üç boyutlu evrenimize düşmüş kozmik bir nesne gibidir.
Kasa da kadran da mavileştirilmiş ve cilalanmış beşinci sınıf titanyumdandır. Denis Flageollet’nin kurduğu atölyede titanyum, boya ile değil ısıyla renklendirilir: metal alevin altında belli bir sıcaklığa getirilir ve yüzeyinde oluşan oksit tabakası ışığı kırarak bu maviyi verir. Yani kadrandaki mavi, metalin üzerine sürülmüş bir şey değil, metalin kendisinin bir hâlidir.
Bu mavinin okuyucuya düşündürdüğü şey, Ege Alper’in altıncı boyuttan baktığı o boşluktur. Kadranda tek bir yıldız yoktur; karanlığın kendisi vardır. Markanın elle çakılmış beyaz altın ve pırlanta pimlerle dokunmuş yıldızlı göğü, kırk iki virgül altı milimetrelik DB28 Tourbillon’da durur. Burada ise gökyüzü boyanmamış, boşaltılmıştır.
Kadranın merkezinde yükselen üçgen köprü, saatin bütün mimarisini tek bir hat üzerinde toplar. Altında, saat altı yönünde otuz saniyelik tourbillon kafesi durur. Bu kafes silisyum ve titanyumdan yapılmıştır ve markanın 2008’deki buluşudur; dakikada bir değil, her otuz saniyede bir tam tur atar ve aynı zamanda saniyeyi gösterir.
Burada bir yanlış anlamayı düzeltmek gerekir. Tourbillon, yerçekiminin zamanı bükmesini ortadan kaldırmaz; öyle bir şey mümkün değildir. Yaptığı şey çok daha mütevazı ve çok daha zekicedir: saat dik dururken yerçekimi salınan organı tek yönden çeker ve hızını bozar. Kafes bütün o organı sabit bir ritimle döndürerek çekimin yönünü sürekli değiştirir, böylece hatayı bir turun içinde kendi kendine götürür. Yani tourbillon zamanı değil, zamanı ölçen şeyi korur.
İçeride DB2009V7 kalibresi çalışır. Elle kurulur ve kendi kendini düzenleyen çift zemberekten beş gün yürür. Balans çarkı titanyumdandır ve içine beyaz altın parçaları yerleştirilmiştir; sıcaklık farklarına ve hava direncine karşı böyle ayarlanmıştır. Eşapman çarkı silisyumdandır, balans yayı ise markanın kendi patentli düz uçlu formundadır.
Kasanın iki yanındaki yüzen kulaklar, markanın 2006’da patentlediği düzenektir. Kasa onların arasında asılı durur ve bileğin kıvrımına kendi kendine oturur. Her iki tarafta da bin sekiz yüz Vickers sertliğinde, çift taraflı yansıma önleyici kaplamalı safir cam vardır.
Altıncı boyutta buluşan Ege Alper ve Kozmik Muhatap, bileklerine doğan bu saate baktıklarında aynı hakikatte birleştiler.
Eğer bir insan, bu ısıl mavi titanyum kadrana, otuz saniyelik mikro tourbillon kafesine ve beş günlük çift zembereğe baktığında bu saat tesadüfen bir ısı patlamasıyla oluştu, çarklar kendi kendine yerleşti diyemiyorsa ve Denis Flageollet gibi bir usta mimarın varlığını zorunlu görüyorsa; yüz bin ışık yılı genişliğindeki Samanyolu’nu sarmal kollarla dokuyan, yüz milyarlarca yıldızı bir düzen içinde döndüren, kuantum vakum dalgalanmalarıyla varlığa hayat veren, karanlık maddeyle galaksileri ayakta tutan ve insan kanındaki demire kadar o kozmik elementleri işleyen O Sonsuz Mimar ve Sanatçı nasıl görmezden gelinebilir?
Gökyüzünü okyanus mavisine boyayan da, altıncı boyutta sicimleri titreştiren de, saat ustasının zihnine o dehayı veren de O’dur. Kâinat, O’nun varlığını haykıran devasa ve canlı bir kadrandır.
format_quote"Kâinat, O’nun varlığını haykıran devasa ve canlı bir kadrandır."
Hasan Bekmezci
Saat, üreticisinin kendi sitesinde: De Bethune, Kind of Blue Tourbillon