20 Nisan 1818 sabahı Londra limanı ağır bir sis ve halat kokusuyla uyanırken, yirmi bir yaşındaki İsviçreli genç saat ustası Édouard Bovet, Doğu Hindistan Şirketi’ne ait Orwell kalyonunun güvertesine adım attı. Doğduğu Val-de-Travers vadisinin dik dağlarından ve Fleurier’nin sessiz atölyelerinden çok uzaktaydı. Kamarasındaki sandıkta, pirinç ve altından imal edilmiş son derece hassas dört cep saati duruyordu. Hedef, haritaların henüz tam çizilmediği, Batılılar için gizemli bir masaldan ibaret olan Çin’di.
Kalyon meşe kaburgalarını dalgalara vurarak açıldıkça karayla bütün bağlar koptu. Dört ay sürecek bu sefer, insan iradesinin doğanın gücüyle yüzleştiği amansız bir sınavdı.
Ümit Burnu’nun dalgalarını aşıp Hint Okyanusu’nun sonsuzluğuna girdiklerinde günlerle geceler birbirine karıştı. Denizciler için zaman; rüzgârın yön değiştirmesi, yelkenlerin gıcırtısı ve gökyüzünü kaplayan fırtına bulutlarıyla ölçülüyordu. Édouard Bovet ise her gece kamarasına çekiliyor, mum ışığında sandığını açıp saatlerinin tıkırtısını dinliyordu.
Ahşap gövdesi sallanan kalyon belirsizliğe sürüklenirken, o küçük çarkların kusursuz bir ritimle dönmeye devam etmesi Bovet için bir düzene tutunmaktı. Okyanusta yön bulmanın tek yolu gündüzleri usturlapla güneşin açısını ölçmek, geceleri kutup yıldızına güvenmekti. Yeryüzü tamamen akışkan bir su kütlesiyken, zaman ve gökyüzü yegâne sabit rehberlerdi. Ayağınızın altındaki her şey hareket ediyorsa, pusulanız artık bir cihaz değil bir alışkanlıktır.
16 Ağustos 1818’de, tam dört aylık bir seferin ardından Orwell, Canton limanına demir attı. Bovet ürettiği saatleri saray temsilcilerine ve yüksek bürokratlara gösterdiğinde büyük bir hayranlık yarattı; dört saat neredeyse anında ve toplam on bin İsviçre frangına alıcı buldu. Bu, o günün ölçüleriyle astronomik bir rakamdı. Dört yıl sonra, 1822’de kardeşleriyle birlikte kendi evini kurdu ve Çin’de birinci sınıf her saate kısaca Bovet denmeye başlandı.
Édouard Bovet’nin o yüz yirmi günlük macerası, iki asır sonra bu saatte mikro sanatın diliyle yeniden hayat buluyor.
Kadranın merkezinde, fırtınalı mavi denizlerin üzerinde süzülen Orwell duruyor. Bu bir mine değil: sahne kıl kalınlığındaki fırçalarla elde boyanmış bir minyatür. Ve içine gizlenmiş bir sürprizi var; boyanın içine karıştırılan Super-LumiNova sayesinde karanlıkta bütün sahne kendi ışığını veriyor. Yani gemi gündüz boyanmış bir resim, gece ise kendi kendine görünen bir manzara. Bir denizcinin en çok ihtiyaç duyduğu şeyin gece görüş olduğunu hatırlayan bir karar.
Kadranın üst sağında yükselen ışınlı güneş ve altta köpürerek kabaran dalga boya değil, on sekiz ayar kırmızı altının elde oyulmasıyla elde edilmiş kabartmalar. Işık kadrana vurduğunda dalganın sırtı gerçekten parlıyor, çünkü orada gerçekten kaldırılmış ve biçimlendirilmiş madde var. Resmin bir yerinde boyayı bırakıp metale geçmek, bir ressamın heykeltıraşa dönüştüğü andır.
Kasanın kendisi de bir yüzey değil bir tuval: bezelinde, kulaklarında, taşıma halkasında ve hatta tokasında, on dokuzuncu yüzyıl Fleurier zanaatkârlarının geliştirdiği kabartma bitki ve yaprak desenli Fleurisanne tekniğiyle tamamen elle oyulmuş motifler var. Tek bir saatin bu oymacılığı yaklaşık yüz otuz saat sürüyor.
format_quote"Ayağınızın altındaki her şey hareket ediyorsa, pusulanız artık bir cihaz değil bir alışkanlıktır."
Hasan Bekmezci
Saati ters çevirdiğinizde asıl sürpriz orada. Arka yüzdeki merkezden kaydırılmış kadran metalden değil, taştan: Bovet’nin sahibi olduğu Château de Môtiers’den, yani evin kendi şatosundan çıkarılan gerçek taştan kesilmiş. Taş kırılgan bir malzeme; tamamlanan her kadran için altı tanesi atölyenin zemininde parçalanıyor. Yedi denemede altı kayıp veren bir malzemeyi seçmek, verimliliğin değil inadın kararıdır.
O taş kadranın kenarından mekanizmanın kendisi görünüyor: köprüler, çarklar ve balans. Bovet, İsviçre’de çok az evin yaptığı bir şeyi yapıyor ve kendi balans yayını kendi üretiyor; saatin regülatör organı da evin kendi tasarımı. Kadranın üzerinde yazan iki kelime bütün mekaniği özetliyor: sept jours, yani yedi gün. Elden kurmalı manüfaktür kalibre, tek bir zemberek tamburundan tam yüz altmış sekiz saat kesintisiz güç üretiyor ve saatte 21.600 titreşimle çalışıyor. Édouard Bovet’nin dört aylık yolculuğunda aradığı şey de tam olarak buydu: kesintisizlik.
Ve kasa, Bovet’nin patentli Amadeo sistemiyle donatılmış. Hiçbir alete ihtiyaç duymadan birkaç saniye içinde saat çift taraflı bir kol saatine, bir masa saatine ya da verilen zinciriyle bir cep saatine dönüşüyor. Yani tek bir objede dört ayrı saat var. Bunun mümkün olmasının sebebi mekanikte gizli: özel bir koaksiyel ters ibre mimarisi sayesinde zaman hem sanat yüzünde hem de mekanizma yüzünde aynı yönde ve doğru olarak akıyor.
format_quote"Yedi denemede altı kayıp veren bir malzemeyi seçmek, verimliliğin değil inadın kararıdır."
Hasan Bekmezci
Monsieur Bovet Tribute to Edouard Bovet, yalnızca zamanı ölçen bir obje değil; cesaretle açılan bir kalyonun, kutup yıldızıyla aşılan bir okyanusun ve İsviçre zanaatının Doğu saraylarına ulaşan imzasının bilekteki tecellisidir.
İki yüz dört yıllık bir evin bu parçada yaptığı şey de bir kutlama değil bir kanıt: kurucusunun dört saatle çıktığı yoldan geriye kalan tek şey, o saatleri yapan ellerin hâlâ çalışıyor olmasıdır.
format_quote"Bir evin mirası, sahip olduğu tarihte değil, o tarihi üreten ellerin hâlâ çalışıyor olmasındadır."
Hasan Bekmezci