On altıncı yüzyılda Çin’den Avrupa’ya gelen porselen kâseler bir bilmeceydi. İnce, neredeyse saydam, çınlayan ve kırılmadan sıcak su tutabilen bir madde; Avrupa’nın elindeki kaba çömlekle hiçbir akrabalığı yoktu. Fiyatı altınla ölçülüyordu ve kimse nasıl yapıldığını bilmiyordu.
Saksonya kralı bu bilmeceyi çözmek için bir simyacıyı görevlendirdi. Adam aslında altın yapmakla görevlendirilmişti; beceremeyince porselen üretmesi istendi ve yıllarca bir kalede, gözetim altında çalıştırıldı. On sekizinci yüzyılın başında formülü buldu. Aynı kral, komşu bir hükümdara bir bölük süvari verip karşılığında porselen vazolar aldı.
Bir maddenin insanları bu kadar zorlaması, onun göründüğünden farklı olmasındandır. Porselen bir renk değil, bir pişirme rejimidir.
Burada çoğu kişinin karıştırdığı bir ayrım var ve bu saatin bütün hikâyesi o ayrımın üzerinde duruyor. Mine ve porselen aynı şey değildir.
Mine, cam tozunun bir metal plakanın üzerine serilip eritilmesidir. Altta metal vardır, üstte cam; ikisi farklı hızlarda genleşir ve kadran bu yüzden soğurken çatlayabilir. Porselen ise metal içermez. Kil esaslı bir hamurun biçimlendirilip yüksek sıcaklıkta pişirilmesidir; pişerken hamurun içindeki mineraller camlaşır ve madde kendi içinde tek parça hâline gelir.
Sonuç gözle ayırt edilebilir. Minenin beyazı yüzeyde durur ve sert bir parlaklık verir. Porselenin beyazı ise ışığı yüzeyin bir miktar içine alır, birkaç onda milimetre derinlikte dağıtır ve geri verir. Bu yüzden porselen beyazı biraz yumuşak, biraz sütlü görünür. Bir kadranı beş santimetreden izlediğinizde bu fark küçüktür; kol saatinde bütün fark odur.
anOrdain’in yaptığı şey de bu: kadranı gerçekten kilden yapıp geleneksel çömlek fırınında pişirmek. İş Glasgow’daki kendi atölyesinde yapılıyor.
format_quote"Minenin beyazı yüzeyde durur. Porselenin beyazı ışığı biraz içine alır ve geri verir. Kol saatinde bütün fark odur."
Louis Lorent
Porselen kadranın kendine has bir zorluğu var: küçülme. Kil pişerken hacminin bir bölümünü kaybeder ve bu kayıp her karışımda, her fırında biraz farklıdır. Bir tabakta bunun önemi yoktur. Otuz sekiz milimetrelik bir kadranda, milimetrenin onda biri kadar sapma, ibre miline açılan deliğin merkezden kaçması demektir. Bu yüzden kadranlar hedeflenen ölçüden büyük yapılır, pişirildikten sonra ölçülür ve ancak tutanlar kullanılır.
Bir de düzlük meselesi var. Fırında yumuşayan bir disk, kendi ağırlığıyla hafifçe kamburlaşabilir. Kadranın arkasında bir mekanizma var ve ibreler yüzeye paralel dönmek zorunda; bir kamburluk, ibrenin bir yerde kadrana sürtmesine yol açar. Atölye bu yüzden fırın sonrası her parçayı tek tek ölçüyor.
Kadranın üzerindeki rakamlar ise bambaşka bir zanaatın ürünü. Bu saat için özel olarak çizilmişler ve işi yapan kişi bir saatçi değil, bir tipograf: Kia Tasbihgou.
Bir kadranın aslında tipografik bir nesne olduğu çoğu zaman fark edilmez. Elinizde yalnızca on iki rakam vardır, hepsi farklı genişliktedir, hepsi dairesel bir yörüngeye yerleşmek zorundadır ve hiçbiri bir öncekinden daha ağır görünmemelidir. Bir dergi sayfasında harf aralığını düzeltmek için boşluğu açarsınız; bir kadranda boşluk sabittir, çünkü daire sabittir.
Tasbihgou’nun çizdiği rakamlarda uçlar hafifçe kalınlaşıyor ve gövdeler ince kalıyor. Bunun sebebi estetik değil, teknik: porselen üzerine basılan bir çizgi pişerken hafifçe yayılır. İnce çizilen bir rakam fırından doğru kalınlıkta çıkar. Yani bu rakamlar kâğıt için değil, fırın için çizilmiş.
format_quote"Bu rakamlar kâğıt için değil fırın için çizilmiş. Porselen üzerine basılan çizgi pişerken yayılır; ince çizersiniz ki doğru çıksın."
Louis Lorent
format_quote"Bilginin en iyi tarafı budur: bir kez bulunduğunda, artık kimsenin kimseyi hapsetmesine gerek kalmaz."
Louis Lorent
Ölçüler bu saatin en sessiz erdemi. Otuz sekiz milimetre çap, kulaktan kulağa kırk altı milimetre ve on bir milimetre kalınlık; bugünün ortalamasının altında duran, gömleğin altına giren bir kasa. Son yıllarda küçülen saatlere dönüş bir moda gibi konuşuluyor; oysa bu ölçüler yüz yıl boyunca normaldi ve anormal olan aradaki dönemdi.
anOrdain’in mine kadranlı modelleri uzun bir bekleme listesiyle geliyor. Porselen modelin varlık sebeplerinden biri de bu: aynı elden çıkan bir kadranı, sıraya girmeden alabilmek.
Bir kralın bir simyacıyı kaleye kapattığı madde, bugün bir atölyenin fırınında pişiyor ve bir kol saatinin üzerinde duruyor. Bilginin en iyi tarafı budur: bir kez bulunduğunda, artık kimsenin kimseyi hapsetmesine gerek kalmaz.