On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Amerika; yaldızlı çağın hırsları, yükselen burjuvazinin yapay nezaket kuralları ve duman altı kıraathanelerde dönen gizli pazarlıklarla çalkanıyordu.
Cassius Marcellus Coolidge, 1844’te New York’un Antwerp kasabasında doğdu; yakın çevresi ona Kash diyordu ve on dokuzuncu yüzyıl işlerini de bu adla imzaladı. Sadece bir ressam değildi: tabela ressamlığı, bankacılık, eczacılık ve gazete yayıncılığı yaptıktan sonra dönemin en aranan illüstratörlerinden birine dönüştü. Bir insanın mesleklerinin listesi, bazen onun ne kadar dikkatli bir gözlemci olduğunun listesidir.
Coolidge o dönemin erkekler kulüplerine, dumanlı arka odalara baktığında şunu gördü: takım elbiseler giymiş, puro tüttüren, yüzlerine stoik ve ciddi ifadeler takınmış adamlar. Masada birbirlerini dolandırmak, blöf yapmak ve rakibinin son kuruşunu almak için sinsi planlar yapıyorlardı. İnsanlık kendi kibrini strateji ve centilmenlik adı altında yüceltiyordu.
Kash’in zihnindeki o sarsıcı kıvılcım tam bu noktada çaktı: bu adamlardan elbiselerini ve beyefendi unvanlarını çıkarsam, geriye ne kalır?
Coolidge, masadaki adamların yerine Saint Bernard’ları, inatçı bulldogları ve sinsi terrierleri oturttu. Köpek; doğası gereği sadakatin, içgüdünün ve katıksız dürüstlüğün simgesiydi. Onlara puro verip ellerine iskambil tutturarak insanın en kirli dürtülerini, açgözlülüğü, hilekârlığı ve kurnazlığı bu hayvanların üzerine giydirdi.
Bu fikir bir gecede doğmadı. Coolidge daha 1880’lerde çok panelli mürekkep karikatürlerinde silindir şapkalı adamların birbirini nasıl ezdiğini çiziyordu; 1895’te ise dudak izleriyle kaplı bir bulldog portresine şu başlığı koydu: Ben kötü bir köpeğim, sen nasıl bir köpeksin? Cümle bir hayvana değil, karşısındaki insana soruluyordu. Bir sanatçının en keskin sorusu, çoğu zaman tuvalin dışına sorduğu sorudur.
Serinin en bilinen hâli 1903’te geldi. Brown & Bigelow adlı reklam şirketi, puro tanıtımı için Coolidge’den on altı yağlıboya sipariş etti; Dogs Playing Poker adıyla anılan bu on altı tablo, ressamın adını taşıyacak asıl yük oldu. En çok çoğaltılan tablo Zor Günde Bir Dost’tur: masanın altından ayak parmaklarıyla arkadaşına as paslayan bir bulldog. İnsanın dostluk ve centilmenlik söyleminin arkasındaki riyakârlık, tek bir fırça darbesiyle, çenesinden salya akan bir köpeğin sırtına yüklenmişti.
Coolidge’in ikinci resti yüksek sanata çekilmişti. Kasvetli, elitist, müze odaklı tablolara karşılık o; işçinin, bar müşterisinin ve sıradan halkın anlayacağı popüler bir dil kurdu. Tablolar müze duvarları için değil takvim kâğıtları, tütün reklamları ve mahalle meyhaneleri için çizilmişti. Yüz yıl sonra hangi tabloların o duvarlarda kaldığını hatırlamak gerekir: bir eserin kaderini asan duvar değil, önünde duran kalabalık belirler.
format_quote"Bir sanatçının en keskin sorusu, çoğu zaman tuvalin dışına sorduğu sorudur."
Hasan Bekmezci
İşte Konstantin Chaykin ve Svend Andersen, Joker Automaton’un arka kapağını tasarlarken Coolidge’in bu yüz yıllık resti aldılar.
Saatin ön yüzü zaten bir yüz: saat 2 ve 10 yönündeki iki sayaç aynı zamanda iki göz olarak çalışıyor, pupillalar saati ve dakikayı gösteriyor. Burnun yerinde Andersen Genève’in amblemi, gözlerin üzerinde Chaykin’in imzası duruyor. Saat 6 yönündeki o sarkık kırmızı ağızdan çıkan dil ise bir şaka değil, ay evresi göstergesi. Bir komplikasyonu bir yüz ifadesine dönüştürmek, saatçilikte mizahın en pahalı biçimidir.
Asıl sahne arkada. Andersen’in yıllar önce geliştirdiği Eros otomat mekanizması, bu kez bir poker masasına uyarlanmış. Masada dört karakter var: yeşil saçlı Joker, silindir şapkalı ve tek gözlüklü Penguen, kızıl saçlı ve yeşil eldivenli bir kadın figürü ve arkalarında sakince duran bir çoban köpeği. Kasadaki düğmeye bastığınızda hepsi hareket ediyor; eller kartları dağıtıyor, gözler kayıyor ve kadın masadaki fişlerin bir kısmını usulca kendine çekiyor.
Coolidge insanın riyakârlığını köpeklere giydirmişti; Andersen ile Chaykin o masaya bu kez insanı değil insanın çizgi roman karikatürlerini ve bir köpeği oturtarak halkayı kapattı. Yüz on beş yıl arayla iki eser, aynı cümleyi kuruyor: masadaki en dürüst yaratık, kart tutmayan olandır.
format_quote"Bir komplikasyonu bir yüz ifadesine dönüştürmek, saatçilikte mizahın en pahalı biçimidir."
Hasan Bekmezci
Coolidge’in on dokuzuncu yüzyıl tütün kokan oda köşelerinde attığı o kahkaha, yirmi birinci yüzyılda Cenevre ve Moskova’nın iki bağımsız ustasının elinde mekanik bir otomata dönüştü.
Masada herkes birbirine blöf yapabilir; ama arka kapaktaki çarklar döndükçe kazanan daima zamanın kendisi olur.
format_quote"Masada herkes birbirine blöf yapabilir; ama çarklar döndükçe kazanan daima zamanın kendisi olur."
Hasan Bekmezci