Evrenin hiç haritalanmamış, soğuk ve ıssız bir tenhasında, ömürlerinin sonuna gelmiş iki nötron yıldızı duruyordu. Uzay zamanın dokusunu geren bu iki kütle, birbirinin çekimine kapılmış amansız bir trajedinin başaktörleriydi. Kaçınılmaz bir kaderin kucağında, karanlıkta birbirlerinin etrafında dönmeye başladılar. Her dönüşte biraz daha yaklaşıyor, uzay zamanı hıçkırıklar gibi dalgalandırarak sonlarına doğru ivme kazanıyorlardı.
Ve nihayet kaçışın imkânsız olduğu o son an geldi. İki ölü dev, akıl almaz bir hızla birbirinin kollarına atıldı.
O sarılış, evrenin gördüğü en vahşi kıyametlerden birini doğurdu: bir kilonova. Işığın ve maddenin kör edici bir çığlıkla patladığı o an, şiddet ile yaratılışın sınırı ortadan kalktı. İki yıldızın son nefesini verdiği o akkor fırında, hızlı nötron yakalama süreci adı verilen bir simya gerçekleşti. Serbest nötronlar saliseler içinde atom çekirdeklerine kenetlendi, çekirdekler taşıyabileceklerinden fazlasını yuttu ve bozunarak yukarı tırmandı. Periyodik cetvelin ağır ucundaki elementler o birkaç saniyede kuruldu; altın, platin ve aralarında en ağırı, en mağruru: osmiyum. Evrende bir şeyin ağır olması için önce bir şeyin ölmesi gerekir.
Işık hızına yakın bir süratle kozmik karanlığa fırlatılan bu tozlar milyonlarca yıl süzüldü, ta ki henüz erimiş bir küre olan genç Dünya’nın kucağına düşene kadar. Osmiyum demire tutkun bir elementtir; gezegen katmanlarına ayrılırken erimiş demirle birlikte çekirdeğe doğru battı. Bugün insanlığın eline geçen kırıntılar ise yüzeye yakın kalabilmiş cevherlerden gelir: platin ve nikel filizlerinin rafine edilmesinden arta kalan, milyonda birkaç parçalık bir bakiye. Yeryüzünün en nadir metali, aslında yeryüzüne ait bile değildir.
Milyarlarca yıl önce yaşanan o yıldızlararası trajedinin izi, bugün Hublot’nun füzyon anlayışıyla bir bileğe taşınıyor.
Osmiyum ham hâliyle bir saate girecek malzeme değildir. Platinden yoğun, çelikten sert ve işlenmesi son derece zor bir metaldir; toz hâlinde son derece tehlikelidir. Hublot bu yüzden onu doğrudan kullanmıyor: Valais’li İsviçreli bilim insanlarıyla geliştirilen bir süreçte osmiyum kristalleştiriliyor, yani atomları düzenli bir kafese oturtularak stabil hâle getiriliyor. Kristalleşen metal, ham hâlindeki gri kütleden çok başka bir şeye dönüşüyor: ışığı kıran, buz mavisi ile gümüş arasında mekik dokuyan bir yüzeye. Bir malzemeyi ehlileştirmek onu zayıflatmak değil, ona bir düzen vermektir.
Kadran işte bu kristalleşmiş osmiyum kıymıklarıyla, aralarına yerleştirilen rodyum kaplı parçalarla kuruluyor. Sonuç, adını da açıklayan bir görüntü: çarpma. Kadran kırılmış bir cam gibi, düzensiz köşeli parçalara ayrılmış; kimi parça ışığı yutuyor, kimi kıvılcım gibi geri veriyor. Çarpışan iki yıldızın donmuş birer gözyaşı gibi.
format_quote"Evrende bir şeyin ağır olması için önce bir şeyin ölmesi gerekir."
Hasan Bekmezci
İki yıldızın mahvoluşundan kalan bu bakiyeyi korumak için opak bir altın ya da çelik kasa yetersiz kalırdı. Hublot, kırk iki milimetrelik tonno kasayı tamamen sentetik safir kristalden yontmuş. Elmastan hemen sonra gelen bu sert ve şeffaf malzeme, kadrandaki donmuş felaketi camdan bir lahit gibi her açıdan açığa çıkarıyor. Kasa on dört virgül iki beş milimetre yüksekliğinde, elli metre su geçirmez ve Hublot’nun imzası olan H biçimli vidalarla kapatılmış. Bir kasayı şeffaf yapmak, saklayacak hiçbir şeyin kalmadığını ilan etmektir.
Safir kalkanın ardında, iskeletlenmiş HUB1770 kalibresi atıyor. Otomatik kurmalı; 288 parçadan kuruluyor, 27 taş taşıyor, saatte 28.800 titreşimle yani 4 Hz ile çalışıyor ve tam kurulduğunda elli saat veriyor. Kadranda iki gösterge var: saat 1 yönünde çift diskli büyük tarih ve saat 6 yönünde bir pencereden görünen ay safhası. Fazlası yok; bu kadranda üçüncü bir komplikasyona yer de yok, çünkü asıl gösteri malzemenin kendisi.
Kayış beyaz astarlı kauçuk, tokası titanyum katlanır. Referans 647.JX.0106.RW.IMP26 ve seri otuz adet; fiyat doksan beş bin İsviçre frangı, yani yüz on iki bin iki yüz euro bandında.
format_quote"Bir kasayı şeffaf yapmak, saklayacak hiçbir şeyin kalmadığını ilan etmektir."
Hasan Bekmezci
Hublot Spirit of Big Bang Moonphase Impact, yalnızca zamanı ölçen bir obje değildir. O; milyarlarca yıl önce uzayın karanlığında birbirine sarılarak yok olan iki ölü yıldızın kederli çığlığını, safir kristalin şeffaflığında bileğinizle buluşturan bir uzay zaman mührüdür.
Ve şu ironiyi taşır: kolunuzdaki en pahalı malzeme altın değil, altınla aynı fırında doğmuş ama ondan çok daha az bulunan bir kırıntıdır. Nadir olan, değerli olduğu için değil; onu üretecek felaketin çok seyrek yaşandığı için nadirdir.
format_quote"Nadir olan, değerli olduğu için değil; onu üretecek felaketin çok seyrek yaşandığı için nadirdir."
Hasan Bekmezci