Amazon yağmur ormanlarının balta girmemiş tavanında, devasa ceiba ağaçlarının en yüksek dallarında tünemiş bir canlı yaşar. Latin Amerika’nın halk anlatılarında o yalnızca bir kuş değil; Güneş’in ilk ışıklarını orman tabanına indiren haberci, gökle yer arasında mekik dokuyan bir aracıdır. Anlatılara göre gökyüzü fırtınayla karardığında Tukan o azametli gagasıyla karanlığı yırtar ve ormana rengi geri getirir.
Bir kuşun hikâyesi, o kuşun anatomisini anlamadan yarım kalır.
Tukan, yeryüzündeki en şaşırtıcı tezatlardan biridir. Vücuduna oranla neredeyse orantısız görünen o devasa gaga, ilk bakışta ağır bir zırh sanılır. Oysa gaganın dışı ince bir keratin kabuktan, içi ise bal peteğine benzeyen bir kemik kirişler ağından oluşur; aralardaki boşluklar hava ve zarla doludur. Sonuç, gagayı hem neredeyse ağırlıksız hem de bir dala çarptığında ezilmeyecek kadar sağlam kılan bir yapıdır. Hafiflikle sağlamlık normalde birbirinin bedelidir; burada ikisi aynı organda barışmıştır.
Dahası bu gaga sadece bir alet değil, bir radyatördür. Kuş, gagasındaki damar ağına giden kan akışını açıp kapatarak vücut ısısını yönetir: tropik sıcakta fazla ısıyı gagadan dışarı atar, gece serininde ise akışı kısıp ısıyı içeride tutar, uyurken gagasını sırtına yatırıp bir battaniye gibi kullanır. Terlemeden serinlemenin bir yolunu bulmuş bir canlıdan söz ediyoruz.
Bu düzenin kendi kendine ortaya çıktığını söylemek, bir radyatörün tesadüfen bir kuşun yüzüne monte olduğunu söylemektir. Hafifliği, sağlamlığı ve ısı yönetimini tek bir organda buluşturan hesap, o organı taşıyan canlının kendi aklının ürünü olamaz. Tukan bir tasarımın sonucu, gagası da o tasarımın imzasıdır.
Gucci G-Timeless Métiers d’Art, işte bu kuşu saatçiliğin merkezine yerleştirerek zamanı ormanın kalbinde atan bir canlıya dönüştürür.
Kadrandaki tukan bir baskı ya da sıradan bir boyama değildir; ve zanaatın asıl sürprizi kuşta değil, kuşun arkasındaki zeminde saklıdır.
O yeşil ve turkuaz dalgalar mine değil, gerçek kuş tüyüdür. Zemini Fransız tüy sanatçısı Nelly Saunier kurdu. Saunier yalnızca doğal yolla dökülmüş tüylerle çalışır; hiçbir kuş bu iş için rahatsız edilmez. Her tüy tonuna ve dokusuna göre tek tek seçilir, jiletle inceltilir, milimetrenin altındaki parçalara kesilir ve sedef kadranın üzerine sırayla yatırılır. Yakından bakıldığında tüylerin lifleri hâlâ görülür; ışık kadrana her açıdan farklı vurduğu için o yeşil, bir yapraktan çok canlı bir kanadı andırır. Bir kadranı boyamakla kaplamak arasındaki fark, ışığın nereden geldiğini kimin belirlediğidir.
Tukanlar ve önlerindeki tropikal yapraklar ise oyulmuş ve üzerine boyanmış sedeften. Sedefin kendi katmanları ışığı içten geri verdiği için gagadaki turuncu, sarı ve kırmızı geçişleri boyanın yüzeyinde kalmaz; taşın derinliğinden çıkar. Kadranda tek bir kuş da yok: büyük tukanın hemen altında, yaprakların arasından ikinci ve daha küçük bir kuş bakıyor. Saat 9 yönünde, tourbillonun kenarına düşmüş mor bir çiçek, bütün bu yeşilin içindeki tek sıcak nokta olarak duruyor.
format_quote"Bir kadranı boyamakla kaplamak arasındaki fark, ışığın nereden geldiğini kimin belirlediğidir."
Hasan Bekmezci
Tukanın o kütlesel görünen ama neredeyse ağırlıksız gaga mucizesi, saatin mekaniğinde karşılığını bulur. Saat 12 konumundaki tourbillon üstten bir köprüyle bastırılmamış; kafes, tıpkı kuşun orman tavanında ağırlıksızca süzülmesi gibi havada asılı duruyor. Ve o kafesin üzerinde Gucci’nin ikonik yıldızı var: pırlantalarla mıhlanmış, kafesle birlikte dakikada bir tam tur atan bir yıldız. Kadranda saniye ibresi yok; saniyeleri o yıldızın kendi dönüşü sayıyor. Bir komplikasyonu görünür kılmak kolaydır; onu sahnenin bir parçası yapmak başka bir şey.
Kasa kırk milimetre çapında ve beyaz altın. Bezele ve kulaklara mıhlanmış berrak pırlantalar, yağmur ormanına yaprakların arasından süzülen sabah şebnemlerini simgeler; tourbillon açıklığının çevresi de aynı taşlarla halkalanmış. Arka kapak gravürlü, kayış ise kadrandaki mavi tüylerin tonunu bileğe kadar indiren lacivert timsah derisi. Bir mücevher saatinde taşın işi parlamak değil, bakışı doğru yere götürmektir.
Bu kadran Gucci için bir icat değil, bir hatırlatma: ev bu koleksiyonda kendi arşivine, on yıllardır ipek eşarplarına bastığı orman ve hayvan desenlerine dönüyor. Aynı ailede turnalı, kaplanlı ve 1966 tarihli Flora desenini yeniden yorumlayan başka üç kadran daha var; dördü de kırk milimetre ve dördünde de tourbillon saat 12’de duruyor. Bir moda evinin arşivi, bazen bir manüfaktürün en sağlam sermayesidir.
format_quote"Bir komplikasyonu görünür kılmak kolaydır; onu sahnenin bir parçası yapmak başka bir şeydir."
Hasan Bekmezci
Gucci G-Timeless Métiers d’Art, tukanın o mağrur duruşunu bileğe taşırken bize zamanın fani bir sayı olmadığını, her nefeste yeniden kurulan canlı bir sanat eseri olduğunu hatırlatır.
Ve şunu da: bu kadranda kullanılan tüyler bir kuştan koparılmadı, o kuşun kendi bıraktığı yerden toplandı. Bir sanat eserinin en zarif tarafı, bazen neyi yapmadığıdır.
format_quote"Bu kadranın tüyleri bir kuştan koparılmadı, kuşun kendi bıraktığı yerden toplandı. Bir eserin en zarif tarafı, bazen neyi yapmadığıdır."
Hasan Bekmezci